şükela:  tümü | bugün
  • umarım sonu fermuar dergisi gibi olmaz. zira fermuar dergisinde de cok basarili yazar/çizer kadrosu vardı ve dergi kapaninca bir çogundan haber alamadik. takip ettiklerimizi ise belli bir süre sonra diğer dergilerde gorduk gerçi ama yine de unuttuklarımız oldu. simdi burada da sevdigimiz bir çok çizer, yazar olması metlu etti beni açıkcası. mizah dergilerinde alternatif bir dergi olsun degil tabi aradigimiz sey. insanın hosuna gidiyor, bir çok çizeri farklı ortamlarda dahi olsa okuyabilme sansi elde etmesi.

    birçok çizer var ama ben yine de yazi ve çizgisiyle egemen merdan'a dikkat çekmek istiyorum. leman'ya yayinlanan ilk amator çalişmalarini dahi hatirliyorum bu arkadasin. güzeldi, hala güzel. "olm bu da umut sarikaya'ya benziyor" demeyelim, farklı bir tat yakalamaya çalişalim.

    dergi genel hatlari itibariyle tam manasiyla gülmekten kırıp geçirmese de favori çizerleriyle kendisini takip ettirecek bir dergi bence. umarım ömrü uzun olur.
  • format olarak penguen ve uykusuz ile aynı; kapakta güncel bir konuda ayar, 2. ve 3. sayfa güncel siyasi olaylar v.s diye gidiyor;
  • gramajı gittikçe düşmesine rağmen boyutundan bir şey kaybetmeyen içi boş sarı kabuk.

    -ekmeğin içini alayım mı abla?
    -komik olma usta yaa sen biraz daha iç bas oraya, yavan döner yiyoz mına koyim.
  • motivasyon aracı bile olabilir.
  • maalesef 14. sayısı ile veda ediyor. en severek okuduğum dergi olmuştu kısa zamanda. yazar-çizerlerinin hepsini çok özleyeceğimi düşünüyorum
  • daha buharı geçmemişinin içine en çok yakışan tulum peyniri, tereyağı ve taze soğandır. tabi bu çözüm malzemelerin her biri ile ayrı ayrı da tatbik edilebilir.
  • ekmek ve şarap bütünlüğü hıristiyan teolojisinin isa'ya ilişkin icat ettiği en sağlam analojilerden biri. bu bütünlüğün ekmek kanadının, isa'dan evvelki serüveninde, hayattaki maddenin temsili olması açısından ayrıca önemi var (#9965923). ekmek bir sembol; en temel beslenme ve buna bağlı olarak hayatta kalabilmenin sembolü. isa'nın bedeninin ekmek gibi görülmesi, isa'dan yeme algısını tetikler ancak beni alegorideki yüce manaların keşfi açısından daha da heyecanlandıran yine isa'yla ilgili olmak üzere şeytan ile isa'nın son kez karşılaşmasında (last temptation: son sına[n]ma) dile gelen "insan sadece ekmekle yaşayamaz" sözüdür. burada bahsedilen ekmek ise "ekmek ve şarap"taki misyonun tam tersini içerir.

    kabaca anlatırsam, isa şeytan tarafından sınanmak için çöle götürülür (matta 4.1); orada 40 gün-gece oruç tutar ve sonunda delicesine acıkır (matta 4.2). yok olmak üzeredir; zira insan beslenmediğinde yok olmaya yazgılı bir güdüktür. şeytan bunu bilir ve isa'ya "madem tanrı'nın oğlu'sun, söyle şu taşlar ekmek olsun, yersin!" der (matta 4.3). isa da sınandığının farkında olsun ya da olmasın, içinden gelen en dürüst cevabı vererek 40 günlük açlığının sesini dindirir: "insan sadece ekmekle yaşayamaz, tanrı'nın kelâmıyla yaşar!" (matta 4.4) böylece maddî açıdan aç kalmayı, manevî açıdan doymayla eşitlemiş olur. hüseyin hatemi'ye sorarsanız, din de tam anlamıyla işte bu "ekmekle yetinememe" sorunudur (yeni şafak, 2 aralık 2007; h. hatemi, yarin gönlü sırçadır, sf.434, lamure yay. 2008. ayrıca krş. yeni şafak, 28 mayıs 2007). o hâlde buradaki ekmek, "ekmek (beden) ve şarap (kan) = isa" eşitliğindeki ekmekten çok farklı bir kimliğe bürünür. contemptus mundi'yi çağrıştıran bir imge olarak kalmak durumundadır. dünyayı küçümsemiş, yaşamdan vazgeçmiş, ölmeye yazgılı olduğunu hayatının her anına yansıtmış ve sonunda ekmek olması muhtemel taşlara sırtını çevirmiş.

    ilk hikâyede ekmek "şarap ve ekmek"teki hâliyle isa'nın maddî yönü ise, ikinci hikâyede ise şeytanın onu sınarken tercih olarak sunduğu maddî nimetse; isa'nın büyük öğüdü olan "kendinizden vazgeçiniz" ifadesi de tam anlamıyla ortaya çıkmış olur. isa, maddeyi kendisiyle reddediyor. johann peter lange'ın gospel yorumuna bakarsak isa, yeryüzündeki ekmeği, göklerdeki (cennetteki) ekmek için reddetmiştir; böylece çileciliğin de önü açılmıştır (j. p. lange, the gospel according to matthew, p.88, pub by. charles scribner & co., new york, 1865).

    şimdi tasarımı başa saralım. öyle bir tasarımımız olsun ki, manevî açlığın giderilebilmesi için sunulan alternatifin yüceliği insanın en vazgeçemeyeceği, belki de elinde bile olmadığı hakikatini de yadsıyacak ölçüde olsun. insanın hayvanî tarafı olan dünyaya bağlılık ve rutin bir seyir izleyen hayatını idame ettirme telâşı her şeyden evvel beslenmeyi gerekli görür. beslenmesi gereken kişinin, onu hor görmesi ölüme her an hazır olduğunun ve kendisini başka bir iç besinle doyurduğunun göstergesidir. isa'yı ekmekle yaşatmayan, ona bağımlı kılmayan tasarım bu kadar açık bir şekilde önerilen yeni düzenin esiri olmak durumundadır. öyle bir imge seçilmiştir ki, inananlar için başka hiçbir şey isevî heyecanı bu denli coşturamaz. ekmeğin insan için kıyas kabul etmez değeri, tanrısal kelâmın içerdiği değerin altına yerleştirildiğinden hipnoz unsuru açıkça kendini belli eder. inananlar uyuştrulmuş gibi ölümü beklemeye başlarlar. tasarlanan budur; peki, bu tasarım ne işe yarayacak? insanları tümden yaşamdan soğutmak kimin işine gelir ki? ekmeğin bile doyurmadığı bir insan tasarlanıyor, neden doğarken ölmedik o hâlde? buna neden aramak bile aslında ekmeği küçümseyenlerin ekmeğine yağ sürer. böyle de nadide bir cümleyle kapatırım entiriyi, sorular da burada cevapsız kalmış gibi durur. dursun.
  • milyonlarca evde, her akşam ana yemektir.
  • muadili kimi inanışlarda pastadır.
  • bir sana bir suya kurban. gerisi olmasa da olur. katlanılır. alışılır.
    kardeşin suya da içimden yazacağım. sözüm olsun.
    hele çocukları sensiz bırakma.