şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
1131 entry daha
  • küresel bir krize doğru evrilen krizdir. çin'de yaşanan salgının küresel ekonomiye beklenenin üzerinde zarar vereceğini düşünen fed ve petrol fiyatlarının yavaşlayan ekonomide pazar kaybına neden olmasından çekinen opec ile beraber içinde bulunduğumuz zamanlar dünya finans tarihine geçmeye namzettir.

    tabii ki gerçek durum bundan başka da olabilir. mesela suudi arabistan'ın abd'nin dediği dışında bir şey yapmaya muktedir olmaması ya da çin'in sürdürmeye çalıştığı ticaret rejiminin abd'nin hışmına uğraması sonucunda yaşananlar, covid salgınıyla öldürülen avusturya macaristan veliahtı arasında şekilsel bir benzerlik kurulmasına da yol açabilir.

    gerçek şu ki salgının boyutlarının ciddi mi olduğu yoksa bahane edilerek dünya ekonomisini istediği siyasi düzen için bir araç olarak kullanmaya çalışan abd'nin manipülasyonu mu olduğu biz sıradan insanlar için şimdiden bilinmesi mümkün bir şey değildir.

    bu durumda gerçeğin derinliğini bilemesek de, diğer iki boyutunu içeren bir analiz yapmaya çalışmanın da pek bir sakıncası yoktur. çin'i, ticaret savaşları ve covid üzerinden, rusya'yı ise petrol fiyatları üzerinden perişan etmeye çalışmak, dünya ekonomisine verdiği zarar ölçeğinde abd'nin de boyutlarını öngörmekte zorlanacağı bir çöküşü başlatabilir.

    bunu biraz açmak gerekirse, dünya ekonomisi günümüzde birbirine tamamen entegre olmuş ülke ekonomilerinden oluşur. makroekonomik olarak bu düzeni sürdüren ise dış ticarettir. buradan elde edilen para uluslararası düzende ülkelere kendi politikalarını uygulama imkanı tanır. mesela rusya'nın elde ettiği petrol gelirlerini kendi savunma sanayisini geliştirmek için kullanması ve/veya suriye gibi bitik bir ülkeye bu paraları kullanarak destek olması buna örnektir.

    aynı şekilde iran'ın da petrol gelirlerini kullanarak orta doğu'nun farklı bölgelerinde kendi milislerini oluşturmasını da buna örnek olarak verebiliriz. kuşkusuz türkiye de bu durumdan azade bir örnek değildir. dış ticaret fazlası vermemesine rağmen politika uygulabilecek düzeyde olmasının nedeni ise ölçek ekonomisi ve küresel düzendir.

    türkiye'nin toplam dış ticaret hacmi 2019 yılında 374 milyar dolardır. bu içinde bulunduğu bölge için yüksek, dünya geneli için vasat bir değerdir. içinde bulunduğu bölge nedeniyle, türkiye suriye'den ve dünya'nın gelişmemiş birçok bölgesinden gelebilecek göçü sönümleyebilecek düzeydedir. bu nedenle aşırı güçlenmesi de, aşırı zayıflaması da istenmez.

    daha önce enerji fiyatları üzerinden rusya'yı güçsüzleştirmek 2015/6 yılları arasında denenmişti. bu strateji o dönem için belki de en çok çin'e yaradı. rezerv biriktirme hızında düşen enerji maliyetlerinin de etkisiyle, özellikle abd'ye karşı, çok ciddi bir düzeye ulaştı. daha sonra bundan vazgeçildi. şimdi aynı senaryo çin'i darmadağın ettikten sonra yeniden deneniyor.

    açıkçası şu petrol darbesi 2 ay daha önce yapılsaydı, idlib'de rusya'ya karşı elimiz daha güçlü olabilirdi. 2015 yılındaki uçak krizinden sonra rusya'nın bize yaptırım uygulasa da, özellikle doğal gaz konusunda keskin adımlar atamama nedeninin temelinde bu yatıyordu. o dönem çakılan enerji fiyatlarından sonra rezerv eritmesine rağmen ekonomisini toparlayamayan rusya açıktan da türkiye gibi bir pazarı kaybetmeyi göze alamamıştı.

    arabistan'ın restine karşı düşük petrol fiyatlarına karşı bu sefer hazırlıklı olduğunu öne süren rusya'nın planının ne olduğu zaman içinde görülebilir ama mevcut ekonomik tablosuna bakıldığında enerji ihracatı düştüğünde rusya'nın imkansız üçlüyü zorlamadan neler yapabileceği ise belirsiz.

    global resesyon korkusu nedeniyle fed'in acil faiz indiriminin ve düşen enerji fiyatlarının ise türkiye'ye olumlu yansıyacağı hayaline kapılanlar ise hayal aleminde yaşıyor. ihracat ve turizm gelirlerinin aynı kalacağı sanrısıyla cari açığın düşeceğini zannetmek için saf olmak lazım.

    türkiye yaşadığı 2018 krizinden sonra faiz kaldır/indir sarmalından çıkmayı başaramadı. ülkedeki finansal sermayenin çok ciddi bir kısmı nitelikli emek sahiplerinin elinde toplanmış bir durumdadır. makroekonomik sermaye ise içine düştüğü sorunları çözemiyor.

    türkiye'de sermaye niteliksizdir ve bu yüzden bilgi üretebilmekten de acizdir.

    emek sahibi denilen kişi özünde tüketicidir. onun üretebilmesi için nitelikli sermayeye ihtiyaç duyulur. bu kurumların kahir ekseriyetinin sahibi ise devlettir. devlet ise bu sermayenin ne şekilde ilerleyeceğine kısmen atamalarla ama daha ziyade yatırım tercihleriyle yön verir. kanal istanbul gibi yatırımlarla ülkedeki sermayenin niteliği artmaz, aksine azalır.

    toplam sermaye niteliğinin aşağıya çekilmesi için ihtiyaç duyulan temel unsur dış borçtur. bu gelmediği anda sistem tıkanır, tıkanıyor da zaten. ülkedeki sermayenin genel niteliğinin yükselebildiği az sayıda dönemler günümüzde sadece taze iktidar değişikliklerinin olduğu dönemlerdir. bu dönemlerde, genel kamuoyu desteğini de arkasına alan iktidarlar, kendi sermaye gruplarını geliştirmeden önce eskinin niteliksiz sermaye gruplarının haksız kazançlarını gündemde tutarlar.

    bu amaçla yıllar geçtikçe devlette güçlenen iktidar yetiştirdiği niteliksiz sermaye yığınlarının katma değer üretememesi nedeniyle halktaki karşılığını yitirmeye başlar. bir anlamda, devlette güçsüz kamuoyunda güçlüyken artık devlette güçlü kamuoyunda güçsüz bir konuma sürüklenir.

    lider kültünün baskın olduğu hiyerarşik bir toplumda da bunun yansımaları olacaktır. mesela eskisine göre lideri güçlü ama partisi gücünü tamamen yitirmiş bir durum söz konusu olabilir. öyle ki liderin sahneyi terk edişiyle beraber lidere bağımlı parti ayakta kalamayacaktır.

    böyle durumlarda genellikle yeni iktidarlara kapılar açılır. öyle ki bunun kokusunu alanların şu anda parti kurmaya başlamaları tamamen bu sürece yönelik bir yatırımdır. aslında bu bir ikilik yaratır. çünkü eskinin siyasi isimlerinin kurduğu partiler, bu kişilerin bildikleri nedeniyle dokunulmaz bir konumdayken yeni figürlerin böyle bir şansı yoktur. fakat bilinmeyen isimlerin de hakim devlete karşı hiyerarşi içinde yükselme şansı yoktur. yani tıpkı iktidar gibi, biri halkta güçsüz devlete karşı güçlüyken, diğerleri halkta güçlü olma potansiyeli olsa da devlet karşısında tamamen savunmasızdır.

    bu nedenle, siyasal sistemin kendi içinden bir çözüm üretmekte zorlanması kaçınılmazdır. bu durum para politikalarını da işlevsiz kıldığı gibi gelir dağılımı bozukluklarını iki düzlemde birden artırır. ilk düzlem niteliksiz sermaye yığınlarıyla kalan sermaye arasındaki bozukluktur. yani sermayenin kendi içinde düzgün olmayan nitelik dağılımı katma değer asimetrisi üzerinden toplam üretkenliği aşağıya çeker.

    ikinci durumsa, emekçilerin kendi aralarındaki gelir dağılımı bozukluğudur. özellikle bu durum hakim siyasete ciddi bir manipülasyon alanı da açmıştır. toplum genel olarak tepede devletin olduğu bir düzende hiyerarşik olarak nitelendirilse de, bu hiyerarşiye en zayıf bağlarla bağlı olan iki kesimden biri şehirli nitelikli emek sahipleridir.

    bu durumun sosyal yansımaları osmanlı'dan günümüze gelen seküler/muhafazakar ekseninde kendisini gösterir. chp/akp kamplaşmasıyla, mehmet akif/tevfik fikret kamplaşması arasında sosyal ve tarihi arka plan olarak pek bir fark yoktur. nitelikli sermayenin yeteri kadar gelişemediği bir durumda finansal birikimin miras yoluyla dar olmasa da çoğunluk sağlamaya yetmeyen bir kesimde yıllar boyunca birikmesi bu grupların sosyal yaşantılarında da kırılmalara yol açmıştır.

    bu durum sadece siyaset sahnesinde değil, ekşi sözlük gibi bir sitede din, siyaset, cinsellik gibi birçok alanda trol başlıklar şeklinde kendini gösterebilir. nitelikli sermaye yokluğunda tabana yayılamayan bu refah, kitlelerin arasının açılmasına neden olarak kalıcılaşan gelir dağılımı bozukluğunun siyasi düzlemde hem izdüşümlerini göstermesi hem de manipülasyon aracı olarak kullanılmasına yol açmıştır. kuşkusuz cumhuriyet tarihi boyunca bu durum devletin hiyerarşisini sağlamlaştırmak için de tercih ettiği bir yöntemdir fakat halkına karşı gücünü artıran devletin küresel ölçekte güç kaybetmesine neden olmaktadır.

    bu nedenledir ki, faiz indirildiğinde ülkemizde patlayan şey ilk olarak bireysel krediler olmuştur. çünkü emekçi aynı zamanda tüketicidir fakat gerek emeğin kendi içindeki nitelik dağılımındaki uçurum olsun, gerekse toplamda emeğin niteliğinin sermayenin niteliğinin çok ötesinde olması olsun, faizler indirildiğinde artan şey ticari krediler değil bireysel kredilerdir.

    çünkü memlekette nitelikli emeğin talep duyacağı şeyleri üretebilecek bir nitelikli sermaye grubu yoktur. nitelikli emek, sermaye sahibinin devlet olduğu dar bir nitelikli sermaye grubuna sıkışmıştır. bu durum yansımalarını ise ikinci olarak patlayan bireysel kredilerle beraber artan cari açıkta gösterir. çünkü nitelikli emeğin talep duyacağı şeyler memlekette üretilememektedir.

    mevcut global ekonomik durumda, devletin neler yapacağını tahmin etmekse güç değildir. muhtemelen yarınki akaryakıt indiriminin bir kısmı ötv artışı ile kısıtlanacaktır. faizler indirilmeye devam edecektir. fakat bireysel kredilerde çeşitli önlemler kullanılarak faizler indirileceği için ticari kredilerde devlet beklediği artışı bulamayacaktır. bunun nedeni, bankaların kredi arzını bireylere açması değildir. düşürülen faiz ortamında krediye talebi olmayan reel sektördür. bunda çevrilemeyen, yüzdürülen kredilerin rolü olduğu kadar yatırım yapmaktan çekinen şirketlerin de payı vardır.

    sistemin muhtemelen birkaç ay sonra burada tıkandığını gören politika yapıcıların aşırı düşük faiz ortamını sadece şirketlere açması durumunda ise muvazaalı finansal işlemlerin yaygınlaşarak devletin farklı önlemler peşinde koştuğunu göreceğiz.
3810 entry daha