balamir1

  • 1285
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 ay önce

çin halk cumhuriyeti

tarih ötesi bir dönemden seslendiği mazisiyle bizim gibi yarı-otomatik toplumlara çok şey anlatır. çin halk cumhuriyeti günümüzde biraz daha toplumu içeren kurumlara kapı araladığı için, dışa açıldığı için büyüme sağladı ve haramiliğe vardıran tavizsiz merkeziyetçiliğinden ödün vererek yaptı bunu. ancak ferdi özgürlük ve hukuk, hakların güvence altına alınması başlıklarında gelişme olmazsa bu yolun varacağı nokta da durağanlık olacak ancak. çin, geçmişteki durağanlığın sebeplerinden ders aldığı ölçüde dünyaya eklemlenebildi. lafı uzatmadan sözü sinolojinin babalarından etienne balazs'ın eserinde* söylediklerine getiriyorum; bakınız çin'deki merkeziyetçiliğin onu nasıl durağan kıldığından bahsederken aslında biraz da bizim yerli ve milli kara kuşaklı otoriter devletimizde, keman teli kadar gergin bu coğrafyada neden fikre ve tekniğe dair bir şeyin toprakta bitmediğiyle de ilgili nice hikmetli sözler söylüyor etienne balazs:

"totalitarizmi eğer devletin, devletin yönetim organlarının ve memurlarının sosyal hayat üzerine kurdukları mutlak hakimiyet olarak algılıyorsak, istisnasız çin toplumu ziyadesiyle totaliterdi (...) hiçbir özel teşebbüs, kamusal hayatta hiçbir ifade resmi kontrolden kaçamıyordu. en başta bir dizi devlet tekeli bulunuyordu ve bunlar da büyük tüketim ürünlerini içeriyordu: tuz, demir, çay, alkol, dış ticaret. eğitimde tekelcilik vardı ve kıskanç biçimde bu tekelcilik korunuyordu. yayın dünyası üzerine pratikte bir tekel bulunuyordu (matbaaları buna katabiliriz): sansürden kaçabilen, resmi denetimle yazılmamış hiçbir şeyin kamuya ulaşma şansı yoktu. kurban verilen tanrı-devletin kollarının eriştiği yerler, bürokrasinin kadir-i mutlaklığı bütün bunların ötesine gidiyordu. kıyafet sınırlamaları vardı, (binaların boyutlarında) kamusal ve özel inşaat sınırlamaları bulunuyordu; insanların giydikleri kıyafetlerin renkleri, dinlenen müzikler, festivaller -bunların hepsi düzenlemeye tabi tutuluyordu. doğum ve ölüm için kurallar vardı; tanrının inayetiyle gelen devlet, kendi vatandaşlarının her adımını dakikası dakikasına beşikten mezara kadar gözetliyordu. bu rejim, kırtasiyecilik ve taciz temelliydi, sınırsız dökümantasyon ve hudutsuz taciz içeriyordu. eğer bu boğucu devlet kontrolü olmasaydı, insanlığa ipek, çay, porselen, kağıt, matbaa ve çok daha fazlasını sunmuş olan çinlilerin hünerleri ve mucitlikleri kuşkusuz biçimde çin'i daha da zenginleştirerek onu modern sanayinin hudutlarına ulaştırabilirdi. çin'de teknolojik ilerlemeyi öldüren şey, devlettir. kendi çıkarlarına karşı olan veya kendi çıkarlarına karşı görünen her şeyi daha tomurcuklanmadan baltalamasıyla değil sadece, aynı zamanda devlet aklı* vasıtasıyla değişmez biçimde halka aşıladığı göreneklerle de bu otoriteyi kurar. peşinen yönetilmeyen veya kutsanmayan tüm girişimleri, her yeniliği bir şüphe seviyesine taşıyan rutinlik, gelenekçilik ve değişmezlik atmosferi hür ifade ruhuna aykırıdır." (balazs, etienne, 1966, chinese civilization and bureaucracy, murray printing company, new york, s.11)

teknik başarılarınız ve bilgi özgürce topluma yayılmıyorsa, gerçek anlamda kamusallaşmıyorsa eğer, en fazla demir prangalardan altın prangalara geçersiniz. çin'de matbaa da, barut da, ateşli silahlar ve pusula da batıdan çok daha önce gelişti, ancak bunları sistematik biçimde kullanamadı hiçbir zaman, çünkü yeniliğin yıkıcılığı merkezi devlet için bir tehdittir ve yenilik ancak yönetim elitinde olursa güvencelidir. aksine avrupa'nın şansı, tepeden inme bir yapıyla teknolojiye ulaşmaktan ziyade fragmente* oluşuydu. çin'de bir tek mutlak otorite kurulurken avrupa'da kimse ipleri mutlak manada eline alamadığı için hangi eserin matbaada basılacağı hakkındaki son sözü söyleyen pek çok kişi oluyordu. kiliseye gittiğinizde ayrı bir hukukla, tacirlerin boroughlarına gittiğinizde başka bir hukukla*, soyluların kalesine davet edildiğinizde de başka bir hukukla karşı karşıyaydınız. kimse size tam olarak hükmedemediği için yeni bir projeyle ortaya çıktığınızda alıcı bulabiliyordunuz (16. yüzyıl projeler çağı olarak da isimlendirilir werner sombart tarafından bu sebeple.) bu yüzden bilgi, tekelciliğin erişiminden görece daha uzakta kalarak topluma yayılabiliyordu. ezcümle, teknik ilerleme istiyorsanız, kıbrıs şehitleri caddesinde jurassic park açmak istiyorsanız, mucitlerden bile önce devleti, ifade özgürlüğünü, kurumsal özerkliği düşünmelisiniz. "her ağızdan başka ses çıkıyor" diyerek otoriteyi savunmaya kalkarsanız, birkaç kişinin girebildiği şeref tribününde dâr-ı saadeti yaşarken bilgi ve inovasyonu ancak dışarıdan ithal edeceksiniz, bir süre sonra da durağanlık döngüsüne çivileneceksiniz.

devamını okuyayım »
28.10.2017 19:03