şükela:  tümü | bugün
  • kadrosunda naomi watts, rachel weis ve daniel craig gibi üç starı barındıran eylül 2011 tarihinde vizona girecek olan dram-gerilim filmi.
  • fragmanında -galiba- konusuna ilişkin devasa bir spoiler verilen film.
  • türkçe çevirisi ''korku evi'' olan korkuyla ilgisi olmayan bir film. rachel weisz ve daniel craig oyunculuğu başarılı. kızlardan küçük olanı claire geare(dee dee) film boyunca hep tatlı tatlı bakıyor. sinemada izlenilmesi gereken psikolojik/gerilim filmlerden.

    --- spoiler ---

    ya adam mistik ya da sağlam şizofren. neticede ''i see dead people...''

    --- spoiler ---
  • senaryo güzel (en azından klişeleri törpüleyip, parlatmışlar), oyunculuklar iyi, ancak havada kalan bir şeyler var. müzikler, gerilimin dozu artırılıp, görsellik konusunda biraz daha uğraşsalarmış senenin en iyi psiko-gerilim filmi olabilirmiş.

    --- derin spoiler ---

    gerilim dediysem tam diil aslında. 2. yarıda ağlamak üzreyken "yok artık" diyen iç sesimle kendime geldim. bu kurguya sahip filmlerde (the others ) emeğin çoğu çocuk seçimlerine gidiyor fark etmedim değil...
    klişe konusuna gelirsek: 23 filminde de kendi geçmişini hatırlamayan karakter üzerinden etkileyici bir senaryo ortaya konmuştu fakat filmin naifliği ve düşündüren farklı olası son versiyonları, the others ve 23 fimleri üzerinden yakaladığımız etkiden daha farklı bi yöne çekiyor.

    --- spoiler ---
  • hayal evi ismiyle vizyona girseymiş dedirten film. imdb puanım 7.8.

    --- spoiler ---

    sinemaya gerilim veya korku filmi izleme amacıyla gidenler, dokunaklı bir aşk filmi izleyerek çıkacaktır.

    --- spoiler ---
  • adının aksine gerilimle ya da korkutmakla bir alakası olmayan bir film.
    ama asla kötü değil, çok da keyifli, sonu insanı hüzünlendiriyor hatta.

    ayrıca o küçük kızı yerim!
  • alternatif gerçeklik temalı bir film daha.

    arkadaşlar sizce de bu alternatif gerçeklik temasından gereğinden fazla ekmek yenmedi mi? ama hala izleyip izleyip şaşırmaya devam ediyoruz. tamam bunu zamanında babalar bi kere akıl etmişler, filmini yapan da çıkmış, illa görsellik icab ediyorsa o filmi hepimiz birer kere izleyip şaşırsak yeterli değil mi? yok alternatif gerçekliği rüya diye iç içe sok “inception” olsun, insanları içine doldur “the matrix” olsun (seri bi de bu, bildiğin cıvıtmak değilse nedir?), ölüyle mölüyle karıştırıp bruce willis’in kafasının içine sok “sixth sense” olsun, eşşeğin .tüne sok “alice in wonderland” olsun, kamyona doldur piknikçi tayfa olsun... hala türetiliyor, daha boncuk gibi dizilecek, karadelikten geçilip ulaşılacak, vs. vs.

    inception’da içinden çıkamadık. matrix neo’yu “gerçek” dünyaya da uygulayıp bir katman daha var dedi. sixth sense’te şizofreni kisvesi altına, ama öteki dünyadan göz kırpıyor. alice in wonderland çocuklara zerkediyor. piknikçi tayfanın ne yaptığı belli değil (bkz: rastlantı ve kaos). bunda da kafanın içindeki alternatif gerçek bu dünyaya temas edebilir mi diye inceden soruyor bir ara, ne bilelim ulan... o değil, hepimiz hayatı, doğayı az buçuk(?) götümüzden anladığımız için, herkesin kendine göre alternatif bir gerçekliği var zaten. bunlara şaşırmayı bırakalım artık lütfen. ki, bir daha önümüze sunamasınlar, bak 12e‘deki hala şaşırıyor, bi yeter artık be

    ister istemez kıllanıyorsun filmden çıkınca, “ulan ben de tozutmuş olmayayım” diye. şimdi bu filmler yüzünden, gençliği abazanlıkla geçmiş, mühendis, pırlanta gibi bir adam (itü’lü demek istemiyorum çok yüklenildi, insaf) hayatını düzene sokup sevgili falan edinse sonra kıllanıp "ulan bu kafamda yarattığım, gerçek yaşamı ve evreni olduğu gibi görmemi engelleyen alternatif bir gerçeklik olmasın" dese, kızı mızı bıraksa sen yoksun lan diye, sonra gidip psikiyatrları ikna etmeye çalışsa, biz onu ikna edemesek falan, yazık değil mi o kıza, adama, psikiyatra, bunun hesabını kim verecek?

    ben de size içinde yaşadığım alternatif gerçeklikten sesleniyorum. walla burası çiçek gibi. insanlar akıllarının ne işe yaradığını anlayıp aptallıktan vazgeçmişler, zeka(sıy?)la övünmenin babasının parasıyla(yine ?) övünmekten farkı olmadığı anlaşılmış, bizim sandığımızın (önceki kelime iki türlü de anlaşılabilir, özgür iradeye sınır koymak haddime düşmez) bizde kalmadığı “görülmüş”, bencilliğin uzun vadede kişiye ve çevresine acıdan başka birşey getirmediği anlaşılmış, kaynak yönetimi ve paylaşımının, verimliliğin dibine vurulmuş, dolayısıyla çıkar çatışmasının, cinayetin, savaşın ortaya çıkmasına sebep olan şartlar asgariye indirilmiş, mallar değil imkanlar paylaşılıyor(işe yaramak ve işe "yaratmak" için), en güzeli de bülent ersoy, nihat doğan, fatih ürek, seda sayan ve bunlar gibilerin her biri daha mantıklı ve inanılabilir bir varoluş içerisindeler, insanlar huzur içinde yaşayıp gidiyor. bir de sonsuz enerji kaynağı bulabilsek bunu genelleyeceğiz, böylece ölüme de çare bulunacak “bildiğin” "cennet" olacak burası.

    alternatif gerçeklikte yaşıyorsun diye beni buradan çıkartmaya çalışan psikiyatra ağır konuşurum.
    haydi bunun filmini yapsınlar, şaşırmayan en adidir, hatta filmini bırak içine doluşalım gitsin.
  • sadece konusunu okuyup, ismi abuk subuk korku evi diye türkçeye çevrilince cidden korku filmi sandım ve bu benim hatam. çünkü filmin fragmanından korku filmi değil de psikolojik gerilim-dram olduğu gayet belliymiş, filmin adıyla da birleşince oldukça açıkmış. ve hatta sürpriz sandığım şeyin önemli kısmı fragmanda varmış zaten. benim nefis sinema bilgimle anladığım, şaşırtıcı gelişmeler olan çok feci bir gerilim/ korku değil bu, zor bir seçimle karşı karşıya kalan adamın dramı. korku filmi olsa 4/10 ama bu haliyle benden 7/10.

    konu: "yeni bir şehre taşınan aile, bir süre aradıktan sonra kendilerine uygun bir ev bulduklarını düşünürler fakat patterson ailesinin bu eve girdikten sonra başta aile babası olmak üzere tüm aile kötü bir gerçekle karşılaşırlar."

    --- spoiler ---

    filmi izleyenler için ve spoiler uyarısına aldırmayıp okuyanlar için, zor seçimden kastım şudur ki efenim; dream house bu tür filmlerin genelinin aksine gerçek ve alternatif gerçek arasında insanı oldukça ikilemde bırakıyor. benim bildiğim türün diğer örneklerinde izleyici tarafından tercih edilmesi istenen/ anlamlı olan "gerçek" olanın seçilmesidir. örnek mi, ilk aklıma gelenler;

    - matrix: neo iyi ki o kırmızı hapı seçti.
    - sixth sense: dr. malcolm crowe ölüymüş ve karısı onu çok seviyormuş meğer, biz de ne oluyor diye üzülmüştük.
    - hide and seek: savaşılamayan tuhaf güçler yerine çözüm bulunabilir şizofren baba tercih sebebidir.
    - the others: korkutulacağıma evime sahip çıkar ben korkuturum.

    halbuki dream house'da peter ward'un will atenton olarak kalması oldukça cazip bir seçenekti; will attenton'un çok güzel bir ailesi ve nefis bir hayatı var.
    gerçi başka bir ikilemi shutter island'da da görmüştük, ama orada iki seçenek de kafa karıştırıcıydı ve alternatif gerçekliğin bu kadar tercih edilmesi mümkün değildi. (is it better to live like a monster or die a good man ?)

    --- spoiler ---