şükela:  tümü | bugün
  • romanların kurmaca dünyasına kendilerini kaptırarak hayal / hakikat karşıtlığını acı bir biçimde yaşıyan kadınların durumu.
  • bir edebiyat terimidir. kişinin kendisini yazarın ya da kahramanın yerine koyma halinin getirdiği sürüklenme, kapılma, gerçek dışı sahte bir kendiliğe sığınma durumu.
    nurdan gürbilek hemen hemen bütün 19. yüzyıl osmanlı-türk roman kadın kahramanlarının bu psikolojide olduğunu söyler. en iyi örneklerden biri olarak mehmet rauf'un "genç kız kalbi" romanında ki pervin'nin şair behiç bey'e ilişkin söylediği şu sözler verilebilir: "hiç bir zaman hiç bir kitap bir kalbi, benim benim bu kitapta okuduğum kadar çoşturmamıştır. artık hayatım benim değil, iradem elimde değil, ölmek yaşamak, mesut olmak için onun bir emrini, bir işaretini bekliyorum; ve yemin ederim ki, saadetle hayatımı feda ederim."
    kadın ruhunun ne mene bir şey olduğunun kapılıp gitmeye, sürüklenmeye, kendini kaptırmaya, narsistik yaralanmaya ne kadar yatkın bir ruh olduğunun edebiyat üzerinden anlama denemesi de denilebilir bu edebiyat terimine.
  • türk edebiyatı' nın ilk psikolojik romanı, mehmet rauf' un müstesna eseri eylul'de kendini hissettiren söz konusu edebi terim.
  • nurdan gürbilek bu konuyu kısıtlı bir çerçevede anlatmıştır ama bana sorulursa, yani sordular bana hadi, ben derim ki bu konu öyle basit bir konu değil derim. bunu biraz açımlayarak bil-cümle edebiyat tarihine göz atabilir, edebiyatın modern ve postmodern köşelerine girip çıkabilir ve geri dönebiliriz derim. hatta bir de bakınız veririm.

    (bkz: ulusal alegori)

    bu ne alaka diyebilirsiniz. özdeşleşmekle idol almak aynı şeyler değil midir diye cevab veririm.
  • ''madam bovary - emma bovary'' ile anılan ancak türk edebiyatında da ''kiralık konak-seniha'' , ''aşk-ı memnu - bihter'' gibi roman kahramanlarının da etkilenmiş olduğu görülen akım.
  • kişinin kendisini bir başkasının yerine koyması gerçekte olmayan "sahte bir kendiliğe sığınma eğilimi" anlamında kullanılır. jules de gaultier madame bovary'den yola çıkarak yazdığı denemelerinde bovarizmi bir içsel telkin eksikliği, kişinin dış çevrenin telkinine boyun eğmesi olarak tanımlamış.

    (bkz: kör ayna kayıp şark)
  • türk edebiyatında da bazı servet-i fünun eserlerinde kendini gösteren durum. madam bovary ile ortaya çıkmıştır. kişilik karmaşası da denilebilir. kendini bulamama, esas var olan kişiliğini yok sayma hali ve başka bir karaktere büründüğünü hatta o olduğunu sanmak.

    son yıllardaki yeni edebiyat ve batı edebiyatı üzerine yapılan araştırmalarda üzerinde çokça durulmuş ve psikoloji alanına da değen konulardan biridir. sebebi ise bunun bir akımdan ziyade psikolojik hastalığa dönüşmesi. eskiden yalnızca kitaplarda karşılaşılabilen bir durum iken gündelik hayata girmiş ve birçok insanı bilmese de aslında pençesine almıştır.

    aşırı kitap okuyan ve karakterlere kendini fazlaca kaptıran insanların (tabii dozu bilememek, abartmaktan bahsediyorum burada) zaman içerisinde hızla bu rahatsızlığa kapıldığı ortaya çıkmış. ki ismi konmamış da olsa çevremizde bu tip insanları çokça görebiliyoruz.
  • depresyona beş kala da denilebilir.
  • kişinin kendini farklı ve üstün görmesi ve bu durumdan hoşnut olmaması, yaşadığı koşulları beğenmeyerek düşler peşinde koşması durumu. psikoloji diline gustave flaubert'in madame bovary isimli kitabından geçmiş bir terimdir.
  • ilk önce sapla sapanı ayıralım, bovarizm bir hakaret, pejoratif bir sıfat değildir. bir tür insanlık durumudur ve emma bovary'in durumu açıkladığı kadar charles bovary'ninkini de açıklar, ikisi de -charles dünyası olan emma'yı, emma dünyayı- tahammül edemedikleri yavan gerçekliği, başka türde algılamaya yönelmişlerdir, "madam bovary c'est moi" diyen flaubert de bovarizmini romana dönüştürmüştür. bovarizm benliği değil dünyayı olduğundan farklı gören tutkulu bir deneyimdir; aslında orada olmayan bir şeyi bulma teşebbüsüdür. bunun hem sanatta hem hayatta hoşgörülebilmesi için güzel olmanız gerekir.
    edit: sapla saman tabii, sapan değil, zira sapla sapanı ayırırsak atış yapamayız.