57 entry daha
  • bundan 6 ay evvel depresyon ve anksiyete teşhisi kondu bana. majör olmadığı söylendi ve 20 mg gibi hafif dozda bir ilaçla ve psikoterapiyle tedavi olmaya başladım. birkaç gün evvel tekrar doktora gittiğimde durumumun çok daha kötü olduğunu ve artık majör depresyonum olduğunu söyledi. bunun üzerine biri 75 mg, diğeri 50 mg ve çok sıkıntılı olduğum günlerde almam için draje halinde üç tane antidepresan verdi. ileride doz artışı olabileceğini de ekledi. ayrıca bir haftalık bir süreyle hastaneye yatmamı önerdi fakat bunun mecburi olmadığını, tedavi sürecini hızlandıracağı için teklif ettiğini söyledi. hastaneye yatma fikri insanı ister istemez korkutuyor. kabul etmedim. haftada üç kez psikoterapiye gidiyorum. bundan evvel 10 günde bir giderdim.

    benim yaşadığım kadarıyla majör depresyonda, gerek ruhsal gerekse fiziksel zarar veriyor insan kendine. olumlu hiçbir şey hissedememeye başlıyor. ben sürekli öfke duyuyorum örneğin, her şeye sinirleniyorum. o kadar tahammül edemiyorum ki etrafımda gelişen şeylere, insanlara, televizyon izlemek ölümden beter örneğin.

    dışarı çıkamıyorum. çıkmak zorunda kalırsam tedirginliğimden elim ayağım titremeye başlıyor. sürekli yere bakarak yürüyorum. bazen ruhum bedenimden ayrı hareket ediyor gibi hissediyorum. sanki vücuduma yabancılaşıyorum o an.

    yemek yiyemiyorum. 10 kilo kadar verdim aşağı yukarı. iki, üç gün yemek yiyemediğimi biliyorum ben. içim almıyor zaten.

    kimi zaman durduk yere ağlama nöbetleri geçiriyorum. ama sanki ağlamam gerektiği zaman ağlayamıyorum ve ağlamamam geremektiği zaman ağlıyor gibiyim. bulaşık yıkamanın nesi hüzünlü olabilir mesela? ben ağlıyorum bulaşık yıkarken.

    sonra yalnızlık var. yalnız kalamıyorum. korku değil bu, birinin yanında olmasına duyduğun ihtiyaç. eğer o ihtiyaç halinde yanımda kimse yoksa sanki aklımı yitiriyor gibi oluyorum.

    çok fazla uyuyorum ve uykularım hep bölük pörçüktü. şimdi aldığım ilaçlar biraz daha rahat uyumamı sağlıyor ama yine 12, 13 saat uyuyorum. uyandığımda yine aynı gün, öncekinden hiçbir farkı yok.

    çoğu zaman, özellikle heyecan ve öfke duyduğum zamanlar, ellerim uyuşuyor. geçmek bilmiyor bu uyuşukluk.

    beni mutlu eden hiçbir şey olmuyor mu? tabii oluyor ama bu mutluluk o kadar gelip geçici ki. bir an "hah, şimdi iyiyim işte" diyorum, birkaç dakika sonra eser kalmıyor bu düşündüğümden.

    hayattan hiçbir beklentim yok. yaşamak da aman aman bir şey değil benim için. yarın öbür gün ölümcül bir hastalığa yakalandığımı öğrensem pek de üzüleceğimi sanmıyorum.

    kendim dahil çoğu insandan tiksiniyor, onları sürekli eleştirip hor görüyorum. ama aynı eleştiriyi kendime de yapıyorum. nasıl başarısız, aptal, tembel, kötü, yetersiz, kimseyi memnun edemeyen, yeterince uğraşmayan, uğraşsa dahi sonuca ulaşabilecek kapasitede olmayan biri olduğumu kendime yineleyip duruyorum. isteyerek değil. beynim durmuyor bir türlü. işte kendimi böyle kolay harcayabildiğim için çevremde gördüğüm insanları da öyle kolay harcıyorum. arkadaş dediğim iki insan var hayatımda. bu insanlarla olmak beni bir nebze rahatlatıyor. tabii ki başkaları da var ama kimbilir en son ne zaman görüştüm onlarla. görüşüp görüşmemek de pek bir şey ifade etmiyor zaten.

    nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. ben genelde ilaçlara inanan bir insanım. her fiziksel rahatsızlıkta almamakla beraber, bu gibi hastalıklarda ilaç tedavisinin gerektiği düşüncesindeyim. ilk depresyon teşhisimde ilacım bana oldukça iyi gelmişti. sonra çok şey yaşandı tabii, geçmiş birikimlerde üstüste gelince biraz daha çizmişim kafayı sanırım. şu an ilaç tedavisinin günün birinde beni biraz olsun iyi hissettirebileceğine inanmaya çalışıyorum. zaten buna da inanmazsam bu durumuma alışmaktan başka çarem kalmıyor.

    majör depresyonu, ne olur, iki insanın ayrılığı, okuldaki ufak bir başarısızlık, "kimse beni anlamıyor" tripleri ile karıştırmayın. bu hastalığı ben seçmedim. tercih değildi. kaldı ki bu lanet hastalığın karizmatik hiçbir yanı da yok, emin olun. aniden kalabalık arasında kalıp, bir krizle nasıl kaçacağınızı bilememek, insana 10 yıl attırıyor.

    neyse, hal böyle işte. kimsenin başına gelmesin diye ummaktan başka çare yok.

    edit: imla.
476 entry daha
hesabın var mı? giriş yap