116352 entry daha
  • "yazdım, yazmasam ağlayacaktım"

    o kadar ben.

    yaşadıklarıma, yaşıyor olduklarıma, yaşayacaklarıma koca bir iç çekip, sigaradan aldığım karbondioksiti atmosfere emanet ediyorum. ben buna layık değilim.

    ağlamaklar geliyor içimden, şöyle hüngür hüngür "anne" diye ağlayıp 750 km ötedeki anneme sarılmak istiyorum. 750 km ötede, yerin bir buçuk metre altındaki babamın mezar taşına başımı yaslayıp "baba bak burdayım, ve yanına yer aç: ben geliyorum" demek istiyorum.

    bana kız meselesi mi de baba. evet anlamında utanarak yere bakayım, hafiften de tebessüm edeyim. ben buna layık değilim, bunu sen de dile getir. elini enseme at: gözlerinde gülünce çıkan o kırışıklıkları göreyim. baba, benim de gülünce gözlerimde kırışıklıklar çıkıyor artık, 8 yıl oldu görmedin hiç. git gide sana benziyorum, aynaya bakıp bakıp ağlıyorum. saçıma düşecek ilk beyaz telde kendimi ele vereceğim.

    baba beni sevmiyorlar hiç.

    ben beklerim vallahi beklerim. yemin ederim sabaha değin otururum bir köşeye tütünümü yanıma alıp uyku tutmazın pis kenar kuyularında beklerim. adım atsa değil; adım atmayı aklının uçlarından geçirsin nice adımlar atacağım. bir işaret fişeğine bir tabur ordu yığacağım yollarına.

    sevilmemek üzerine and mı içtim?

    bir aklıma gelse bir kütüphane dolusu kelime düzülüyor şakaklarımdan içeri. bir selam verse iç organlarım bir harp yaşıyor ben bilmem kaçıncı dünya savaşı diyorum ona. hele gülünce içime bir bahar oturuyor şarkılar söyleniyor hıdırellez şenlikleri kuruluyor içime.

    baba çok yoruluyorum tut ellerimi.

    oysaki bir gül fidanının altına gömdüm adını. ben inandım vallahi inandım. elime diken battı o meşhur atasözünü söyledim. gülü seven dedim. kapattım gözlerimi kendimi buna adadım. bir paket sigarayı bir kül tablasına oracıkta gömdüm.

    galat-ı meşhurmuş, güneş doğudan doğup
    göz kapaklarında batıyor
    dün sana bakarken öğrendim.
  • ders çalışmam gerek ama hiç çalışasım yok şuan tanrıdan bir işaret bekliyorum ne yapmam gerektiği konusunda
  • doğuştan şanslı ve zengin doğanlara sinir oluyorum. dünyaca ünlü şarkıcılara, ünlülere, çalışmak zorunda olmayıp işi hazır olana, hayatı güllük gülistanlık yaşayana sinir oluyorum, ve neredeyse hepsinden nefret ediyorum. okadar güzel insan varken bir tanesinin seçilip göz bebeği yapılması, hayatlarını ezberlememiz, açtığımız her yerde onları görmemiz canımı sıkıyor. en olmadık aptal tiplerin bir yere gelip de çalışıp çabalayanların yanlarına bile yaklaşamaması gücüme gidiyor. işte bu yüzden tekrar dirileceğimize inanıyorum.
  • kendisini polis veya savcı olarak tanıtıp, insanlardan para ve kontör talep eden uyanık şerefsizler var ya; işte o şerefsizlerin atası bizzat ben olabilirim. sanırım ülkedeki ilk telefon ve kontör dolandırıcısıyım.

    aslında olayın çok masum ve salakça bir başlangıcı var.

    ortaokul yılları. büyük ihtimal doksanların sonu, bir ihtimal yeni bin yılın başı.
    cep telefonlarının yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı, telsim'in vodafone, aria'nın henüz avea olmadığı yıllar.

    hatırlayanlar mutlaka olacaktır. aria şirketi gsm pazarına yeni girmiş, kampanya üstüne kampanya yapmakta. son ve en uçuk kampanyasının adı; arandıkça kazan.
    diğer operatörlerden ve sabit hatlardan arandığınız her 1 dakika için, 1 kontör kazanıyorsunuz.

    bu kampanyayı, arkadaşım emrah sayesinde öğrenmiştim. gece herkes uyuduktan sonra ev telefonundan kendini arayıp; sabaha kadar dakika kasıyor ve kontör biriktiriyormuş gerizekalı. üstelik bir kere falan da değil. haftalarca, her gece, sabahlara kadar.

    eve gelen telefon faturası, babasının maaşının 6 katına eşit olunca; okuldan alıp sanayiye çırak verdiler salağı.

    bu arandıkça kontör kazanma işi çok hoşuma gidiyor ilk duyduğumda. emrah kadar salak olmadığım için de; farklı ve daha eğlenceli bir yol buluyorum.

    0532'li, 0533'lü numaralara rastgele çağrılar yapıp, siz kimsiniz diye arayanları dakikalarca işletiyorum.

    rastgele bir numara çaldırıp, şarkılarla şiirlerle öğretmenler gününü kutluyorum örneğin telefonun diğer ucundaki adamın. karşımdaki öğretmen değil, ben onun öğrencisi değilim, üstelik öğretmenler günü geçeli nerden baksan 3 ay olmuş. ama ne farkeder. duygusal öğretmenler günü şiirimin bitmesi ve adamın nihayet söze girip "yanlış aradınız" diyebilmesi, minimum 3 dakika. bu da eşittir 3 kontör demek.

    tam bir profesyonelim ve çok eğleniyorum. sabah erzincanda bir okul servisine kaydımı yaptırıyor, öğlen edirnede bir restoranda yer ayırtıyorum.

    biriken kontörleri de sınıftaki zengin çocuklarına uygun fiyattan gönderip; çok büyük paralar kazanıyorum.

    kandırmaya çalıştığım bir bankacı nasıl başardıysa babamın telefonunu buluyor ve bu eğlenceli macera eşeğin sudan gelmesiyle son buluyor.

    ama asıl eğlence de şimdi başlıyor. hem de ne eğlence.
    kontör ticaretinden zaten yeterince zengin olmuşum, nakit sıkıntım yok. günümün çoğunu da internet cafede geçiriyorum. fake bir kız msn'i açmış, yepyeni avlar peşindeyim. msn adresimi ekleyen ekleyene. aynı anda 60 kekoyla mesajlaşıyor, aynı anda 15 apaçiyle büyük aşk yaşıyorum.

    bir erkek numarasını bile bilmediği bir kıza neden 500 kontör gönderir amk?

    - bugün kontör yüklemezsem, hattım kapanacak. ve hattım kapanırsa bu numarayı abim kullanacak. bu yüzden kontör yüklemeden numaramı asla veremem, üzgünüm aşkım.

    + kontör kartının arkasındaki şifre 72728828282727372. yükle hemen ara beni. seni seviyorum.

    yalan değil, 10 günde 6 salağa kontör aldırmıştım. çok büyük oynayıp, çok büyük kazandım.

    o yaşta bunları planlayabildiğim halde; çiftlikbank gibi muhteşem bir projeyi tosuncuğa nasıl kaptırmışım, anlamak güç.
  • "aşk kırıntısıyla doymaktansa,
    tek başıma aç kalırım bu hayatta.
    paylaşacak bir şey artık yoksa
    bir erkekle,
    bir kadın arasında." diyorum.
  • geçti
  • kitabım, bugün baskıya gitti. umarım her şey çok güzel olur. yüzümüz kara çıkmaz ve akademi camiasında beğeni görür.
  • yalan söylemeyi bıraktım. bir faydasını görmedim. azaltarak bıraktım.
  • karın ağrısı beni süründürüyor gecenin şu saatinde. tek bir sebebi var: stres. sadece kendime kızıyorum. hırslı falan değil ben, sadece daha sonra yaşacağım acıdan kaçmak benimkisi.
    anksiyete mağduruyum.
  • yedek usb diskim kendi kendine yazma korumalı hatası veriyor internette bulduğum her yolu saatlerce denedim ve yapamadım bunun sonucunda "yedeğin de bir yedeği olmalı" diyen içimdeki obsesif kompülsif bozukluk haklı çıkıyor diye çok korkuyorum.
    yedeğin yedeğini aldığım bir düzen kuramaya çalışmak beni her anlamda batırır çünkü hayatın bize ancak alınan risklere rock'n roll tadında mutluluklar yaşatabildiği biliyorum (maddiyat da aynı şekilde) materyalist düşünceyi bırakıp biraz şansa inanmalı derken usb diskim şanssızca bozulması da bambaşka bir ironi içeren kısır döngü değil mi?
68872 entry daha