şükela:  tümü | bugün
  • double indemnity, the lost weekend, a forein affair, ace in the hotel, sunset boulevard, sabrina, seven tears itch, witness for the prosecution, the spirit of st.louis, love in the afternoon, the apartment, one two three, irma la duce, kiss me stupid, fortuna cookie, the private life of sherlock holmes, avanti, front page, fedora, buddy buddy . yonettigi diger filmleridir.
  • 1945 ve 1960'da en iyi yonetmen oscar ini alan film yonetmeni.
  • gelmis gecmis en buyuk yonetmenlerden. kopenhag sinematekinde bu ay toplu gosterimi var, kitapcikdaki ozgecmisinden biraz bilgi araklayarak aydinlanalim, eksi sozlukumuzde bu da eksik kalmasin. buyrun :

    asil adi samuel wilder imis . 1906 da bugun polonya sinirlarinda bulunan bir kasabada dogmus.

    gencken once viyana'da sonra da berlin'de gazetecilik, senaryo yazarligi ve jigololuk * yapmis .

    bir keresinde freud ile ropartaj yaparken adama artik ne sorduysa , freud bunu kapidan kovmus, o da bunu hayati boyunca ovunerek anlatmis.

    naziler iktidara gelince almanya'dan kacmis, hollywood'a gelmis.

    1942'de yonetmen olarak ilk filmini cekmis *

    bazilari sicak sever filminden sonra marilyn monroe icin "beni hep sasirtiyordu, cogu zaman kotu bir sekilde, ama iyi sekilde olanlar cok guzeldi" demis, ama bir daha da birlikte film cekmek istememis .

    en buyuk idolu alman yonetmen ernst lubitsch imis, odasinda "lubitsch nasil yapardi?" tabelasi hep asili kalmis.

    2002 yilinda 95 yasinda olmus. olmeden kisa sure once "cok uzun yasadim, bunun tek aciklamasi olabilir: tanri beni unuttu!" demis.

    toplu gosterimin basligi some like it hot, we like it wilder - ne yaratici
  • senatör makkarti döneminde yarim agizla da olsa tavir koymuslugu vardir ustanin. günlerden bir gün yönetmenler toplantisinda cecil b. demille yine biybiy etmekte, serrefsiz komunistlerin köküne kibrit suyu diye yirtinmaktadir. john huston nam mümtaz sahsiyet söz alir, "biz ikinci dünya savasinda cephede ülke icin ugrasirken siz ne yapiyordunuz? burada komunist mi avliyordunuz?" diye cikisir. demille bozum olur. sonra makkartinin politikasi dogrultusunda filmlere otosansür uygulanmasiyla alakali oldugunu zannettigim bir oylama yapilir. leo mccarey, oylamanin acik yapilmasini teklif eder, tabii essekce bir tekliftir bu; kimsede acik acik karsi cikacak, muhalefet yapacak göz yoktur. cadi avi yüzünden ülkeden kacmak zorunda kalan onca insan varken kac kisi alenen kariyerini tehlikeye atmak ister ki, suya sabuna dokunmayip güzel güzel filmini cekmek varken.

    her neyse oylama yapilir, tüm salon sansür lehine oy verir, sonra aleyhte oy veren var mi diye sorulur. john huston kararli bir sekilde elini havaya kaldirir. amma bir de baksin ne görsün, salonda cit cikmamaktadir, öne bakar yok, saga bakar yok, sola bakar kimsede tis yok. sonra dönüp bir arkasina bakar; cekingen bir tavirla elini kaldirmis, ufak tefek bir alman yahudisiyla karsilasir: billy wilder. koskoca salonda bir wilder, bir de huston vardir karsi cikacak cesareti gösteren. eh baska türlüsünü duysaydik hosumuza gitmezdi zaten.
  • plato yayınları tarafından geçtiğimiz aylarda ülkemizde piyasaya çıkan otobiyografik kitabını ilgili arkadaşlara tavsiye ettiğim büyük sinema insanı. kitabın orijinal ismi nobody is perfect dir. 1906 yılında avusturya-macaristan imparatorluğunun bir kulu olarak doğup, ikinci dünya savaşı öncesi hitler berlin'inden hollywood a uzanan enfes bir yolculuk. wilder mesleğini şöyle tarif ediyor; "ben bir yazarım. sadece yazar. yönetmenliğe başkaları yazdığım diyaloglara müdahale etmesin diye başladım. ama genelde filmlerimi kağıt üzerinde tamamlamayı severim." ayrıca 90 küsur yaşına kadar yaşamasıyla ilgili yorumu da takdire şayan; "sanırım tanrı beni unuttu."
  • 1906 polonya doğumlu yönetmendir. ailesini nazi kamplarında kaybetmiştir. kariyerine senarist olarak başlamış ve sonrasında en iyi yönetmen dalında sekiz kez aday gösterilmiştir.
  • stalag 17 filminin de yönetmenidir.
  • yönetmenliğini düşük bir ihtimâl de olsa tartışabilirim belki ama senaristliği 10 numaradır bu amcamızın. bu konuda eline su dökebilecek adam sayısı bile çok azdır.
  • izlediğim onca filmi arasında kötü filmine denk gelmediğim büyük yönetmen. komediden drama, gerilimden aşk filmlerine her türün altından başarıyla çıkmıştır. filmi ne türde olursa olsun komedilere ağırlık verdiği döneme kadar hep karamsar, umutsuz bir dünya çizmiştir. bir yazar, wilder'in bu yönüyle ilgili şöyle demişti:
    "elbette wilder bütün insanların yoz ve aşağılık olduğunu söylemez. bunun için iyi bir nedeni vardır: bütün insanları tanımamaktadır!"