şükela:  tümü | bugün
  • yazı yazmak hakikatin saf acıyı bulanıklaştırmanın en güzel yollarından biri. adeta bir kendini kandırma seansı. kelimelerin karşılamakta yetersiz olduğu o derin duyguları bir de ilah veya ilaheleştirerek saf birey hislerini yansıtamayan acayip köşeli şeylere dönüşmesi.

    ama seviyorum yazmayı; hakikate çalım atmaya çalışmak gibi oluyor; bilerek kendini aldatmak; bir sunağın başına uğrayıp; gerçekleri görmektense; olmayanlardan medet uman geçmiş çağlar insanları gibi ibadet etmek.

    hakkında ne yazılırsa yazılsın; hangi beylik laf edilmişse edilsin; bir acı yaşattığı kederle müstakildir ve bu yüzden bütün büyük romanların kalbinde derin bir acı yatar.
  • çoğu zaman terapi olsa da bazen de yazmamak gerekir.
    yazmayı öğrendiğimden beri günlük tutarım. iyiyi, kötüyü, başıma gelen çoğu şeyi yazmışımdır. umutsuz anlarımda yazdıkça kendimi topladığım, sakinleştirdiğim çok olmuştur. ama bazen de üzüntülerimi yazmak sanki onları derinleştirmiş gibi hissederdim. sanki o his uçup gidecekti de ben yazarak onu sabitledim, üzüntünün üzerine düşünerek onu tekrardan yaşadım; öyle bir his. hayat zaten yorucu, o yorgunluğu baştan yaşamak gibi bir his. tabii yeterince uzun zaman geçtikten sonra dönüp bakınca “aman bu muymuş üzüldüğüm” diyordum.
    öte yandan, kurgu yazarken kendinden bir şeyler katıyorsa insanın içindeki sıkıntılar yazdıkça azalıyor. nasıl desem, o dertler senden gidiyor da öykünün bir parçası oluyor artık. üstünden yük kalkmış gibi oluyor.
  • özetin özeti hevesim olmasa terapi olacak elbet ama olamıyor.
    terapi olması için en adi kelimeleri seçip acımasız olmanız gerekir.
    en sonunda kendinizi affetmeyi unutmayın.
  • uzun sayılabilecek bir süre boyunca denediğim, üzerine de epeyce düşündüğüm bir soruydu bu: içimdeki zorlantıları yazıya döksem nasıl bir etkisi olur? ya da şöyle yeniden sorayım; yazı yoluyla terapi mümkün müdür? şimdilik şuna vardım: yazı yoluyla terapi mümkün değildir, yazıyla terapi farklı şeylerdir ancak yazının sağaltıcı etkileri vardır.

    yazıyla terapi farklı şeylerdir çünkü yazmak kafamızı kurcalayan şeye anlık da olsa bir biçim kazandırmak, yazılı sözcüklere dökerek sayfada sabitlemek ve sroun yaratan o şeyi kısa süreyle de olsa çerçeve içine almaktır. yazı belirsizlikten arındırma işlemi gibidir. kafanızı kurcalayan şey üzerine yazmaya başladığınızda, yeterince alıştırma da yapmışsanız, sorun yaratan şeyleri oyun hamuru haline getirir ve evirip çevirmeye başlarsınız. kurgu dediğimiz tür tamamen buna dayanır: bir yazar, kendi kafasındaki tuhaflığa kurgu aracılığıyla bir biçim kazandırır, temel problemini olaya, hikayeye büründürür. bu bir süsleme işlemidir, oysa anladığım türde terapi bu şekilde işlemez.

    terapi nasıl işler? konuşarak. terapiden anladığım şey konusunda son derece muhafazakarım ve bence terapi sadece ve sadece serbest çağrışıma dayalı konuşma terapisidir. peki bu ne demektir? yazmaktan ne farkı vardır? farklarından bir tanesi "laf ağızdan bir kere çıkar" düsturuna dayanmaktadır. anlatmaya başladığımız her seferinde düşündüklerimizin ya çoğunu ya da azını söyleriz, asla tam olarak anlatamayız. düşüncelerin tam olarak anlatılamaz oluşu konuşmayı yazıdan ayıran farktır çünkü yazarken uzun uzun düşünür, cümleleri sil baştan tasarlar ve aynı cümleyi defalarca yazabiliriz. oysa adına serbest çağrışım denen konuşma terapisinde dilimiz bizden hızlı ya da yavaş gider ve cümle aralarında söylemek istediklerimizden çok daha başka tınılar vardır.

    buradan başka bir farka geliyorum. yazı bir yalnızlık evrenidir. oysa terapide bir öteki vardır cümle aralarında söylediklerimizin tınısını farkedebilen ve yorum olarak geri yansıtabilen. terapiyle yazı arasındaki en büyük fark ötekinin varlığıdır. şüphesiz yazıda da bir öteki vardır ama bu düşünsel düzlemde kalmış, yazarın fantezileriyle süslediği, yazısını ithaf ettiği ya da yazarak alt etmeye çalıştığı bir ötekidir, yani hayali bir öteki. sembolik bir ötekiyle hayali bir ötekinin farkı terapiyle yazı arasındaki farktır da. biraz abartarak şunu da söyleyebilirim ki, yazının evreni sembolik ötekilere karşı sağır ve dilsizdir.

    bilinçdışı ötekine söz yoluyla açılır. terapi olarak adlandırılan yöntem de söz aracılığıyla bilinçdışı oluşumları konu edinir. oysa yazı yoluyla bilinçdışına ulaşmak imkansızdır. yazı bir yineleme biçimidir. roman yazarlarına bakın, farklı olay örgüleriyle hep aynı konuları yazarlar çünkü kendini dayatan sorun kurgu konusu haline gelmiştir. şöyle demek mümkün: kendini yazdırmaktan vazgeçmeyen bir şeyler vardır yazarlar için. işte terapiyle yazının farkı da buradadır çünkü kendini dayatan bu ısrarcı şeyden (şey deyip de geçmemeli, bu şey varlığımıza içkin bir parçadır) yakayı kurtarmayı amaçlar terapi. yazıysa o şeyle oynar, şeyin etrafında kurgular örer ama o şeye asla dokunamaz.

    sanat her ne kadar yüceltimin önemli bir aracı olsa da, sorun yaratan şeyi yüceltmekle onu çözmek, o şeyi bir ötekinin varlığında analiz ettirmek çok farklı pozisyonlardır. yazı, her yüceltme gibi, ikame bir hazdır ve terapiden farkı şudur ki işleyen bir terapide hazların varlığı tartışmaya açılır. çünkü haz hemen her zaman acılı bir hazdır ve bu haliyle üstbenin varlığından bağımsız değildir.
  • strese bağlı mide bozukluklarında kusunca rahatlar ya hani insan; yazmak da biraz kusmak gibi. benim için yani.

    sözlük, hayatımın birçoğunda oldu, olacak. burası benim için büyülü gibi. düşünsene annenin amcasının gelininin seni "asla" bulamayacağı bir platformda, kendi kimliğin, asıl benliğinle... yazınla, beyninle oradasın. canlısın. saklanmıyorsun. sınırlaman kendi çizdiğin kadar. utanman, ahlakın, kahkahan, gözyaşın, etiğin, kuralın... hepsi senin tekelinde. sana uyarlı. karşı çıkan, yanlış bulan, hakaret eden mi var, at çöpe gitsin.

    bu nedenle yazmak, -sözlük ya da günlük fark etmez- insanın "kendi" olabildiği, toplum baskısından bir şekilde kaçabildiği çok sınırlı ve kurtarılmış bölgedir. bu nedenle, evet terapidir.
  • kesinlikle doğru bir önerme. ne kadar bok atsak da ekşi sözlük tam olarak bu işlevi sağlıyor bünyelere. ben dahil. o sebepten sözlüğü kodlayan ve bugüne kadar yaşatabilen ssg'ye teşekkürlerimi iletiyorum burdan.

    aslında konuyla ilgili daha detaylı ve doyurucu şeyler yazmak isterdim ama ben goygoyu seven bir adam olduğum için söylesem bile ciddiye almazsınız ve ayrıca benim şu an öyle bir motivasyonum da yok malesef.
  • ne yazdığınıza,
    nasıl yazdığınıza,
    yazarken hangi duygunun hakim olduğuna,
    içerikle düşünce arasındaki köprünün kavranışına,
    yeni bir şeyler söyleyebilme becerisine,
    yazdıklarından tatmin olmaya,
    kendin hakkında yazıyorsan kendini tanımanın oluşturacağı düşünceye,
    yazdıklarının eylem olabilme kapasitesine,
    bu eylemlerin olumlu sonuçlar doğurabilen ihtimaline,
    ve aslında birçok farklı etmene göre terapi olup olmadığı tartışılır.

    örneğin emile ajar kendi pitonunu yazarak şizofrenik düzleminden kurtulurken nietzche kendi özünü yazarak kendi içine daha da batmaktadır. camus kendine yabancılaşma hissiyle ve erdemlilik çerçevesiyle savaşma gücü üretirken yazısıyla freud kendi aslında doğrudan temas edilemeyen şeylerin etkisini öngörüyle yazabilmiştir.

    yazmak, konuşmak gibi çeşitli bir eylemdir kişinin ona yüklediği değer ile bir anlam sahibi olur.
  • hisleri bir kagida ya da ekrana dokmenin verdigi rahatliktan baska, sanirim parmaklari klavyede gezdirmenin, cikir cikir sesler cikarmanin ve birer birer ekranda beliren harfleri izlemenin de iyilestirici bir tarafi var, en cok da bu yuzden yazmak terapi bence.

    ici bombos bile olsa yazdiklarinizin, her harfte ortaya yeni bir seklin cikmasi ve parcalarin bir butune dogru gitmesini izlemek guzel. bir de yaptiginin karsiligini hemen alma hissiyati; harfe basiyorsun, harfi goruyorsun. dusunuyorsun, yaziyorsun, ve orda. karman corman projeler ve sonu gelmeyen sureclerin icinde yasiyorsaniz, yazmak sonu belli bir eylem, ne yazrsaniz o, ve hemen o anda hazir. aninda goruntu.
  • bana oyle geliyo ozellikle cunku insanlardan fayda yok anlatalim
    dinleyenler de zaten parasiyla (bkz: psikolog)
  • yazı yapabilmenin ilk şartı söyleyecek orijinal/farklı bir fikrin ve bakış açının olmasıdır. sonrası gelir zaten. e bu vizyona ulaşmak ise senelerce çalışmayı gerektirir. bak ben senelerdir yazdım ve yazıyorum. terapi mi? yoğunlaşırsam evet. her zaman mı? hayır.

    hele daha kalbimin sultanı yokken, kapılar yüzüme kapanıyorken, bugünlerde ayak bağıdır yazmak.