şükela:  tümü | bugün
  • karşıdakinin susmasını beklemekten ziyade, söylenenin bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkmasını engellemek, içeride biraz döndürüp, unsuz kalmış değirmene öğütücek malzeme sunmaktır..
  • okumayı bilmek versiyonu sözlük limitleri içerisinde geçerlidir..
    yazar oldum diye sürekli entry peşinde koşmak yerine, okurluk dönemlerini, bilgilenme dönemlerini yad etmek gerekir..
    ssg sırf bu yüzden icad etmiş bile olabilir bkz fasilitesini..
    bilgiye kolay ulaşalım diye..
  • kenarından (bkz: empati)
  • çok az insanın başarabildiği, durum. zaten diğerlerine anlatacak bişey yoktur.
  • dinlemeyi bilmek nirvanaya ermek içün kazanılması gereken mühim bir yetenek , meziyet, erdemdir. nadirdirler günümüzde evet, çok kitap okuyan insanlar dinlemeyi severler mesela . çok alakalıdır bu ikisi birbiriyle , kitap okumak dinlemeyi bilmektir, kitap okurken sıkılmak dinlemeyi bilmemenin bir ürünüdür. neden kitap okuyorsun sorusuna " vizyonumu genişletesim var" diyen şahısları tenzih ediyorum genellemeden zira o kişiler ki vizyonlarını daha çok konuşmak için genişletiyorlar neticede.** fakat çok kitap okumayıp dinlemesini bilen insanlar da yok değildir hani, haksızlık etmemek lazım .
    en kötüsü, dinlemeyi bilmek öğrenilen bişey değildir . kendiliğinden gelir . dinlerken bütün algı kapılarını anlatana açmaktır dinlemek, bahsedileni özümsemektir, hesabını kafada yapıp gerektiği kadar cevap vermeyi gerektirir. misal ;

    - abi dünyanın varlığı ne kadar kesinse bence yokluğu da o kadar kesindir. biz aynı zamanda hem varız hem yokuz ne diyosun , tuhaf di mi .. halbuki aynı anda hem var olup hem yok olmak çok mümkün misal atomaltı parçacıkları var , hayatın varlığını yokluğunu hayattaki en küçük parcadan çıkarabiliriz abi mesela ../ tak keser dinlemeyi bilmeyen insan /
    -ya gene başladın vıdı vıdı , buna (gösterir eliyle , vurur hatta) kafa denir kafa . doldurma boş lafla..

    şimdi burda ne gördük ; arkadaş bi şey öğrenmiş gelmiş güzel güzel anlatıyor , örnekler falan verip daha da anlaşılır kılcak anlattığını biraz daha konuşsa , diğer adam dinlese hoşuna gitcek , ama ayılık var işte, kendisini alakadar eden ne varsa bildiğini zannediyor , bunun da sebebi megolomallıktan* geçiyor . halbuki dinlemeyi bilen insan adam lafını anlatırken misal notlar alır kafasında, der ki "atomaltı parçacıkları ne demek acaba" , "kimden duymuş da gelip bana dayıyo hepsini" ,"ne kral arkadaşım var be " mesela ..sonra adam lafını bitirince teker teker sorar anlamadıklarını böylece bir bilgi paylaşımı ve hakiki bir iletişim ortamı oluşur mekanda .

    dinlemeyi bilmemek biraz da geyik neslinden kaynaklanıyor elbet. oku boku geyiğe vurdukları için her konu değersizleşiyor gitgide.. bahseden lafının espriyle veya kahkahalarla kesilmesine aldırmıyor artık, içlenmiyor, hatta anlatmasam da olur diyor dağılıyor bütün konu, hebele höbeleye dönüşüyor her zamanki gibi. günümüzde iletişimde mizahın daha büyük rol oynaması ve hatta iletişimin mizah üzerine kurulması da en büyük faktör tabi bu hususta. kastettiğim mizah güldürü veya komikliktir burda. ama mizah sadece güldürü veya komiklik değildir elbetta*.*
  • insanın boşluğunu örter, karşısındakiyle aynı seviyeye çıkarır.*
  • bencil olmayanların sahip olduğu bir meziyettir; kendini bilmek ve konuşana değer vermektir.

    bir gün kurbağaya "kurbağa kardeş, pek konuşmuyorsun, hayırdır?" diye sormuşlar. kurbağa da;

    "ağzım su dolu, konuşmam için önce bu suyu yutmam lazım! sizi dinlemek, şimdilik benim için fazlasıyla kafi. hem sizi dinlerken ağzımdaki bu suyu yani bilgilerimi yani beni besleyen şeyleri daha rahat hazmediyorum." demiş. kurbağanın bu artistlik yanıtı karşısında hipopotamın teki birden söze girip "bir soru sorduk, on tane laf ettin! iyi ki pek konuşmuyorsun oumuamua! hem senin ağzın su dolu da, bizimkinde çamur mu var lan büllük? senin yuttuğun su, benim tşşşğmn tekini bile serinletmez!" demiş.

    bilge kurbağa altta kalır mı, yapıştırmış cevabı; "haklısın hipopotam kardeş, ben senin kadar su israf edemiyorum ama senin bahsettiğin su ile benim bahsettiğim su arasında kocaman bir derya var!" demiş. hipopotam kurbağanın bu sarkastik cevabı karşısında iyice deliye dönmüş ve "sen kimsin lan, mnkydğmn yeşil mercimeği!" diyerek höykürmüş. ortam iyice gerilmiş, olaylar olaylar çıkmış ve orman karışmış. sonra aslan gelmiş ve kurbağayı da, hipopotamı da bi' güzel silkmiş.

    yaralı kurbağa; "ben ne güzel dinliyordum mk, bir daha konuşursam ağzımı, yüzümü, sol gözümü silksinler!" demiş. hipopotam da "çok haklısın, bazen dinlemeyi bilmek lazım kardeşim..." diyerek onu onaylamış ve kollarını birbirlerinin omuzlarına atarak dost olmuşlar ve mutlu ve mesut ve bir şekilde yaşamışlar.

    edit:imla.
  • bir momo kolay yetişmiyor. kıymetini bilin bunların.
  • dinleyemeyi bilmeyen insan ile hic muhattap bile olmaya degmez neden diye soracak olursak en onemli etkilerinden birisi tam siz bi konu hakkinda onemli bisey anlatirken aaa aynisi benimde basima geldi diyerek kendi konusunu anlatmaya calisir. guzel kardesim yapmayin boyle insanlari kendinizden sogutuyorsunuz. önemsiz hissettiriyosunuz. boyle bi hissiyat durumda aynı hissi karsi tarafada siz yansitin. bozun dinlemeyin hatta ve hatta buna kırıldıgınızı belli edip araniza mesafe koyun ki yaptigin yanlis oldugunu anlasin.