alexis zorba

  • 1542
  • 7
  • 1
  • 0
  • dün

jean-jacques rousseau

okuyunca atatürk'ün kafasının nasıl çalıştığını daha iyi anladığım fransız düşünür. siyaset üzerine düşündüğü ilk yıllarda oldukça karamsardı. uygar toplumun insanı felaketlere sürüklediğini savundu. ki bu önermesinin bulunduğu makalesiyle dijon ödülünü de almıştı. rousseau'ya göre ilkel insan, özgürlüklerin doruğunda olan insandır. rousseau'nın özgürlükle kastettiği şey hobbesçu anlayışla herkesin her şeyi yapabilme olanağını kendisinde bulması değil, kişinin kararlarında kendi iradesi dışında başka hiçbir şeye bağımlı olmama durumudur. peki uygar toplum'a nasıl geçilmiştir?

"kim ki bir tarlanın etrafını çitleyip 'burası bana aittir' dedi ve buna inanacak kadar saf kişiler buldu, işte o insan uygar toplumun kurucusu oldu" diyen rousseau'ya göre, mülkiyet uygar toplumun mihenk taşıdır. bu mülkiyet ki insanlar arasındaki kavganın ve eşitsizliğin temel sebebidir. kavgaları önlemek için güç yetmez, daha doğrusu güç bir hak yarat(a)maz;çünkü kuvvet hak yaratsaydı,kuvvete dayanılarak barış durumu kurulduğunda,onu aşan bir kuvvet çıkması durumunda her zaman barış durumu bozulabilirdi. o yüzden kavgaları önleyecek meşru gücü başka yerde aramak gerekir.

rousseau öyle bir formülasyon geliştirdiğine inanır ki, insanlar hem ilkel zamanlarındaki gibi özgür olabilirler hem de doğa durumundaki kavgalarına son verecek egemenlerinin uyruğu olmaya istek duyabilirler. yani hem itaat edecekler hem de özgür olacaklardır. kulağa garip gelen bu tez rousseau'ya göre mümkündür ve çözümü de genel iradedir.

"genel irade", kişisel iradelerin toplanması sonucu oluşacak bir "çoğunluğun iradesi" demek değildir. genel iradeyi genel yapan toplumsal yarardır. bu durumda genel iradenin genel olabilmesi için ne oyçokluğuna ne oybirliğine gereksinim vardır. bir durumda oybirliğine varılmş olabilir;ama o yine de toplumsal çıkara uygun olmayabilir,dolayısıyla genel iradeye uygun sayılmayacaktır. öte yandan tek bir kişinin görüşü bile, toplumsal çıkara uygunsa,genel iradeye uygun demektir. zaten rousseau'nun en tehlikeli denebilecek tarafı bu noktadır ki, geliştirdiği genel irade kavramı totaliter rejimlere meşruiyet kazandırmaktadır. hitler de lenin de mussolini de genel iradeyi temsil ettikleri iddiasıyla yapmak istediklerini gerçekleştirme yoluna gitmişlerdir.

genel irade halihazırda soyut bir kavramdır, onun somutlaştırılmış hali "egemen" kavramıdır. "egemenlik kaynağını milletten alır" inancı rousseau'yla yaygınlaşmıştır. bu demektir ki yasa yapmak genel iradenin işlemleridir. hükümdar/hükümet, yalnızca ve yalnızca halkın görevlendirdiği bir görevlidir ve halkın(=genel irade) oluşturduğu yasalara bağlı kalmak zorundadır. hükümet kurma işi bir sözleşme işi değil, bir yasa işidir.halk istediği zaman onları işbaşına getirir,istemediği zaman da uzaklaştırır. bir adamın kendi başına verdiği kararlar yasa olamaz. hatta egemen varlığın, özel bir konuda verdiği buyruklar yasa değil kararnamedir. rousseau'ya göre yasayla yönetilen her devlet cumhuriyettir. yönetimi kaç kişinin üstlendiği ise bir tercih meselesidir. rousseau'ya göre en etkin yönetim biçimi tek kişini elinde olandır. çünkü tek kişinin özel iradesiyle genel irade bir olacağından herhangi bir sorun çıkmayacaktır. bu bakımdan rousseau, hobbes'un mutlak güç anlayışına yakın durmaktadır.

devamını okuyayım »