alexis zorba

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (545)
  • 1352
  • 4
  • 4
  • 0
  • 5 gün önce

cemal kafadar

robert kolej'den çıkıp soluğu niyazi berkes'le çalışabilmek için mcgill'de alan kafadarlardan cemal olanıdır kendisi. diğerlerinden birinin ahmet kuyaş olduğundan emin olmakla birlikte, bir diğer ahmet, ahmet karamustafa'nın da o ekibin bir parçası olabileceğini tahmin ediyorum ama tahminimde yanılabilirim. her ne kadar cemal kafadar, niyazi berkes'in ihtisas alanından önceki dönemlere daha fazla göz dikmişse de; yıllar boyu yaptığı akademik yayınlardan tut da televizyon ve basındaki mülakatlarına varıncaya dek, niyazi berkes'in türkçe'ye her ne hikmetse çağdaşlaşma olarak çevrilen ama daha ziyade "dünyevileşme"ye tekabül eden "secularization" meselesiyle ısrarla uğraşıyor ve dönüp dolaşıp hep oraya geliyor: rüyalarını yazan asiye hatun, günlük tutan seyyid hasan, yakınlarda tezgahtan çıkacak yeniçeri süleyman, kahvehanelerde zamanı öldürüp geceyi keşfeden insanlar, birlikte caz yapıp isa'yla musa'yı tartışan müslüman ve keşişler hep bu büyük arayışın durakları. ama sanılmasın ki bu arayışları, var olan bir paradigmayı usta bir kılıç darbesiyle alt ederek ad bırakma hevesindeki hırslı akademisyen profilinin bir ürünü olsun. bilakis, anlamaya çalıştığı "insan(ı)" olduğu için uğraşısı bizatihi varoluş sebebi gibi. ve yaptığı işle bağlantısı hayatı idame ettirecek araçlara (para, mevkii, itibar) sahip olma amacından ziyade, hayatın kendisini idame ettirebilmek olan herkese duyduğum saygı neticesinde kendisine de saygım sonsuz. abartıyorumdur belki, ama yıllardır yazdığı her şeyi, verdiği her mülakatı yakinen takip etmiş biri olarak çaktırmadan fanboyluğuna terfi etmiş de olabilirim. neyse.

bu hırslı akademi cemaatinde cemal kafadar'ın melekeleri, o pis "hırs" faktörü etkisiyle sürekli gizliden bir tartışmaya sokulur. harvard'da değil de başka bir yerde olmuş olsaydı yazdıklarının bu kadar kabul bulmayacağı, zaten esasında yazdıklarının da "ciddi"likten uzak soft-popüler işler olduğu, velüdlükten nasibini pek almadığı söylenir durur. bilimlerin başka dallarını ve bu dallarla uğraşanları pek tabii bilemem, ama tarih'i zanaat-sanat arası bir yere konumlamaktansa kat'i bir katı bilimsellik ekseni üzerine oturtmaya çalışanlara, anlamaktan ziyade bulmaya çabalayanlara, yapılar ve süreçlere kafa yormaktan insanı tamamen dışarıda bırakanlara süreç içinde acaip bir negatif refleks geliştirdim. iş artık öyle bir raddeye geldi ki, her tarihçi fıtratı nisbetindeki bir mevzuyla uğraşır fehvasınca (ki şimdi fıtrat deyince inşallah bir gün olur da bu yazıdan haberi olursa babaerenler'in fıtratı kafama inmez), kimin hangi meseleyle ne tür sorular eşliğinde uğraştığı bilgisinden müthiş fal bakabiliyorum. eğer cemal kafadar'ın falına bakmam icap ederse sadece şunu diyebilirim ki, yazdıkları ve sordukları çerçevesinde cemal kafadar benim gözümde amiyane tabirle gerçekten çok kral bir insandır. televizyonlarda daha sık görülmesi, akademik yayın mecralarındansa birbirinden hem dünya görüşü hem de tematik olarak farklı gazete ve dergilerde bulunması, ve bu sayede "bir bakış açısı açıcısı olarak cemal kafadar" profiliyle insanımızın buluşması, hakikaten bu ülkenin başına gelebilecek güzel şeylerden biridir.

edit: kendisinin yazdigi cok seyi okuyup biyografyasinin kaba hatlarini cikarmis olmakla beraber kendi hikayesini agzindan dinleme sansini talid'in son sayisindaki otobiyografik mulakata kadar bulamamis oldugumdan, simdi esefle fark etmis bulunuyorum ki yukarida yazdigim kimi kisimlarda bilgi hatalari mevcut. ornegin robert kolej'den mcgill'e direkt ucus yapmiyor, arada hamilton college'da gecirilmis bir felsefe tedrisati var. mcgill'e de safiyane berkes'le calismak icin gitmiyor, basvurdugu baska okullar da var ve hikaye bu ya, university of chicago kendisine tam burs tahsis etmis olsaydi inalcik imzali biri olacakti. hos, cemal kafadar'in meraklarini dusundugumde kendisi hakkinda hayirli olmus diyebilirim.

devamını okuyayım »
11.07.2011 01:50