şükela:  tümü | bugün
  • hoş bir kavram olduğundan olacak, fransızca'nın sınırlarını aşıp başka dillerin, bilhassa da ingilizce'nin içine girmiş, ve de türkçe'ye "merdiven nüktesi" diye çevirmemizin hatalı olmayacağını düşündüğüm bir tamlamadır esprit de l'escalier. diderot'nun çok daha önce yazılmış olup da 1830'da yayınlanmış "paradoxe sur le comédien" kitabında, ki aktörlük üzerine aykırı düşünceler şeklinde yayınlanmış bizde bu, geçen bir hikayeye göndermedir söz: kendisine evde söylenmiş kötü bir lafa o sırada karşılık veremeyip de, hoş, zekice bir cevap aklına ancak merdivenlerde gelen adam hakkındadır.
    kendisine acı bir şekilde laf koyulan ve bunun altında kalan birinin olay geçip gittikten sonra "tüh, keşke şöyle deseydim, nasıl da lafı gediğine koyardım" tarzında düşünmesidir işte l'esprit de l'escalier. almanca'ya birebir treppenwitz olarak çevrilmiştir, ingilizce'de de staircase wit, bravery of the staircase ya da staircase afterthought gibi şekillerde kullanılır orjinal halinin yanısıra.
    internet'te de aynı konsept üzerine kurulmuş, "ne dediler bana, ben ne dedim, oysa ne demeliydim" formatlı, what i should have said gibi adlara sahip siteler var. ben de burda bir itirafta bulunabilirdim, ama hatırladığım hiç böyle bir anım yok açıkçası. çok mu hazırcevabım, hiç altında ezileceğim bir laf mı işitmedim, yoksa hafızam mı çok acınası, ondan emin olamıyorum.
  • ne yazık ki ne güzel türkçemizde, ne de akıcı bir şekilde konuşabildiğim onyedi yabancı dilde bu kavramın zıddını ifade eden bir sözcük, tam tersi bir durumu betimlemek için kullanabilecek bir kalıp yoktur. bu kavramın tersinden kastettiğim, talihsiz kişinin önceden hazırladığı hoş, ince, zekice bir konuşmayı, espriyi veya sözü vakti geldiğinde düzgün bir şekilde söyleyememesi, mesela cümlelerin sırasını karıştırması, esprinin sonunu* unutması, bir spoonerism yumurtlaması veya dili dönmediği için sözcükleri yalan yanlış telaffuz ederek komik duruma düşmesidir. her ne kadar asansör merdivenin zıddı değilse de, merdiven kullanmayanların tercih ettiği en yaygın alternatif olduğu için, ben esprit de l escalier’nin zıt anlamlısına “l’esprit de l‘ascenseur” (asansör ruhu veya asansör nüktesi) ismini vermek isterim. (elbette "asansör ruhu" benim yumurtlamam değildir, snopes'dan da öğrendiğimiz üzere alman dostlar zaten aynen bu manaya gelen "treppenwitz" sözcüğünü yıllardır, belki asırlardır, kullanagelmektedirler.)

    tarihteki en ünlü, daha doğrusu en fazla insanın tanık olduğu, l’esprit de l’ascenseur örneği ise neil armstrong’un “lunar excursion module”’den çıkıp aya ayak bastığı anda sarfettiği “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” alt metinli meşhur cümledir: “that's one small step for man; one giant leap for mankind." neil’ın aslında demek istediği şudur: “that's one small step for *a* man; one giant leap for mankind." aradaki tek fark, masum bir harfitarif, sıradan bir artikeldir, fakat anlamdaki kayma azımsanacak gibi değildir. unutulan o minicik “a” harfi yüzünden bu tarihi cümle (ki neil armstrong ayın yüzeyine indiğinde söyleyeceği cümleyi aylar öncesinden hazırlamış, astronot kıyafetinin cebine koymuştu), neil armstrong’un sol ayağını hafifçe ileri atmasını insanoğlunun geleceği için muazzam bir sıçrayış olarak betimlemekten çıkmış; “insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” gibi ne idüğü belirsiz bir anlama bürünmüştür. hatta neil armstrong’un ağzından çıkan şekliyle bu cümle bir nebze kendisiyle çelişmektedir, zira ingilizce’de man ve mankind sözcükleri bu şekilde kullanıldıklarında yaklaşık aynı anlama gelirler (bu haliyle, insan ırkının attığı küçük adım ve insanlığın büyük sıçraması arasında bir özdeşlik kurulmuş oluyor, ki bu da pek akla yatkın değil.)

    lakin, bahsi geçen replik neil armstrong’un söylediği şekliyle de kulağa pek hoş geldiğinden, ve de hatalı olmasına rağmen herkes armstrong’un ne demeye çalıştığını anladığından, bu beylik söz o günden bugüne “büyük iş becerdim” manasında söylenegelmiş, yüzlerce dile çevrilmiş, binlerce gazete manşetine ilham kaynağı olmuş, ve babadan oğula, ustadan çırağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. belki de ingiliz dilindeki bütün özlü sözlerin en meşhurlarından, en bilinenlerinden biridir.

    yine snopes'tan öğreniyor ve şaşırıyoruz ki, neil armstrong o günden beri bir l’esprit de l‘ascenseur vakası yaşadığını, özene bezene seçtiği, ve topu topu oniki kelimeden ibaret, cümleyi düzgün okumayı beceremediğini ne yazık ki kabul etmiyor. apollo 11 ve astronotları dünyaya döndükten hemen sonra, armstrong “aslında ben “a man” demiştim orada, sözlerimi yanlış kaydetmişler herhalde.” şeklinde bir demeç vermiş, nasa da kendisine arka çıkmış, “evet, evet, hatlardaki cızırtı yüzünden tutanaklara yanlış geçirmişiz, bizim hatamız, kusura bakmayın.” diyerek astronotunu desteklemişti. bu olaylar zamane gazetelerinde de teferruatıyla incelenmişti, bakınız 27 temmuz 1969 tarihli the new york times gazetesi ne diyor bu konuda:

    “neil a. armstrong, the apollo 11 commander, had said that one small word was omitted in the official version of the historic utterance he made when he stepped on the moon 11 days ago. when mr. armstrong saw the quotation — "that's one small step for man, one giant leap for mankind" — in the mission transcript after his return to earth, he said he was misquoted, it was reported yesterday. there should have been the article "a" before "man," the astronaut said. the "a" apparently went unheard and unrecorded in the transmission because of static, a spokesman for the manned spacecraft center in houston said today in a telephone interview. whatever the reason, inserting the omitted article makes a slight but significant change in the meaning of mr. armstrong's words, which should read: "that's one small step for a man, one giant step for mankind."

    “cızırtıdan öyle şey ettik biz, yoksa neil gayet düzgün söylemişti, pardon yani..” açıklamasını new york times gazetesi bile pek inandırıcı bulmamış olacak ki, yazının son cümlesine “whatever the reason” (her ne sebeple) kalıbıyla başlayarak hem nasa’ya, hem de bay armstrong’a “büyüklük bizde kalsın diye uzatmıyoruz meseleyi, kazı çevirme çabalarınızı yuttuğumuzu sanmayın.” veya “bal gibi şaşırmış işte armstrong, yemeyin bizi” mesajını göndermişler (ya da bana öyle geliyor). zaten bu tarihi cümleyi okulda, discovery channel reklamlarında veya bir belgeselde duymuş olanlarınız bilir; nasa’nın orjinal kaydını dinlediğinizde de, “for” sözcüğünün hemen ardından “man” sözcüğünün geldiği, arada cızırtıda duyulmamış bir “a” diyecek kadar bir boşluk olmadığı çok barizdir. neil armstrong’un “ben “a man” demiştim” iddiasını yalanlayan bir başka ayrıntı da, astronotumuzun ikinci defa “one” dedikten sonra (“giant” sözcüğünden hemen önce) hata yaptığını fark etmesi, bir an duraksaması, ve anlık ama belirgin bir sessizlikten sonra cümleyi tamamlamasıdır. bir daha apollo 11’in aya yolculuğu hakkında bir belgesele rastlarsanız, oturup seyredin, muhakkak bu repliği de bir yerinde duyacaksınız, ve dikkatle dinlerseniz kayıt da bir sorun olmadığını, neil armstrong’un basbayağı l’esprit de l‘ascenseur işlediğini siz de fark edeceksiniz eminim.

    (teşekkürler snopes.com, http://www.snopes.com/quotes/onesmall.asp)
  • (bkz: merdivenin ruhu)

    palahniuk'un pek güzel açıkladığı kavram.
    bir atışma sırasında akla gelmeyen şeyin, hadise sonra erdikten sonra, tam da merdivenlerden inmeye başlamışken akla gelmesi...
    yani, cevabı bulduğunuz anda iş işten geçmiştir.

    oğuz atay'ın da tehlikeli oyunlar'da değindiğidir hem...
    en sevdiklerimizden:
    "karşılığını bulamadığım bütün sözlerin söyleyenleri ölmeden rahat edemem anlıyor musunuz?"
  • (bkz: seinfeld)
    (bkz: the comeback)

    hatta şurada bizbizeyiz;

    (bkz: verilecek okkalı cevabın sonradan akla gelmesi)
  • bunun eğlencesi olmaktan bıkıyor insan bir süre sonra. yakın bir zamanda savaş açtım, ama merdiven doğası gereği pek oralı olmadı, ruhun da beni çokça siklediği söylenemez. ama yine de deneyeceğim. bakalım ne kadar zaman boyunca cenk edilecek zihnimin nörotransmitter dolu koridorlarında?
  • gerekli cumleleri gerekli durumda soyleyememe durumudur. ne zaman cok iyi bildiginiz bir konuda tartisma olur ve sizin de kendinizi hakli cikaracak cok saglam argumanlariniz vardir. iste o argumanlar o tartisma sirasinda akliniza gelmez, sonradan gelir. iste boyle bir durumdur.
  • laf sokamayan insanın dramına frenklerin verdiği isim.

    .
  • bazen öyle konuşmalar olur ki, en başında bilirsiniz bu hede peşinizi bırakmayacak. ne söyleseniz hiçbir şekilde bitmeyecek diyecekleriniz zira, hep keşke şunu deseydimler olacak.
  • bir tartışma, konuşma yada sohbet esnasında karşıt fikirde olduğunuz kişiyi mort edecek bir fikrin, sözün yada esprinin o an değil de o an bittikten çok daha sonra insanın aklına gelmesi.