şükela:  tümü | bugün
25 entry daha
  • 20.yüzyılda, emek örgütlenerek yükselen bir güç haline gelmesi üzerine sosyalizmin yaygınlaşmasından korkan kapitalistler sendikal hakları kabul etmek zorunda kalmışlardı.

    ne var ki sovyetler birliği’ nin çöküşü sonucu soğuk savaş sona erince meydanı boş bulan kapitalist dünya işçi sınıfının haklarını aşındırmaya başladılar… sonucunda ortaya güvencesiz, dayanaksız, tutamaksız; sürekli değişen, düzensiz işlerde, geçici statüde çalışanlar olarak prekaryalar çıktı

    prekarya, ingilizcede “güvencesiz” anlamında kullanılan precarious ile “proletarya” anlamına gelen proletariat kelimelerinden oluşturulmuş bir terim...
    ingilizcede precariat olarak kullanılan bu terim türkçeye prekarya olarak geçmiş…
    günümüzün “yeni tehlikeli sınıf”ına, ”geleceksizler” denilebilirdi belki ama benim aklıma “tutunamayanlar” geldi…

    ingiliz profesör guy standing bu konuyu ele alan “the precariat the nev dangerous class” “prekarya, yeni tehlikeli sınıf” adlı kitabında prekaryayı “küreselleşmenin çocuğu” olarak tanımlayarak, “gittikçe büyüyen ve kendi için sınıf olamayan “prekarya”, eğer müdahale edilmezse sağ/faşizan hareketlerin yedeğine girebilir. dolayısıyla bu anlamda yazara göre prekarya bir an önce “devletin kafasını karıştıran ya da kafasını bozan bir yapıdan, birtakım taleplerle devleti karşısına alan bir safhaya geçmesi gerekiyor” (s. 14)… diyor

    bu “sınıf “ (grup mu desek, yoksa sınıfsız sınıf mı) çoğaldıkça çoğalıyor…
    her an işsiz kalma – işini kaybetme endişelerini, korkularını kabullenmiş biçimde yaşıyorlar…
    günü birlik sosyal, kültürel masraflarını karşılayabilecek ücret karşılığında plazalarda, marketlerde, cafelerde, çağrı merkezlerinde “güneş yüzü görmeden” fazla mesai almadan, iş güvencesiz çalışıyorlar…
    kolektif bir güvencesizlik içindeler…

    hemen hemen hepsi hiç bir zaman gerçekleştiremeyecekleri kendi işini kurma hayali içindeler…
    içlerinde bu hayalini gerçekleştiren çıksa da başarılı olabilenler çok çok azdır…
    kimliksizdirler…

    prekaryayı “küreselleşmenin çocuğu” olarak niteliyor guy standing… küreselleşmenin örgütsüz, tutamaksız, yalnız ve dayanaksız çocukları!..
    rekabetin, hırsın, piyasanın, kâr ve tüketimin azgınlaştırılması karşısında fırsat eşitliğinden yoksun, emeklerinin sömürülmesine; piyasanın ve devletin ellerini sorgusuz, sualsiz ceplerine sokmasına seslerini çıkaramamaktalar; çaresizlik içinde ha bire iş kovalıyorlar, kendilerine göre iş kurmanın yollarını arıyorlar…

    proletaryanın uzun mücadele deneyimine, örgütlenme pratiğine, kazanım ve yenilgilere sahip geniş bir tarihi vardır; ama, prekarya bu geçmişin kazanımlarından,deneyimlerinden, bilincinden yukarıda yazdığım süreç sonucunda proletaryanın deneyimlerini, kazanımlarını, pratiklerini iş yaşamlarına geçirme şansları ellerinden alınmış olmaktadır…

    iyi bir işe ve dolgun bir kazanç elde etmek hayaliyle bireysel olarak iş gücüne dahil oluyorlar. sanayi işçileri gibi kollektif çalışma koşullarına sahip değiller…
    örgütsüzdürler, dağınıktırlar, birbiriyle bağları, ilişkileri yoktur.
    yalnız insanlar topluluğundan oluşurlar. kasiyerler, garsonlar, kargo elemanları, pizza dağıtıcıları, bilgisayar programcıları, grafik tasarımcıları, güvenlikçiler, şoförler, bodyguardlar, barmenler, taşeron işçileri gibi...

    prekarya proletarya gibi, varoşlardan, köylerden kopup gelen dar gelirli, eğitimsiz, toplumun diplerinde olan kişilerden oluşmuyor…
    daha çok şehirleşmiş orta sınıf kesimin eğitimli, diplomalı çocuklarından oluşuyor…
    bu çocukların çoğu yüksek okul bitirdiklerinde iş bulamayacaklarını bildiklerinden, hiç inançları olmadığı halde sözüm ona vasıflı olmak, emsallerine fark atmak için master, doktora peşinde koşup, sertifika kapmak için yeni bir eğitim süreci içine tekrar girmekteler… bir yabancı dille yetinmeyip yanına bir iki yabancı dil daha eklemeye, bilgisayarda daha da uzmanlaşmak için eğitimlerini sürdürmekteler…
    amma lâkin bitmek bilmez bir eğitim süreci sonucunda onca çabalarının; sadece cv’ lerini daha parlak hale getirmekten başka bir işe yaramadığını görmekteler…

    üstelik sermayenin desteğini kaybetmek istemeyen iktidarlar sözüm ona “insanı değerler” adına yurda kabul ettikleri göçmenleri ucuz ve elden çıkarılabilir iş gücü olarak prekaryanın karşısına çıkarmaktadır…
    böylece emek daha da ucuzlatılmış; iş güvenliği, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal haklar talep edilemez hale getirilmiş oluyorlar… çünkü işsiz kalma,işlerini kaybetme korkusu yüzünden bunları akıllarına bile getiremiyorlar…

    prekarya çalışıyor olsa bile (ister evli olsun ister bekar) ana-babalarının maddi desteğine muhtaç haldedir. bu aile desteğinin sonu gelecek gibi değildir…

    peki ne kadar sürecek bu halleri?..
    bir gün bir sosyal patlama ile mi haklarını elde edecekler?..
    kapitalistleri şimdilik huzursuz eden bu olasılıktır…
    işte fransa’ daki sarı yelekliler olayı….

    ama bizimkiler onun da çaresini buldular…
    gezi olayları orta sınıf çocuklarının (solcu prekarya) direniş hareketiydi bir anlamda…
    bu direnişten ürken egemenler gezi direnişini tehlikeli bir uyarı olarak görerek önlemler almaya başladılar…
    prekaryayı sol zihniyetten uzaklaştırarak muhafazakar bir kimlik giydirme amacına yöneldiler…
    dindar nesil yetiştirme projesini sürüme soktularsa da bu proje gençlerin dinden uzaklaşmaları gibi bir sonuçla ters teptiği için vazgeçilerek milliyetçi çığırtkanlığa başladılar; “vatan haini” “vatan sever” söylemlerine başladılar…

    böyle “milliyetçi” bir kimlik sonucunda oluşturulan gençliğin muhafazakar kesiminin bir bölümünün lümpenliğe kaymış olması umursanmadı;üstelik, sola karşı bir kalkan olarak kullanıma başlandı… tıpkı soğuk savaş sırasında bilinçlenen proleterya karşısına faşistlerin çıkartılması gibi…
    nitekim guy standing, “gittikçe büyüyen ve kendi için sınıf olamayan “prekarya”, eğer müdahale edilmezse sağ/faşizan hareketlerin yedeğine girebilir. ..” (s. 14) diye uyarıyor.
    kapitalizmin de istediği bu zaten…

    konu hayli uzun, tartışmaya son derece açık…
    hakkında kitap üzerine bir kitap daha yazılsa bile az gelir….
    yani diyeceğim kapitalizmin kitlelere geleceksizliği kabul ettirmesi sonucunda örgütsüz, dağınık, birbirleriyle bağlantısı olmayan, tutunamayan bir gençlik çıktı karşımıza…
    eğitimli, diplomalı orta sınıf çocukları bunlar…
    yani sen, ben, biz, siz…
27 entry daha