27 entry daha
  • yaşam kullanma kılavuzu, basmakalıp sıfatlarla taçlandırabileceğimiz bir roman değil sadece, bir edebi eser deyip kategorize etmek güç. her şeyin yanında başlı başına bir zeka ürünü. hatta korkutucu bir derinliğe sahip zeka ürünü. okuyucu için hayal etmekten daha zor bir görev vardır:bakmak. perec, sadece bakmamızı ister. bu, hayal gücünü yadsıma isteği değil. zira perec, okuyucu için her şeyi hazırlamıştır:bir apartman sakininin dairesindeki duvarda asılı duran panoda dört fotoğraf vardır. perec, her bir fotoğrafı tüm detaylarıyla anlatır. bir dairenin parke döşemesinden, bir yüzüğe işlenmiş gravürün detaylarına, bir sehpanın üzerinde bulunan nesnelerin tamamından odanın bir köşesinde bulunan sandalyenin renk ve boyutlarına kadar her şey perec'in derin tasvirleriyle hayat bulur. okuyucu için zor olan da tam olarak bu. perec bizden yapbozun 99 parçasına dikkat kesilmemizi istiyor, bizden bu metne ihtimam göstermemizi bekliyor. bunun için de apartman sakinlerinin hayat öykülerinin yanında eşyanın esrarı da sürekli ön planda tutuluyor. romanın merkezini oluşturan apartmandaki insanların kişilikleri, öyküleri, varlıkları eşyayla da dile gelir. başta boğulur gibi olursunuz, ama sayfalar (dolayısıyla öyküler) ilerledikçe merakımız da şaşırtıcı bir coşkuya erişir (itiraf edeyim, bir gök gürlemesi esnasında okuduğum sayfaların birinde apartmanda bulunan mahzenlere istiflenmiş nesneleri okurken birkaç küfür savurmadım değil, ançuezden etli kuru fasulyeye kadar sıralanmış liste bende hafif bir taşak geçme duygusu uyandırdı)

    postmodern romanların gerisinde daha etkin olması beklenen yeni okuyucu tipinin karşılaşacağı en uç metinlerden biri kuşkusuz, perec'in bu romanı. kitabın başında jules verne'den bir alıntı vardır:"bak, bütün gözlerinle bak." öndeyişte klee'den bir alıntı:"göz, yapıtta kendisi için hazırlanmış yolları izler." 99 parçaya ayrılmış bir manzaranın akıl almaz detaylarla parçalara ayrıldığı bir roman var karşımızda. yapmamız gereken parçaları biraraya getirebilmek. bize düşen iş, izleği takip etmek ve perec'in tanrı vazifesi gördüğü göze sahip olmak. tam olarak yüzme bilmeyenlerin girmemesi gereken derinlikte bir okyanus bu roman. boğulabilirsiniz. son anda kurtulursanız, bir daha dönmek istemezsiniz. romanın en has karakterlerinden bartlebooth'un dünyayı 20 yılda gezerek yaptığı deniz manzaralı suluboya resimlerden winckler'in yarattığı 500 adet yapbozu tamamlamak için nerdeyse bütün hayatını vermesi üzerinden perec sanki bizi de bu teste tabi tutuyor: sabır, diliyor okuyucusuna, sinsi bir sabır dileği.

    farklı anlatım biçimleri, kaynakçanın bile sunulduğu ansiklopedik bilgiler, birbirinden güzel ve çarpıcı hikayecikler (mesela trapezinden inmek istemeyen akrobatın hikayesi, çocuğunun ve karısının intikamını almak için servetini ve yıllarını harcayan mr. ericsson'un hikayesi ya da uyuyan adam gregoire simpson'ın 'bilindik' hikayesi) kudretli bir bütünlük sağlayarak romanı yaşamın suretine, yaşamın ta kendisine dönüştürüyor. yaşam kullanma kılavuzu, bir romanın içine her şey belli bir merkez etrafında nasıl girebilir, bunun en güzel örneklerinden.

    okuyun, okutturmayın.
11 entry daha
hesabın var mı? giriş yap