şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: positive vibes only)

    diyen insanlardan kacarim ben aga. kendi derdini, acisini anlamamis, cozmeyi ogrenmemis ve karsindaki insan aci cekerken "ben yanindayim" diyemeyecek, "bosver" diyecek veya kacacak olan insanla yakin arkadas hayatta olmam.

    en sevdigim insanlar, dert yasamis, ogrenmis, guclenip bugun seni dinleyebilen ve yoruldugunda basini omzuna yaslamak icin izin veren insanlar. cunku biliyorlar ki, bir kere aglasan, icini doksen duyuldugunu anlasan sen kendi ayaklarin uzerinde durabilirsin, o destege ihtiyacin var o an sadece. ondan sonra donup "bosver" diyebilirsin karsilikli. baktin hep onun omzuna yaslanmaya calisiyosun, e o zaman kacar tabi, ona bir sey diyemem. ama karsilikli dinlenemedigin, derdini anlatip duyulamadigin bir iliskiyi istemem hayatimda. cunku ben de oyle biri degilim.

    aglarim da gulerim de. uzulurum de sevinirim de. insanim ben. her duygu, her zorluk her zaman var.

    asiri pozitif takilan insanlar, derin bir aciyi bastirmak icin yapiyorlardir. onu bi nebze anlarim, daha iyisini bileseler yaparlardi sonucta. ama daha iyisi sunuldugunda, iyilesmek varken hala ayni 'kacma' yoluna gidiyolarsa ve sen normal bir insan olarak derdin varken sana 'sorunlu' muamelesi yapip, kendilerini 'ustun' irk gibi gorup oyle iletisim kuruyorsa kendine yalan soyluyordur, inkar ediyordur. kendine durust olmayan sana durust olamaz. ve en onemlisi, kendi acisini anlamayan cozemeyen, baskasinin acisini goremez ve empati yapamaz. ve ona kendi acisini hatirlattigi zaman da donup sana ofke kusabilir, seni asagilayabilir, 'kendini her seyden ustun gorerek' basa ciktigi icin hayatindaki acilarla. ve canin yanarken donup bir de o canini acitabilir bu yuzden. o yuzden hayatta guvenmem.

    su hayatta guvenecegim tek insan tipi acisini bilip cozebilen anlatabilen, kendine ve baskasina durust olabilen seffaf insanlardir. gozlemim, "pozitif" lik aslinda inkar mekanizmasi olarak kullaniliyor bu lafi diyen insanlar icinde. yoksa gercekten super sevgi dolu, merhametli olduklarindan degil. aksine katlanamadiklarindan yani, kendileri gelisip, buyumediklerinden. cocuksu bir sekilde acisinda kalmis ama bunun farkinda olmadan aksini iddia eden insandan korkarim ben, cunku donup senin acini sana karsi kullanmakta cekinmez. stres karsisinda yontemleri ilkeldir, vahsidir. hic izin vermemis ki stresle dost olmak icin kendine... sana nasil nazik davransin?

    ama acisini yasamayi cozmeyi ogrenmis olsa, hem seni duyar gorur hem de elinden tutabilir. o dert ortagina can kurban. 'pozitifler' inkar balonunda 'pozitif' olmaya devam edebilirler... ben gercegin ne oldugunu biliyorum, gerceklikte yasiyorum en azindan. "pozitif" olmasam da hergun, insanim. buyuyorum, ogreniyorum, uzuluyorum, degisiyorum, gelisiyorum ve hayatin her rengini gormek icin cabaliyorum ve dolu dolu yasiyorum duygularimi. ne hep mutsuzum, ne hep mutlu. ikisi de yani.

    kronik mutsuzlar nasil can sikici ise kronik mutlular da madalyonun obur yuzu aslinda.

    bu arada bu konuda brene brown'in cok guzel bir konusmasi var, 'vulnerability' uzerine. insan yumusak karnini gosterebildigi zaman karsindaki de aynisini yapabiliyor ve guven duygusu o anlarda olusup, buyuyor. onun olmasi icin de duygularini oldugu gibi benimseyip, anlatabilmen gerek; inkar etmeden. turkce altyazisi da var bu konusmasinin "the power of vulnerability | brené brown" https://www.youtube.com/watch?v=icvmsmzlf7o
  • “ - senin kollarından birini koparacağım pollyanna!!!
    - olsun. bir tane daha var. :))”

    yukarıdaki diyalog ile özetlenebilecek kavramdır. toksik iyimserlik olarak da çevrilebilir türkçeye.

    psikolojiden bihaber kişisel gelişimcilerin “olumlu düşün, olumlu olsun” dayatmalarını bilirsiniz. “evren’e pozitif enerji gönder!” çat, “kötüyü çağırma!” çut. insanların kafasına vura vura onları mutlu etmeye çalışırlar. çevrenizde “senden daha kötülerini yaşayanlar var, şükret biraz!” diyen öğütçü tipler vardır mesela. esasında fayda sağlamaktan çok sizi daha büyük karamsarlıklara sevk ettiklerini bilmezler. veya günümüz sosyal medyasını ele alalım. herrrrrkes mutlu. hepsi güne sabah sporlarını yaparak başlamış, kahvelerine krema değil serotonin katılmış adeta, başaracaklarına inandıkları için her şeyi başarmışlar falan. hayır, bunların çoğu sahte mutluluklar. ve siz tüm bunlar yüzünden içinizdeki olumsuz duyguları bastırmak, güçlü görünmek zorunda değilsiniz. onlar gibi mutlu olamadığınız için zayıf hiç değilsiniz.

    psikolojide duygular iyi veya kötü diye bir ayrıma tabi tutulmazlar. hepsinin bizim için bir işlevi vardır. sağlıklı olan onların farkında olmaktır. mutluluk kadar üzüntüyü, öfkeyi, tiksintiyi vs. kabullenmek, size anlatmaya çalıştığı şeyleri fark etmek gereklidir. duyguları bastırmak, yok saymak, olmadığınız bir ruh halini yansıtmaya çalışmak ise depresyon başta olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığa davetiye çıkarmak demektir. çünkü siz yok saydığınızda o duygu yok olmaz. içinizde bir yerlerde kalır, siz bastırdıkça üstüne eklenir ve giderek büyür. ve bir gün çok daha güçlenmiş bir şekilde açığa çıkar.

    holokost mağduru bir psikiyatrist olan viktor frankl’ın geliştirdiği trajik iyimserlik diye bir kavram var. acının, kaybın, üzüntünün vs. farkında olmak ve onları kabullenip içselleştirerek anlamlı hale getirmek olarak açıklayabiliriz bu kavramı. toksik iyimserlikten ayrıldıkları nokta tam da acıya karşı aldıkları tavırda yatıyor. toksik iyimserlik acıyı yok sayıp etrafından dolaşmaya çalışırken trajik iyimserlik acının tam ortasından geçiyor. ve ondan öğrendiklerini kişinin benlik gelişiminde bir araç olarak kullanıyor. ölmek üzere olan bir insanın yanında durup elini tutan kişi örneğinin temelinde bu anlayış yatıyor. kurtaramasa dahi onun son nefesinde yalnız kalmamasını sağlamak, acısını görmek ve bunu paylaşmak, sonra da o acıyı kendi öğretisinin bir parçası yapıp yoluna devam etmek yaşanan travmayı daha anlamlı hale getiriyor. beraberinde de acıya rağmen umudu sürdürme çabasını kuvvetlendiriyor.

    sonuç olarak acıya, üzüntüye, kayıplara karşı dayanıklı olmanın yolu bunlardan kaçmak, bunları inkar etmek ve sürekli olumlu şeylere odaklanmaktan geçmiyor. tam aksine, olumsuzluğu bilmek, kabullenmek ve onunla yüzleşip dersini alarak yoluna devam etmekten geçiyor. bunun için de önce duygularınıza kulak vermelisiniz. üzüntünüzü, korkunuzu, endişenizi hissetmek için kendinize izin verin, size anlatacakları çok şey var.
  • beni cidden delirten, hayatın içinde olan ve bazen yaşamamız gereken hatta yaşamayıp bastırdığımızda kafayı yedirtcek tüm olumsuz duyguları red eden, denge kurmak yerine hep yapay mutluluk icra etmeye çalışan tiplerin ruh hali.

    mutlak mutluluk yoktur. rol yapmayın, devamlı olumlu olmaya çalışmak stratejik bir mutluluk getirir. insanın ihtiyacı olan ise yapay değil doğal mutluluktur.

    salın bi ya of.
  • sürekli pozitif duygular içinde olma, pozitif görüntü verme, negatif duyguları bastırma ve ifade etmeme gibi içtenliksiz, insan doğasıyla bağdaşmayan ve nihayetinde zararlı çabalar.
  • kişisel gelişim rüzgarına kapılanların sanrısı.
    sanıyorum kişisel gelişimini; kendi özeleştirisini yapmak, zarar verdiklerinden özür dilemek, dönüp bir de aynaya bakmak, egosunu törpüleyerek daha makul bir insan olmak vs gibi şeylerle tamamlamak yerine kitaplardan okudukları ile yol almaya çalıştıkları için bu kadar göze ve gönle batıyor.

    toksik pozitifliğin, türkiye'de zannımca en bilinir örneği
    nil karaibrahimgil'dir.
  • hayal kırıklığını veya üzüntüyü ifade ettiğinizde, biri size “mutluluk bir seçimdir” der. bu, olumsuz duygular hissediyorsanız, mutlu olmayı “seçmemenizin” kendi hatanız olduğunu gösterir.
    bu tür ifadeler genellikle iyi niyetlidir - insanlar başka ne söyleyeceklerini bilmiyorlar ve nasıl empati kuracaklarını bilmiyorlar. yine de, bu tepkilerin zararlı olabileceğini bilmek önemlidir.

    en iyi ihtimalle, bu tür ifadeler, başkalarının duygularıyla uğraşmak zorunda kalmamanız için sizi kancadan kurtaran basmakalıp sözler olarak ortaya çıkar. en kötü ihtimalle, bu yorumlar genellikle inanılmaz derecede zor durumlarla uğraşan insanları utandırır ve suçlar.

    toksik pozitiflik, insanları, karşılaştıkları şeylerle başa çıkmak için ihtiyaç duydukları gerçek destekten mahrum bırakır.
  • bunu yapan insanlar genelde yaptıkları hataları üzerlerine asla alınmazlar. başlarına gelen her şey başkalarının veya evrenin kendilerine oynadıkları bir oyundan ibarettir. egoları o kadar yüksektir ki vicdanlarının sesini bastırmak için olumlama, pozitif yaklaşım gibi kişisel gelişim saçmalıklarına yönelirler. kendileri delirmemek için etrafındakileri delirtmeyi tercih ederler.
  • deniz özturhan'ın şu podcastinde işlediği konu.

    44 bölüm boyunca deniz benim gözümde yükseldi, yükseldi ve yukarıda şu diyerek linkini verdiğim bölümde bir anda düştü.
    niye öyle oldu ya?
hesabın var mı? giriş yap