hesabın var mı? giriş yap

  • çalışmaya başladığımdan beri dün sanırım ilk kez öğleden sonra dışarıdaydım (hepimiz hafta içi öğleden sonralarımızı satıyoruz ama dün benimki bi şekilde elimde kaldı. para etmedi dün öğleden sonram). öğrenciyken de fark etmiştim bi gariplik olduğunu ama çok da şeyimdeydi o zamanlar. neyse işte bi şekilde bi sebepten mesai saatleri dahilinde dışarda olursan görüyorsun, sokakta bayağı bi kalabalık var. hani sadece üniversite öğrencileri, yaşlı emekli teyzeler amcalar filan değil. bayağı böyle kafelerde oturan, tavla oynayan, sokakta boş boş sigara içen, gaste okuyan 25-60 yaş arası bi güruh. kim bunlar abi? hepsi mi işsiz? bütün beşiktaş, bütün taksim iş arayıp da bulamıyo mu? pardon ama bu ihtimal hiç inandırıcı değil. e napıyo bunlar? ve ben neden haftada 6 gün eşşek gibi çalışıyorum? ve güzel güneşli istanbul öğlenlerini çıldırasıya yaşayan bu insanlar bu şansı nasıl bulabiliyo? ne yerler ne içerler kim bunlar ya? okmeydanı'nda trafik vardı abi saat 3?! bi biz miyiz anasını satiym sabahtan akşama kadar kendini ofise tıkan. yüz elli bin tane soru işareti çıktı kafamda. çalışamıyorum dağıldım.
    bibok anlamadığım kalabalık.

  • (bkz: #31645123) 'da bahsi geçen narkozsuz kürtaja maruz kalmış arkadaşın başına gelmiştir. hikayesini anlatınca aklıma geldi. başlık beki doğru olmadı çünkü kürtaj olmuş öğrenci atıldı aslında. olay şöyle gelişti:

    hamileliğini öğrendikten sonra doktor randevusu alan öğrenci, durumu kimseye haber vermeden kendi başına çözmek ister.(tek bilen ben ve durumu öğrenince kaçan sevgilisiydi) operasyon öncesindeki gece, yurtta zırıl zırıl ağlayan bir kızın dayanamayıp yanına gider ve "sevgilim sanırım beni aldatıyo" diye ağlayan kıza teselli verir. teselliyi verirken kendi durumundan da söz etmiştir. ertesi gün kürtaj sonrasında benim evimde istirahat ederken telefonu çalar. arayan yurt müdiresidir.

    - x, acilen yurda gelmen gerekiyor.
    - biraz rahatsızım istirahat etmem gerekiyor. durum nedir? yarın gelsem?
    - olmaz, hemen gelmen gerekiyor.

    müdirenin bayağı ısrarından sonra arkadaşım, "boşver, dinlenmen lazım" deyip tutma çabalarıma rağmen korkup gitmeye karar verir. durumunu öğrendiklerinden şüphelenir. (önceki gece konuştuğu kız anlatmış olabilir diye korkar) yurda beraber vardıktan sonra müdire soğuk bir tonla bizi odasına çeker. uzun uzun konuşur, geveler. size 15 dakikalık edebi tiradını özetleyeyim: "yurdumuzda hamile kalmış ve kürtaj olmuş birini barındırmamız mümkün değil. verdiğin depozitonun da peşine düşme. hem ailen de bilmiyor değil mi?"
    böyle hafiften "paranın peşine düşersen ailenin de haberi olur" tarzı tehditler. ki dönemin parasıyla iyi para. yurt çok pahalıydı. kızcağız da tüm parasını borçla harçla kürtaja yatırdığından zaten beş kuruşsuz.

    nereye gider, nerde kalır? istirahat etmesi gerekirken, üstelik saçmasapan bir kürtaj deneyiminden daha sıyrılamamışken, ikinci tekme de ordan gelir. yazarken yine sinirden deliriyorum. müdire konuşmasını bitirdikten sonra bir şeyler demeye çalıştım. arkadaşım beni susturdu ve kafasını ilk kez yerden kaldırıp kadının yüzüne bakıp şöyle dedi:

    - sizin kızınız var mı?
    - .... evet
    - peki

    bu kadar. sadece bu kadar.

    müdire hala en ufak insanlık kalıbına girmemiş olacak ki, "eşyalarını bugün topla" dedi. ben "arkadaşımın istirahat etmesi gerekiyor. yarın veya sonraki gün gelir alırız" diyorum fakat kadın ısrarcı. allahım biz nasıl delirmemişiz o dakikalarda hayret ediyorum. biraz da toyluk ve gençlik galiba.. bilememişiz.

    çıktık odasına, eşyalarını topladık. kadın kapıda bize bakıyor.. valizleri aldıktan sonra da yurttan çıktık. o süreç içinde ilk kez orda ağladığını gördüm. ama soğuk soğuk ağlama. içinde depremler olurken yumruklarını sıkarsın, dişlerini de sıkarsın hani, sırf bu gerilimden dolayı yanaklarından inen gözyaşı gibi. öyle hıçkırarak değil.. nasıl desem. soğuk ağlama işte ama aslında en yangınlısından...

    bu atıldığı yurt ile evim arasında daha önce bi yurt gördüğünü söyledi. oraya gitmek için ısrar etti. evime davetimi ve bunu sonra hallederiz teklifimi kabul etmedi. bahsettiği o yurda girdik bavullarla. yurt çok küçük ve pisti, ama ucuzdu da. kadınla içerde ne konuştular bilmiyorum ama çıktığında bavulları odaya yerleştirip öyle gitmek istediğini söyledi. bu sefer yanında ben yoktum. zaten küçücük olan yurt odasına bavullarıyla daldı, beni de dışarda beklemem için tembihledi. her neyse en azından o yurttan can yakıcı bir tecrübeyle ayrılmadık.

    şimdi seneler sonra tekrar dönüp baktığımda, şu yazıyı yazarken çaresizliğimiz ve toyluğumuz yine ağlattı beni. bir de böyle insanların var olduğu dünyada var olmaya çalışmamız ağlattı tam şimdi.

    peki sizin kızınız var mı?

  • maalesef güzel ülkemde adam sayısı git gide azalırken, şerefsiz sayısı git gide çoğalıyor.

    gencecik bir kız, vahşice öldürüldü. ne söylense yetersiz kalır. allah mekanını cennet eylesin.

    edit: tanım falan yok. tanımsız.

  • öyle bir milli takım yaratmıştı ki hakikaten sorunun elimizde iyi oyuncular olmaması olduğuna inanmıştım ben.

    her şeyi affetsem sercan sararer denen odunu izlemek zorunda bırakmasını affedemem. gene iyi almanya'dan geldi diye meryem uzerli'yi oynatmamış.