marikaki

  • 1306
  • 5
  • 1
  • 0
  • 4 gün önce

ankara

yerel seçimlerin eşiğindeyken, fakirin kendine katık ettiği umutlara gebe güzelim şehir.
hani gerçekleşmeyeceğini bile bile bu şehre, nereye gidersem gideyim sonunda sığınmak ve bir yaşamı dolu dolu sürdürebilmek için döneceğim yere dair kurduğum her hayalin sonunu acaba ile bitirir oldum bu günlerde.

geceleyin ışıkları en güzel taşıdığı yerleri izleyebildiğimiz şehrin iki yakası** bir araya gelir mi acaba? düttürü dünya'yı her izleyişte hissedilen sızının kaybolduğu günler lazım oysa bu şehre. o tepeden çocuklara kültürü, sanatı, insanlığı teoride değil pratikte anlatabilmek, bir semtten diğerine geçerken fark görmemelerini sağlayabilmek önemli. farklı semtlerdeki insanların birbirlerini hor görmemeleri için de, yerel ya da idari yönetimlerin ihtiyaç sahiplerine lütufta bulunmaktan* farklı, kalıcı çözümler sunmaları şart.

"bu şehrin nesini seviyorsun allahaşkına?" dediklerinde sayabildiğim birkaç güzel binanın beton yığınları arasında görkemi silinmişken, kadir kıymet bilirlik moda olur da, şehrin tarihi dokusu yeniden doğar mı acaba? müzeler, galeriler, opera ve tiyatro binaları, okulları gözbebeğidir bu şehrin. bir şehri güzelleştirenin neon lambalar, başımı nereye çevirsem kurtulamadığım reklam panoları ve zevksiz gökdelenler olmadığını fark etmeleri çok uzun zaman almasa bari.

yalnız ve güzel ülkenin başkentine dair, ülke ya da şehir dışından gelen misafirlere ankara'yı gezdirirken "bu şehrin üzerinden neden bir sis bulutu var?" sorusunu, "öff ankara çok sıkıcı, çok gri" yaftalamalarını duymayacağım zamanlar gelir mi acaba? egzoz, kömür, fabrika dumanları varken soluklanabilmek, öte yandan şehrin kuyusunun kazıldığına dair hem görülenler hem de duyulanlar karşısında nefes alabilmek giderek zorlaşıyor çünkü.

bir şehrin giriş kapısı önemlidir diyerek esenboğa'dan gelen yolun yenilendiğini öğrenmiştim bir büyükşehir icraatının afişinde. aynı şeyi aşti için de düşünürler mi acaba? peronların düzensizliği, taksilerin saldırganlığı, aşti'den metro dışında doğru düzgün toplu taşıma aracı bulmanın imkansızlığı, bekleme salonlarındaki kargaşa, 'gemisini yürüten kaptan' anlayışındaki görevliler ve daha nice şey; esenboğa'dan gelecek önemli konuklar değil belki ama dışarıdan gelip giden normal bir vatandaşa da iyi bir karşılama ya da uğurlama sunmuyor maalesef.

şehrin her yerine kolay ulaşım sunacağı iddia edilen metro istasyonlarına şimdiki nesil, 60 yaş kartıyla mı binecek acaba? hani şehrin herhangi bir yerinde ikamet ederken, bir akşam güzel bir tiyatro salonunda ailecek bir oyun izlemek isteyip, sonra "aman otur oturduğun yerde, çıkışta otobüsü kaçırırsak nasıl geliriz eve?" diye tıkılıp kalmak hoş olmuyor pek. ya da geceleyin dışarıda olmak, çıkıp eğlenebilmek, yalnızca arabası olanlara özgü bir lüks olarak mı kalacak şimdiki gibi?

güvenliğin yalnızca oraya buraya kurulan kameralarla değil, destekle, eğitimle sağlandığı bir şehir olabilir mi ankara acaba? kapkaç, soygun, saldırı gibi suçların işlenmesinde gelişen teknoloji de dikkate alınıyor malum. ufacık çocukları sokakta mendil satarlarken görmek, arabaların altında kalacaklarından korkmak, ufacık yaşta azıcık bir para için gözlerini (aslında hayatlarını) nasıl kararttıklarını fark etmek öylesine üzücü ki...

meydanlarda görülen kalabalık, araç değil yalnızca insan kalabalığı olur mu acaba? ankara gibi sakin bilinen bir yerde bile trafiğin günün yoğun saatlerinde şehrin en merkezi yerlerinde*** keşmekeşe dönmesi, ya da bir kutlama, bir miting olduğunda köprülerin trafiğe kapanması akla mantığa sığmıyor, hatta hiç yakışmıyor.

parayı verenin damacana suyuyla, veremeyenin çeşme kuyruğuyla idare ettiği susuz günler bu şehrin başından tastamam uzak olur mu acaba? paslı suyla yıkanıp avuç avuç saç dökmeye alıştık belki ya, su kaynağı şimdilik* bol olan ve temiz su sağlamaya kadri olan bir ülkede musluk suyunu içmeye kullanamamak koyuyor insana. hem bu, suyun daha çok israfı demek, ah bir uyansalar bu duruma.

şehir içinde görülebilecek yeşil alanların daha da çoğaldığı, orman yeşili bir ankara görebilmek mümkün olur mu acaba? "bir zamanlar bir gençlik parkı vardı sahiden" deyip susmak da burkuyor içimi. ağaçlı sokaklardan eller cepte yürüdüğümü anlattığımda bugün "hadi canım sen de" desinler, pekala. ama ileride çocuklara bunu anlatmak hepten imkansız olmasa. zamanında, susam sokağı'nda gördüğüm ankara'ydı beni buraya çeken. öyle bir şey olsa ki çocuklar ankara ile yeşili bir arada televizyondan ya da internetten görmeseler... hani dışarıda vakit geçirmek için tek seçenek o büyük alışveriş merkezleri olmasa...

ankara'nın şehir merkezindeki en eski, en güzel tarihi yapıya, kaleye gereken değer verilir mi acaba? son zamanlarda kale'ye olan turistik ilginin bariz biçimde arttığını biliyoruz, üstelik bu yalnızca kalenin alt kısmı ve çarşılarıyla sağlanan bir gelişim. kalenin yıllardır kapalı olan bir de ana kısmı var, el atmak istemiyorlar nedense. kaleiçindeki dar sokaklarda, dışarıda olsa müzelerin baş köşelerini süsleyecek taşların üzerinde afiş izleri var. sokağın kemerleri yıkılmak üzere, dönüp bakılmıyor. oysa bu kale çok değerli ankara için, tarih için, kentler için.

yapaylıktan uzak bir kentleşme, üniversite kampüsleri, yollar ve şehrin kültürüne dair daha sayamadığım nice ayrıntı var elbette. yeni bir icat değil, var olan çarpıklıkların düzeltilmesi bile şehrimin asık çehresini yeniden ışıldatmaya yetecek ya, acaba'lar aklımdaki ankaranın gerçekleşmesine pek yardımcı olmayacağa benziyor. seven bu şehri zaten seviyor, her türlü çirkinleştirmeye rağmen koruduğu saf ruhuyla. ve ne olursa olsun öylece kabul ediyor bir sığınak olarak. ancak bütün bunlar hayalden ibaret kalmamalı, bu şehir için gösterilen çabalar kasten haksızlığa dönüştürülmemeli.

ankara, kendi kolu bacağı varken protez kola veya bacağa, kendi güzelliği varken mide bulandıran bir makyaja hiç mi hiç ihtiyaç duymuyor. bilebilseler...

devamını okuyayım »
19.03.2009 02:57