şükela:  tümü | bugün
  • islam'a en büyük zararı vermiş zatlardan biridir. buhari, müslim, tirmizi, ebu hureyre, ebu davud gibiler yüzünden islam, islam olmaktan çıkmış, adeta yeni uydurma bir din kurulmuştur.

    uydurma hadisler ve hadis uydurucuları hakkında daha geniş bilgi almak isteyenler şunlara mutlaka bakmalı:

    hadis - kuran çelişkileri:

    http://www.kurandakidin.com/…dis-kuran-celiskileri/

    hadis - hadis çelişkileri:

    http://www.kurandakidin.com/…dis-hadis-celiskileri/

    hadis - mantık çelişkileri:

    http://www.kurandakidin.com/…is-mantik-celiskileri/

    hadislerin dine ilaveleri:

    http://www.kurandakidin.com/…slerin-dine-ilaveleri/

    peygamberimiz’in yazilmasini yasakladiği hadisler nasil kitaplara dönüştü?

    http://www.kurandakidin.com/…unnetin-incelenmesi-2/

    peygamberimiz hadis yazimini yasaklamişti:

    http://www.kurandakidin.com/…-hadisleri-yargilarsa/

    dört halife tek bir hadis yazdirmadi:

    http://www.kurandakidin.com/…hadislere-karsi-tavri/

    dine sokulan ilavelerin, hadislerin uydurulma sebepleri:

    http://www.kurandakidin.com/…n-uydurulma-sebepleri/

    bazi önemli hadis uyduruculari:

    http://www.kurandakidin.com/…li-hadis-uyduruculari/
  • bir put ismi.

    dahası, bu put öyle bir puttur ki; kendisi olmasa götünü nasıl yıkayacağını, nereye sıçacağını bilemeyecek akılsızlar tarafından ballandıra ballandıra anlatılmakta; kur'an'la ve kendi içinde olan apaçık çelişkileri "uyduruk mana havuzu"nda aklanmaya çalışılmaktadır.

    39:36'da sorulan "allah kuluna yetmez mi?" sorusuna "evet yeter!" diyemeyen korkaklar tarafından putlaştırılmıştır.

    yavaş yavaş yok olmaya yüz tutan putlardan yalnızca bir tanesidir.
    "hak geldi, batıl yok oldu! şüphesiz batıl yok olmaya mahkumdur!" (isra/81)
  • "allah kuluna yeter ama bir aracı olsa da fena olmaz" ebu cehil, m.s 7. yüzyıl, mekke (aktaran bir islamcı, m.s 21. yüzyıl, ekşi sözlük)

    putperestliğin evrimiyle ilgili harikulade örneklere vesile olmuş kimse.
  • ekşi sözlük'te az da olsa hayranları olan minik bir put.

    kopernik'in dünyanın yuvarlaklağını keşfetmesiyle, allah ve peygamberi adına uydurulan yalanları eşit sayıyor bu hayranlar, yetişin dostlar. insanın annesinden doğmasını "allah yetmez" noktasında ele alıyor, böyle iliginç kafalar var dünyada. putperestlik çok zor.

    bak güzel kardeşim, "allah kuluna yetmez mi?" ne için söylenmiş, bunu iyi oku.

    39:36 - "allah kuluna yetmez mi? seni o'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur."

    ayette de belirtildiği gibi, seni de allah'tan başkalarıyla korkutmuşlar belli ki. buhari'nin, ebu davud'un, falanca hocaefendinin tek bir sözünü inkar edersen dinden çıkarsın diye kafana kafana vurmuşlar. sen de onlar ne derse onların taklitçiliğini yapıyorsun. allah, kamer suresi'nde defalarca "bu kur'an'ı düşünüp öğüt alabilesiniz diye kolaylaştırdık" diyor, sen hala kur'an'ı aracısız anlayamayız çünkü biz gerizekalıyız diyorsun. "ebu davud olmasaydı tuvalete hangi ayağımızla girerdik bilemezdik" demeye devam ediyorsun. açık açık söyleyin kardeşim, biz kur'an'da yazanları umursamıyoruz deyin. siz de kurtulun, biz de kurtulalım.

    bizim alt komşunun bir oğlu var, adam her ay menzil'e mürşidini ziyarete gidiyor. artık ona orada neler yapıyorlarsa kafayı yemiş oğlan. bildiğin zehirlenmiş. uyuşturucu da kullanıyor, bunun yanında ilginçtir namaz da kılıyor, "gavsım yetişir kurtarır beni her türlü beladan" diye türlü pisliğin içine bulaşıyor, gidiyor dışarıda dayak yiyor ağzı yüzü kırık geliyor. annesi babası perişan, ne yapsak ne etsek diye kara kara düşünüyorlar. elemana sen kur'an'ı okumuyor musun diyorum; ben kur'an'ı anlayamam, mürşidim ne derse onu yapıyorum diyor. öl dese gider ölürüm diyor. adeta bir canlı bomba gibi geziyor anlayacağın. al mürşidi de bu: http://www.youtube.com/watch?v=jfiwo1kym8g

    kulluk ettiğin allah mı, ebu davud mu, buhari mi, bunu iyi düşün. allah'a ortak koşmak nedir, şirk nedir, bir tanım alalım bu genç hayran kardeşimizden.

    ayetin devamı 39:38 - "andolsun, eğer onlara, 'gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan elbette, 'allah', derler. de ki: 'peki söyleyin bakalım, allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar allah'ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? yahut allah bana bir rahmet dilese, onlar o'nun rahmetini engelleyebilirler mi?' de ki: 'allah bana yeter. tevekkül edenler ancak o'na tevekkül etsinler.'"

    "tevekkül edenler yalnız allah'a tevekkül etsinler" diyor; sen ebu davud'a, buhari'ye, atalarına tevekkül ediyorsun. "içinde şüphe olmayan hadisleri derlemiş" diyerek adeta bu habisleri kur'an'a eş tutuyorsun. oysa "la reybe fihi" olan yalnızca kur'an'ın kendisidir. (2:2) ve bunu bir de newton'un yer çekimi kanunu ile örneklendiriyorsun, bravo sana.

    dünya döner, kopernik gider dünyanın yuvarlaklığını keşfeder. tekerlek döner, başkası gider arabayı icat eder. insanlar bundan faydalanır. analar nice evlatlar doğurur, kimisi hidayet üzere olur, kimisi sapık olur. hayat akar gider, allah'ın sünneti budur. fakat allah'a kulluk aracısız olur güzel kardeşim. allah elçileri aracılığıyla kullarına vahiy gönderir. ve der ki, "bu kitabı ayrıntılı olarak biz açıklıyoruz, ki allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye." (hud/1-2)

    "ve mâ muhammedun illâ resûl" muhammed bir elçiden başka bir şey değildir. (3:143) elçilerin görevi sadece tebliğdir, bu da onlarca kur'an ayetiyle sabittir. tabi siz beşer peygamberleri mitolojik hikayelerinizle uçurup kaçırıp ilahlaştırdığınız için, arada açılan boşluğa minik putlarınızı yerleştirmekte bir sakınca görmüyorsunuz.

    hüküm koyma ve onu açıklama işi de yalnızca allah'a aittir. bu da ayetlerle sabittir. korkma, kur'an'ı biraz karıştır göreceksin o ayetleri. ve allah defalarca kur'an üzerine düşünün, ondan öğüt alın der. o halde bu karın ağrınızın sebebi nedir usta, bir anlatın hele ya.

    allah'a ve elçilerine isnat edilen türlü yalan ve iftiralarla şekillendirdiğin din, seni zalimliğe ve sapıklığa sürükler kardeş.
    allah'ın hükmü budur.
    "allah adına yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? zalimler asla kurtuluşa eremezler." (6:21)

    "allah kuluna yeter" dedikten sonra eklediğin "ama..." her şeyi anlatıyor aslında. "allah kuluna yetmez" demek değil mi olm bu? birbirimizi niye kandırıyoruz?

    sandığın gibi "allah kuluna yeter" sözü saçma sapan anlaşılmasın diye de gönderilmemiştir peygamberler. allah, bu sözü elçileri aracılığıyla insanlara ulaştırmış ve sözün ne anlama geldiğini de yine kur'an'da ayrıntılı olarak açıklamıştır. ve insana da demiştir ki; "düşünün, akledin ve öğüt alın"

    neyse, herkesin dini kendine.
    bir sonraki dersimizde bu minik putumuzun hem kendi içinde çelişkili, hem de allah'ın diniyle çelişkili hadislerini konu edineceğiz. bizden ayrılmayın sevgili kenyalılar.
  • iflah olmaz hayranları olan putçuk.

    soruya direkt cevap:

    "ey iman sahipleri! namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın. eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. allah size zorluk çıkarmak istemiyor. ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz." (maide suresi 6. ayet)

    bu ayetten koltukaltını yıkaması gerektiğini, göbeğini mesh etmesi gerektiğini, ağzını çalkalaması gerektiğini anlayan biri varsa kusura bakmayın dümdüz bir gerizekalıdır. bu ayeti ilkokula giden bir çocuğa okutsan namazdan önce nasıl abdest alması gerektiğini öğrenir.

    "allah size güçlük çıkarmak istemiyor, sizi temizlemek istiyor" sözüne dikkatinizi çekiyorum, zira allah'a ortaklar koşan bu insanlar tıpkı kendilerine inek kesilmesi emredilen israiloğulları gibi sürekli yan çiziyorlar. yok inek ne renk, inek genç mi yaşlı mı, ineğin adı ne, inek pasta yapmayı nereden öğrendi... bakara suresi 67'den itibaren okuyun, direkt bu zihniyeti anlatıyor. ve 71. ayetinde diyor ki; "neredeyse o ineği kesmeyeceklerdi" bunlar da aynı o hesap.

    bundan sonraki soru: "kur'an'a bakarak nasıl namaz kılacağız, ellerimizi nereye koyacağız, amuda mı kalkacağız, başımızın üstünde mi döneceğiz?" olacak muhtemelen. sen sor ben anlatayım genç. kur'an'da nasılı/niçini anlatılmayan hiçbir şey yok, bunu sizin o kalın kafanıza sokacağız allah'ın izniyle.

    selam.
  • sünnetle hadisi karıştıranların alimi. ebu hanife ve cafer-i sadık'la aralarında yüz yıllık bir zaman farkı olan adamı sünnet kavramına eşitleyip sonra da kendisi olmasa namaz kılmayı bilmeyeceğimiz çıkarımını yapmak iyi bir kafa elbette. hadisçilik bir horasan sapkınlığıdır. kütüb-i sitte'nin 6 yazarının tamamı horasanlıdır ve en erken doğanı 9. yüzyılda doğmuştur.
  • eleştiren ve iftira atan kitle genelde islami kendine yoran, kurban olarak tavuk kesen, baş örtüsü emredilmemiştir diyen, hava sıcaksa oruç farz değildir diyen kitleyle oldukça uyuşmaktadır..

    hadis ve sünnet'i islamdan dışlayanlar dışlasın, sonuçta bu dünyada yahudi de var hristiyan da var ama hayatını allah yolunda geçirmiş insanlara iftira atmak yakışmamaktadır.

    maksatlı sitelerin yaptığı maksatlı yayınları kutsal kaynak gibi gösterenlere bişey demek istemiyorum. putperestlik falan denmesi ise hepten yakışıksız çirkin iftiradır. bu görüştekilere ise saygı duyuyorum diyemeyecem.
  • (bkz: gülememek için kendini zor tutmak)

    kuran'ın eldeki en eski nüshası 9. yüzyılda bulunmamıştır. 9. yüzyılda bugün kaybolmuş nüshalar eldeydi henüz kaybolmamıştı. demeye çalıştığı şu "şu an elimizdeki nüshaların en eskisi 9. yüzyıla tarihleniyor" bu da yanlış eldeki en eski kuran nüshaları emevi dönemine tarihlenir. emeviler 8. yüzyılın ortalarında yıkıldılar.

    ebu davud'un kaleminden çıkan nüshanın bir yerlerde bir müzede bulunduğunu düşünen yalnız cahil olmayıp elindeki verileri değerlendirecek kapasiteye de sahip bulunmayan nasipsizlerle uğraşmak zorunda kalacağız anlaşılan.

    hadi buyur dök eteğindekileri bekliyorum...
  • hakikatle karşılaşınca canı sıkılan hayranlara sahip ilginç bir put.

    ezanla ilgili kur'an'da bir kısıtlama veya "illa böyle okunması gerekiyor" şeklinde bir emir yok. araplar "hayya ale-salah, hayya alel-felah" der, türkler bunun türkçe'de "haydi namaza, haydi kurtuluşa" anlamına geldiğini bilir, kenyalı da kendi diliyle insanları namaza çağırabilir. eğer boru çalınınca insanlar namaza davet edildiklerini anlıyorlarsa boru da çalabilirsin, sakıncası yok. ezan okunmayan memleketlere gidip saatinin alarmı ile namaza duran milyonlarca insan var, kabul değil mi şimdi onların namazı? velhasılı önemli olan namaza çağırırken okunan sözlerin şekli veya makamı değil, insanların namaza çağırılmasıdır.

    bu habisleriniz olmasaydı insanları namaza çağırırken "namaza gelin lan dümbükleeeer" diye mi bağıracaktınız abicim hoparlörlerden, anlamıyorum ki? amacınız bağcıyı dövmekten başka bir şey değil.

    namazın amacı sadece allah'ı anmaktır (20:14), ezberlediğiniz sözleri sarhoşlar gibi tekerleme misali söylerek kıldığınız namaz sadece bir gösterişten ibarettir.

    ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşsanız namaza yaklaşmayın sevgili arkadaşlar. (4:43)

    selam.
  • buraya kadar olan bitende bir anlaşalım.

    - hadisçilik peygamberden 150 yıl sonra doğu iran'da ortaya çıkmış bir daldır. yani muhaddisler ilk koleksiyonlarını yayınladığında 4 sünni mezhep ve caferilik ameli konuların hepsini tartışmış ve belli bir mecraya oturtmuşlardı. yani kimsenin namazı, abdesti ebu davud'dan buhari'den öğrendiği yoktur.

    hadisçilerin en bilindik refleksi sıkışınca usül konusuna sapmalarıdır. daha önce defaatle yaşadığım bir durum. usül (yöntem) önemli elbette. bilim metodoloji olmaksızın var olamaz. peki nedir hadisçiliğin o çok savundukları usül? senet adı verilen bir aktarım silsilesinin bulunup bulunmadığının tettiki.

    bu oldukça öznel bir metoddur. sonuç olarak birilerinden duyulduğu iddia edilmiş sözlerden ibarettir. doğruluğunun kanıtı olarak aktaran kişilerin ahlakından başka da ortaya konulacak bir delil falan da yoktur. öyle ki hanefi, maliki, hanbeli, şafii ve caferi uzmanlar bu işleri tartışırken hiç birinin delil diye ortaya sürmediği metinler bunlardan aşağı yukarı yüzyıl sonra birden bire yerden bitmiştir. birbirinin boğazına sarılacak kadar şiddetli bir mücadele içindeki adamların tartışmalarında geçmeyen ifadeler hele de yazılı bir kaynağa dayanmadan öne sürülür de bunun adına bilim denirse ancak gülünebilir.