şükela:  tümü | bugün
  • başlığı böyle açınca da sanılıyor ki astsubaylar sorun yaratıyor. olay çok karmaşık. öyle ki tsk'nın üç kanseri içinde en eskisi, en çok sıkıntı çıkaranı ve bence ordunun belini en çok kıranı bu.

    astsubaylık denilebilir ki şu anda olduğu haline 1908 civarında yerleşmiştir. ondan öncesini kazarsanız da 1830lara kadar kimi uygulamaların devamını bulabilirsiniz. kimdir nedir bu astsubay, ne iş yapar, askerde ona buna "ızdırap olmak" tan başka bir mevhumunu bılıyor musunuz? gördünüz mü?

    merak edenler için tarihçe. çok fazla özet geç diye mesaj alıyorum. okumak istemeyen kendi geçsin.

    * 1821 yılı öncesinde astsubaylık görece bir veteranlık / gazilik payesiydi. yaşlı askere çavuş deniyordu. görmediğiniz bir yerde hop osman çavuş dense kafanızda sakallı yapılı katmerli enseli görmüş geçirmiş ve dahası savaş görmüş yaşlı ve deneyimli bir asker imgesi belirirdi. yeniçeri ocaklarında misal alay seviyesinde olan ortalarında (bkz: yeniçeri ortası) bir ağa (günümüzde albay'a tekabül etse) alayını 4-5 çavuşla idare ederdi. yeniçeri çavuşları bugünün astsubaylarına dönemdaşı diğer ordulardan daha çok benziyor desek yeriydi zira ikisi de profesyoneldi bunların.

    * asakir i mansure ordusunda çavuşluğun üniforması değişmiş ama yaş ve deneyim konusundaki ağırlığı değişmemiştir. çavuş askeriyenin hep en yaşlı en deneyimli askeriydi. ama zabiti değildi. ağalık gitmiş gıcır gıcır kolalı lacivert üniformalar gelmişti bu dönemde. osmanlı ordusunda 1878'ye kadar komuta kademesinde köklü bir değişiklik görmeyiz. fransızlar'ın gelişi sonrası ordudaki avrupalılaşma 93 harbindeki feci hezimetten sonra daha da hızlanarak sürer.

    * sonra 1882'de almanlar gelir. kress von kressenstein, colmar von der goltz, liman von sanders gibi paşalar ve türk ordusunu baştan şekillendirmeye başlarlar. türk astsubayı burada zabitan sınıfından ilk kez kesin kurallarla ayrılır. alman imparatorluk ordusunda nco rütbeleri yani subay altı erbaşlar profesyonel de olsa ceza taburunda da olsa asker* olarak işlem görür. zira imparatorluk ordusundaki alman subayların önemli bir kısmı nobiliteden / soylu ailelerden gelen von soyadlı subaylardan oluştuğu için kendileri köylü addettikleri (çoğu rütbesiz askeri hırsız it kopuk da addederdi, nitekim prusya ordusunda bir yere kadar haklıydılar) askerlerle aynı ortamda bulunmayı pek istemiyorlardı. alman ordusu subaylara ve erlere ayrı tesisler inşa eden (genelevlere kadar) ilk dünya ordularından biridir. bu uygulamanın günümüze kadar sarkmış uygulaması için (bkz: erbaş ve er gazinosu)

    * almanlar modernize etmeye geldikleri osmanlı ordusuna bakarlar ki bir subay kültürü tam olarak oluşmamış. subaylar erlerle aynı karavanaya kaşık sallıyor, ekmeği hakkı çavuş dağıtıyor, duayı kaymakam ediyor falan. öncelikle keskin bir subay astsubay ayrımına gitmek isterler. en çok şaşırdıkları şeylerden birinin subaylar arasındaki alaylı sayısının, yani bir mektebe akademiye gitmeden askerliği başından sonuna kıtada öğrenerek subay olanların yüksekliğidir. türk ordusunun cephe pratiği o sıralarda inanılmazdır. günümüzde alaylı subaylar, yani battlefield commission örneğin amerikan ordusunda azizlik mertebesinde bir şeydir. pratikte çok az insan er olarak askere başlayıp subay olabilmektedir. neyse, almanlar hemen mektepli sayısını alaylılara eşitlerler. mektepli / harbiyeli subayların ortama yüklü miktarda girmesiyle de subay astsb arasında keskin bir ayrım başlar.

    * onbaşı / gefreiter sanırım bu aralar ortaya çıkan bir rütbedir. alman eğitim kılavuzlarına tscheaousch olarak girmiş çavuş rütbemize de dokunmazlar. onlara göre bu bir unteroffizier'dir. literal olarak çevirisi astsubay olan bu terim daha sonra kıdemli çavuştan başçavuşa kadar koskoca bir kategoriye adını verecektir. astsubay teriminin isim babası böylece almanlardır.

    * 1908 yılına gelindiğinde modernizasyon meyvelerini vermiş o yıllarda 5 yıl süren zorunlu askerlik neticesinde de ilk profesyonel / mektepli astsubaylar görülmeye başlanmıştır. isimleri de küçük zabit olarak bilinir. selanik edirne beyrut erzincan gibi osmanlı ordu komutanlıklarına nispeten yakın yerlerde açılan okullarda (gedikli küçük zabit izhari mekteplerinde) hızlıca bir eğitimden geçerek kıta görevlerine verilirler. ancak çavuş halen büyük oranda bir saygı mertebesidir. çavuş hep alaylıdır. sözü geçen yaşlı askerdir çavuş. bunun da yanında bu yıllarda komutanın elini kirletmeyeceği şeylere koşuşturan bir otorite olmaya başlamıştır. koskoca cihan harbi ve kurtuluş şavaşında da bu durum değişmez.

    * 1924 yılında çavuş ve küçük zabitleri çavuş ismi etrafında birleşir. bunlar gedikli erbaş olurlar. yaptıkları iş günümüz astsubaylığıdır. 1950 yılında yapılan düzenlemeyle de bu sınıf astsubay adını alır, okulları da astsubay sınıf veya hazırlama okulu olur.

    * astsubay bu şekilde alaylı askerlerden gelen bir geleneği, tepeden kaktırılan bir mektepliliği, asla kopamadığı erler ile kendisini zamanında terkeden subayları arasında sıkışıp kalmış bir garip sınıf olarak günümüze gelmiştir. bugün tsk'nın çok ciddi bir yükünü üstlenirler, üzerlerine zimmetlenen meblağlar trilyonları bulur, pisliği halı altına süpüren ortalığa çeki düzen veren hep kendileridir. ancak tek bir şeyden yoksun bırakılmışlardır: karakter.

    * türk subayı ile astsubayı arasındaki görev ilişkisi nato'daki yabancı askeri personelin en çok hayret ederek dinlediği şeydir. duydukları zaman inanamazlar. ordu içinde uygulayıcı ve uygulatıcı branşların birbirlerine rekabetlerini, birbirlerinin ardından dedikodularını duymuşlardır ama bu derece güvensizliği görmemişlerdir. dış görevlerde özellikle türk astsubayları amerikalı akranlarının ne şartlar ve yetkilerle görev yaptığını gördüğünde özellikle kahrolur.

    * öte yandan türk subayı astsubayı ile birbirinden ayrılamaz bir görev paylaşımı ve iş birlikteliği yapsa da onu bir akranı ve muhatabı olarak asla görmez. görmek istemez. tsk'da subaylar mısırlı elitse astsubaylar onlara göre israiloğullarıdır. çok yararlı ama bir nevi köle ırkıdır. subaylık subaylar için kendilerinden başka herkese göre ulaşılmaz olan ve öyle de kalması gereken bir kademedir. bunu ispatlayacakları bir numaralı hedefleri de genellikle astsubaylardır. astsubay ise subayın kendi başına götünü bile toplayamayacağını düşünerek kendisine gereken önemin asla gösterilmediği kaygısındadır.

    * türk subayını bu durum astsubayların karşısında bir birleşmiş cemaat olma yoluna sevketmiştir. astsb ile subayın koridorda konuştuklarını şakalaştıklarını hoş beş ettiklerini görürsünüz. ama aralarında bir yerlerde o uçurum hep vardır. bu uçurum aralarındaki maaş farkı değildir, özlük hakları değildir, sendika tarzı isteklerin karşılanmayışı değildir. mesele astsubayın ağzıyla anka kuşu da tutsa dün üniversite bitirip bugün asteğmen olmuş çocuktan protokolde geri olmasıdır. mesleğe yıllarını da verse yüzyıllarını da verse önünde aşamayacağı hendekler olmasıdır. subaylar bunu çekememezlik olarak algılar. ama dünyadaki örneklerle kıyasladığınızda astsubaylar bu konuda haksız da değildir.

    * mesela amerikan ordusunda enlisted personnel / nco (onların astsubayları) çok çok çok farklı gelişmiş bir güruhtur. amerikan astsubayı küçük operasyonların lideridir. combat leaders eğitimleri sadece kendilerine yöneliktir. subaylar idari teknik planlama konularında branşlaşırken askerin ciddi anlamda başında astsubaylar vardır. en mühimi de amerikan ordusunda astsubay başçavuş (sergeant major) teğmenin protokolde altında bir rütbeyken pratikte onun allahı bir rütbedir. bir nato binasına en rütbeli subay (general) resmiyle beraber en rütbeli astsubayın da resmi asılır. yani müttefik güçlerde astsubaylık erler ile subaylar arasına sıkışmış bir güruh değil, subaylar x ise astsubaylar y eksenine benzer bir branşlaşma içine girmiş kişilerdir. bir teğmen başçavuşun sözünü kesemez, başçavuş silahını oraya buraya doğrultan genç teğmeni gerekirse alır altına derdest eder, suratına da bağırır, motive de eder. orduya verdiğiniz yıllar ister subay ister astsb asıl geçerli olan para birimidir. on beş yıl hizmet vermiş bir astsubay ile bir subay birbirlerini eşitleri olmasa da denkleri olarak görmelidir. gitmemiz gereken istikamet orasıdır.

    * astsubayların da subaylara karşı tsk'da geliştirdiği savunma mekanizmaları yok değildir. herkesce tescillenmiş olan ast olma hallerini yeri gelir öyle güzel kullanırlar ki apışır kalırsınız. herşey ters gittiği bir anda sizi kurtarabilecek olan bir başçavuş sizin bu yardımı haketmediğinizi düşünüyorsa çenesini kapar. "emirlerinizi bekliyorum komutanım" diyiverir. sonra üsteğmen başınıza ayıklarsınız pirincin taşını.

    * işin komik taraflarından biri astsubayların "sesimizi duyuramıyoruz yüksek komutanlık bizi duyamıyor" şeklindeki çırpınışlarıdır. anlamadıkları için ben açıkça izah edeyim, astsubaylar olarak sesiniz sur düdüğü kadar gürültüyle de çıksa hiçbir komutanlığın sorunun gerçek çözümüne dair bir planı olmayacaktır. zira o paşalar da zamanında düşük rütbeli subay olduğundan konuya dair bakışları oldukça yüzeyseldir. onların gözünde subay olamamış harp okulu kazanamamış (ve bu suçlarının cezasını çeken) anadolu gençleri imajınız hiç bir zaman sönmeyecektir. ve dahası astsubayların sorunlarının amerikalıların deyişiyle "bread and butter" (eften püften) sorunlar olduğu gibi çok yanlış bir bakış açıları olduğunu artık idrak etmeniz gerekiyor. şu gibi haberlere bakarsanız, kuvvet komutanlıklarının ombudsmanlar tayin ederek günlük sıkıntılarınızı dinlemesinin astsubaylığı hakettiği yere ve öneme çıkartacak reformu yapmayı hayal bile etmediklerini anlayabilirsiniz. özetle sizler bu şekilde kalmalısınız ki subaylığın bir anlamı olsun.

    * hava kuvvetlerinde astb'lar çok daha teknik olmalarına rağmen kimi şekil işlemleri adamların canını çok acıtmaktadır. örneğin subaylara verilen altın kaplama iki kanatlı uçucu brövesi astsubaylara tek kanatlı olarak verilir. onlar bunu "bir kanadımız hep kırık" olarak anlatırlar.

    * bu durum nasıl çözülür. öncelikle astsubaylığı keskin sınırlardan arındırmak gerekmektedir. uzmanlık müessesesi bir kere kaldırılmalı, uzman erbaş sadece kontratlı teknik erbaş or-4 yüksekliğine çekilmelidir. bunlarla beraber sözleşmeli er erbaşlar'da astsubaylık sistemine alınmalı ve devam etmek istiyorlarsa her yıl yemin ettirilerek terfi ve özlük haklardan yararlanmalıdırlar. en sonunda profesyonel orduya geçildiğinde rütbesiz erden astsb başçavuşa kadar tüm subay altı kademe birleştirilmelidir.

    * astsubaylar ordunun cefasını çeken ana güruh olduğundan mesleğe 10 yıldan çok emek veren astsubayların bu emekleri orantılı olarak emekliliklerine yansımalıdır. 5 yıl hizmet eden astsubayın üniversite masrafları için karşılıksız burs verilmesi gibi meslekte kalmayı özendirici teşvikler düşünülebilir.

    * subay astsb orduevlerinin ayrılması sorunsalı silahlı kuvvetlerin ciddi çok alakasız ama hep kanayan yaralarından biridir. alman sistemi yerine kanada / amerikan sistemi getirilerek durumu çözmek mümkündür. nato yerleşkelerinde subay orduevi (officer's mess) pahalı bir restorandır. buraya astsubay olarak da girebilirsiniz ama astsubayların oraya gitmemeleri ortamı samimi bulmamalarından kaynaklanmaktadır. astsubayların mess hall'una ise subaylar ciddi anlamda gitmekten çekinir zira orada kendilerine delici bakışlarla bakarlar. astsubaylara "buraya giremezsiniz" demek yerine :

    1- yerleşkeleri değiştirmek zorundasınız. aynı binada bir cam duvarla ayrılmış sb - astsb orduevleri astsubaylığa hakarettir. 50 yıldır iyi bir şey yapmıyorsunuz. bunun sürmesinden hiç de utanmıyorsunuz.

    2- astsb mess hall sistemine karekter vermek zorundasınız. orada adamların astsb olmaktan gurur duyacağı hikayeler panolanır, kendi kapalı devre radyolarını tvlerini çalarlar kendi dedikodularını yaparlar, kendi eğlencelerini tertiplerler. yıllık balolarda ise subay orduevine gidebilmelidirler. subay orduevi lordlar kamarası artık olmamalıdır.

    3- astsb mess hall fiyatları şu anki orduevi fiyatları seviyesinde kalır, sb orduevi fiyatlarını yükseltirsiniz kimse şikayet etmez. hatta astsb kısmından tost yaptırmaya çalışan subay bile görebilirsiniz.

    * astsb kıdemli başçavuş protokolde yarbay gibi olmalıdır. adamın mesleğine sevgisi olacaksa böyle olacak, kendisine güvenini bu şekilde sağlamak durumundayız. öve öve bitiremediğiniz nato'da falan ödül törenlerinde bir albaydan sonra bir sergeant major kürsüye çıkar ve lt col yarbay sırasını bekler. kimse bundan gocunmaz. bizde neden asteğmen bekliyorlar? bu arada protokolde yarbay olarak takdim ettiğiniz mesleğe yirmi küsür yılını vermiş adama yüzbaşı maaşı da veremezsiniz. neyse o.

    * daha geniş çaplı bir reform ile idari işleri subaylara yığarak kıta hizmetlerini astsubaylara vererek ortaya pırıl pırıl bir sınıf çıkarmak mümkündür. kara kuvvetlerinin ana muharip gücü astsubaylardan teşekkül edebilir, kimse itiraz etmez. hatta 16 yıldır muharebe eden astb başçavuş üsteğmen işi öğrenene kadar tim komutanlığını sürdürebilir. sizi başarıya ulaştıracak şey bilgi ve deneyimdir, (sadece) yıldızlar değil.

    * asteğmenliği subaylık rosterinden çıkartarak cw1 seviyesine, ne subay ne astsb, ikisinin tam arasında müstakil bir branşa çevirmek lazımdır. üniversite mezunlarına subay sorumluluğu verilecekse teknik uzman sorumluluğu verilebilir bence kimsenin de başı ağrımaz.

    * özetle astsubaylığı belki 100 yıldır içinde bulunduğu kısır döngüden çıkartarak hakettiği yere çıkarmak subayların homurtuları arasında olacaktır. ama bana öyle geliyor ki ortaya çıkacak tsk'nın yeni yüzü için bunu yapmaya bir kere değil bin kere değer. her yüz subaydan 80'inin bu yazıyı okuyup bana küfredeceğini düşünüyor olsam da tsk'nın akranı silahlı kuvvetler organizasyon seviyesine çekilmesi bence bu şekilde olabilir. reform ihtiyacımız artık marian reformları ölçüsündedir.

    türk silahlı kuvvetlerini bitiren diğer kanserler için :

    (bkz: türk silahlı kuvvetleri'nde kurmaylık sorunu)
    (bkz: türk silahlı kuvvetleri'nde sicil sorunu)
  • gedikli denilen, meslekte uzun süredir var olan astsubaylara göre de ayyuka çıkmış sorundur. astsubay sorunu birçok astsubaya göre sınıf okullarından meslek yüksek okullarına geçiş ile başlamıştır. aslında bu biraz hep konuşulan alaylı/mektepli durumu gibidir. günümüze yaklaştıkça her konuda olduğu gibi bu konuda da kalite düşüşü yaşanmıştır.
  • tsk'nın kanayan yarası olan sorun. tsk'nın lokomotifidirler tabiri caizse ama gel gör ki en çok ezilen bunlardırlar. hayatları sürekli çalışarak geçtiği için en çok deneyimli de astsubaylardır. haklarının iyileştirilmesi tsk'nın yararına olacaktır.
  • hastabakici-doktor, teknisyen-mühendis, hostes- pilot neyse konumu subayin karsisinda budur. resmi yazışma yapmakla, zaten yapmaları gereken görevli işleri yapmakla kimse ordunun belkemiği olmaz. ordunun belkemiği sınıflar , rutbeler degil disiplin, itaat, vatan sevgisidir. kimse buradan kendini matah bi bok sanmasin.
  • dünya edebiyat literatüründe, mazlum dili ve edebiyatı veya mağdur edebiyatı diye bir branş açılsa, açık ara kafaya oynarız.

    bir kere de işinden memnun olan bir meslek dalı göreyim, dişimi kırıcam. herkes mi en çok işi kendinin yaptığını ama buna oranla en az parayı kendinin kazandığını, en çok da kendinin ezildiğini düşünür. ya arkadaş biri de işimi seviyorum. memnunum, içim rahat, vicdanım rahat, maaşımı alıp gece yatağımda görevimi layıkıyla yapıp paramı hak ederek gönül rahatlığıyla uyuyorum desin.

    bak benim 15 kişilik bir teknisyen ekibim var. sorsan memleketi bunlar kurtarıyor, mühendisler bunların yaptığı iş üzerinden edebiyat yapıyor yukarıya.

    bak başçavuş kardeşim. herkes askerlik yapıyor. senin hakkında en iyi yorumu, geçici olarak silahlı kuvvetler mensubu olan, kısa süreliğine teşkilat içinde bulunan er ve erbaşlar yapar. onlar ne diyorsa doğrudur. git çarşıda pazarda bir sor bakalım, sen sorma da başka bir aradaşın sorsun ne diyorlar?
  • general albay'a, albay yüzbaşı'ya, yüzbaşı teğmen'e, teğmen bascavus'a, başçavuş uzmançavuş'a sonra hepsi beraber aşçı ve uşağa pardon er ve erbaşa.

    olan senin benim gibi er ve erbaş'a oluyor her türlü.
    kısaca derdinizi sikim.
  • toplum içindeki diğer sınıfsal sorunlardan farklı olmayan sorundur.

    sınıf bilinci gelişmemiş toplumlarda, statü olarak altta kalan gruplar her zaman ezilmeye mahkumdur,

    hak; verilen değil alınan bir şeydir.
  • diğer devlet çalışanlarına kıyaslarsak eşek yükü ile emekli ikramiyesi ve maaşı alan astsubay grubunun emeklilik ve özlük hakları daha da iyileştirilmelidir. hatta emekli olunca emekli başçavuş yarbay gibisinden bir rütbe ile de onurlandırılmalıdır.

    kafayı kışlaya kapatıp, hep bana mantığı ile hareket edersen geleceğin nokta maaş-özlük-tesis-lojman olur.

    tabi bunun yanında bir de hiç bir halttan anlamayan, kafayı nizamiyede bırakmış ve sivilde kaç lira maaş aldığı tarafınızca aşırı merak eden asteğmen var di mi?

    bence asteğmenleri uzmanlar ile astsubay çavuşların arasına koyalım da, aynı soruları astsubaylarımız da göbeğini kaşıyarak sorsunlar.
  • kronik olduğu halde bilinçli bir biçimde çözülmek istenmeyen sorunlardır.

    meşhur laf nedir? asker yarak gibidir oksadikca kalkar. aslında astsubay da subayin gözünde boyledir. tüm subaylar hakkında genelleme içermez bunu da belirteyim.

    sayın komutan güzel özetlemiş zaten belli başlı bilindik sorunlar mevcut ve yıllardır da devam ediyor. çözüleceği de yok zaten.

    çünkü bir rütbeli, asker ne kadar çok yatarsa o kadar çok sorun çıkarır o yüzden mümkün mertebe angaryaya maruz kalsın ister. bir bebek gece uyanmasin diye iyice yormak gibi düşünün.

    işte astsubayların sorunlarına da böyle bakıyor üst makamlar. daha doğrusu askeri makamlar.

    tsk babalarından kalma çiftlik olduğu için;
    " dışarıda binlerce adam var senin işini yapmaya istekli bas istifani git o halde!" diye cemkirme hakları olduğunu düşünüyorlar kimi zaman.
    ama karagahta olan tavırla üs bölgesinde olan tavır çok bariz biçimde değişir. her şey değişir hem de her şey.

    size istifa etme hakkınızın da olduğunu hatırlatan ve bunu çok sert bir dille yapan yarbaya müteşekkir gözlerle bakarken bir süre sonra işler sarpa sardiginda " ne düşünüyorsun nasıl cozeriz abicim?" deyip kamelyada otururken çay istetip sigara uzattığinda komutanıniza ısınmaya başlarsınız.
    tüm geçmişe sünger çeker yarbayiniza " biz şimdi neyiz? " diye sormak gelir içinizden.
    çünkü o sizin yarbayinizdir kimsenin değil. *

    temad yani emekli astsubaylar derneği falan yıllarca bu konulara kafa yordu etti ama sonuç alamadı. şimdiden sonra da pek degisecege benzemiyor.

    hele ki jandarma astsubayların vaziyeti.
    bu devletin üvey evladı varsa emin olun o jandarma teskilatidir. bu konuya girersem buradan köye yol olur ya neyse...

    bir de astsubayliktsn subaylığa nasbedilenlerin yaşadıkları vardir ki tsk başta olmak üzere hiçbir devlet kurumunun hakikatte emeğe saygısı olmadığını dolayısı ile liyakat kavramının basın toplantılarında söylenip gecilen süslü bir kelime olduğunu çok daha iyi anlarsınız.

    gerçi 3 ilin il jandarma komutanı astsubayliktan nasbedilmiş kimseler. adam kalmadı mecbur kaldılar haliyle ama yapılınca oluyormuş değil mi?

    hep bilindik sorunlar şikayetler hep aynı.icraat? o yok işte.

    "bak bascavusum senin hakkında en iyi yorumu askerlik yapanlar bilir..." diye başlayan kısa dönem asker cümlelerini de pek iplemez astsubay camiası. sen en fazla 12 ay ya da 6 ay o astsubaya maruz kalıyorsun. daha doğrusu o seninle uğraşıyor. ölme kalma sağ salim ailene dön diye.

    tsk da bir personelin en büyük yükü zorla silah altına alınan askerlerdir. bu çok açık ve net bir sey.

    tsk'da tek bir imza hayatınızın kararmasina neden olabilir. jandarma da bu risk daha fazla. çünkü bir sürü kocanız var.
    hele ki askere zeval gelmesi düşünülemez. eh 1000 kişiye de rica minnet iş yaptirilamaz. o zaman bu gibi saçma salak cümleler kurmak yerine susun daha iyi. hayatının 6 ayı 3-5, 5-7 nöbetine çıkar 30 sene " la bi başçavuş vardı götün tekiydi" diye anlatır.

    ama kurma kolu ile oynamaması gerektiğini o beyni aylar geçmesine rağmen almaz. ağırlık yapıyor diye balistik plakayı cikarir. o yeleğin amacının ne olduğunu bile kavrayamaz. istemez çünkü.
    doğuda nöbet tutan asker nereden roket gelecek nereden mermi gelecek diye göt korkusu ile 1 saatlik nöbeti 1000 yıl gibi geçirirken bu beyefendiler batıda nöbette uyur. kulede uzanır bir de ohh mis. dayağı yeyince de "orospu çocuğu bir astsubay vardı" hikayesi kalır aklında.

    merak etme o astsubay da senin orada olmanı istemiyor. o nöbeti kendi tutmak istiyor. senin tabldotunla hastanenle postanenle istihkakinla tezkerenle bir sürü angaryanla uğraşmak istemiyor. en azından jandarma için bu böyle.

    eh astsubay camiası da insandan müteşekkil olduğu için özellikle 30 sene oncesinin astsubaylari kötü bir ün bırakmıştır askerin zihninde. şu da var; askerlik 2005 sonrası biraz daha gevşek tutuldu. 2005 öncesi çok çok daha sertti.

    astina zulmedenin mutlaka allah'tan belasını bulduğu biçiminde bir inancım var. her sektör için geçerli bu.

    2012 yılında meşhur, astsubaylarin "pes hareketi" ayyuka çıktığında darbe sabahı zırhlı birliklerde göz altına alınan kurmay albay faruk yaman, hani şu siz kelepçeleyin astsubaya yaptırmayın diyen zatı muhterem silopi'de "ben onlara gösteririm gününü !" deyip mobbing uygulamaya başlamıştı.

    artık ilahi adalet mi dersiniz ne dersiniz bilmem ama... işte bir astsubay ensenden tutup paçavra gibi tutukladi seni. ne kaldı geriye? hiç...

    astsubaylara bulaşan iflah olmamistir hiç. *

    dolayısı ile astsubay rütbesinin hiyerarşi de nereye denk geldiği (nereye denk geldiği belli zaten de) ve özlük hakları açısından ( özellikle emeklilik sonrası) ne gibi iyileştirmeler yapılacağı sorunu uzunca bir dönem daha çözülecek gibi durmuyor. tek umut kesinen zorunlu askerliğin kaldırılıp tam anlamı ile profesyonel orduya geçiş diyeceğim ama bu da kısa vadeli bir süreç değil.

    en az bu konu kadar mühim bir durum daha var ve gerçekten öncelikli olarak onların sorunlarının çözülmesi gerektiğini düşünüyorum ; napolyon bir ordu karnının üzerinde yürür der.( iaşeden bahsediyor)
    jandarma da catirdattigi uzmanın sirtindan...

    (bkz: uzman jandarma)

    her birine selam olsun...