şükela:  tümü | bugün
  • tahminen 3500-4000 yaşındaki bu acayip yaşlı disk, tarihinde 3 ayrı yazı sistemi geliştirdiği için "yazı uygarlığı" olarak da adlandırılan girit uygarlığı'nın en ilginç buluntularından birisidir. federico halbherr tarafından 1908 yılında bulunmuş olan disk "girit hiyeroglifi" diye adlandırılan bir yazı sistemiyle yazılmış ve bu sistemin ilk örneklerinden olduğu söyleniyor.

    merak böceği mağdurları için faideli linkler:

    http://www.ancientscripts.com/phaistos.html
    http://www.lexiline.com/lexiline/lexi3.htm
  • üzerinde 242 adet simge bulunan, şimdiye dek hakkında onlarca kitap yazılmasına karşın ne olduğu hakkında mantıklı bir açıklama yapılamamış disk. phaistos'taki bir sarayın harabeleri arasında bulunmuş diskin m.ö. 1700'lerden kaldığı tahmin ediliyor. kilden yapılan bu diskin üzerindeki işaretler, elle çizilmemiş, pres benzeri başka bir şeyle yüzeye basılmıştır. diskin hala çözülememesinde hiçbir kopyasına veya benzer özelliklerde kalıntıya rastlanamamış olmasının da rolü vardır. diskin arkalı önlü karbon kopyaları aşağıdaki linkten görülebilir.

    http://www.ancientx.com/nm/anmviewer.asp?a=48&z=1
  • benzer bir gizem için (bkz: antikythera)
  • an itibariyle national geographic tv'de ancient xfiles belgeselinde işlenen arkeolojik buluntudur.
    bir yunanlı besteci üzerindeki hiyeroglif metinleri müziğe çevirmiş ve dinlediğimde beni benden almıştır.

    (bkz: sanata aşık olmak)
  • gizemi tam olarak çözülememiş eski çağ kalıntısı.

    --- spoiler ---

    adamıma (atama), tu eniimke (nineme), es enem (asıl anama), karaul eyimke (kara ulu bölgeme), sadaka nimek (sadakat sözü), bintime (kız kardeşime), im eyimke (şimdiki yeni evime), sakama (kralıma), ireke de(erime de), emekenime (kadın akrabama), irkenekime (erkek akrabama), eniime (yeni anneme)… şeklinde sürüp giden bir sadakat yeminidir. burada ilginç kök sözcükler bulunmaktadır. tu damgası ut olarak da okunabilir. bu da /dışta, ilerde olan/ anlamını taşıdığından /yüksek anne/ yani nine olmaktadır. es kök sözcüğü de /var olan, asıl olan/ anlamını taşıdığından /asıl anne/ beni doğuran anne demektir. nimek sözü ise /dimek, sözünü etmek/ yani sadakat sözü vermek şeklinde anlaşılmalıdır. enem /anam/ olduğuna göre eniime de kayın valdemeveya yeni anneme demek olmaktadır.

    her iki yüzünü de okuduktan sonra, herkesin önünde sadakat yemini etmiş olan genç kızın evlilik töreni gerçekleşmektedir.

    --- spoiler ---

    ilgili link.

    (bkz: nurihan fattah)
  • malın tekinin ilgili linkte "bu bir restoran menüsü" diye umarsızca bir yorum yaptığı 3000 küsür senelik disk.
  • yunanistanın girit adasında 1908 yılında keşfedilen tarihi ise milattan önce 2000li yıllara dayanan kimilerinin matbaanın atası,kimilerinin alfabe,kimilerinin evlilik cüzdanı dediği üzerinde spiral şeklinde imgeler bulunan iki yüzlü kilden yapılma bir eser. yunanistanda heraklion arkeoloji müzesinde sergilenmektedir.
    tahminim,miken uygarlığının en parlak dönemi mö 1400'lü yıllarla mö 1100'lü yıllar arasındadır. bu dönemlere gelmeden, yunanistan 1800lerde tunç silahlı akalarca istila edildiği zaman,izole bir yerde kalmış bir yunan tüccarı, köklü kültüründen ve geniş bilgi yelpazesinden faydalanarak sümerlerden gördüğü duyduğu hiyeroglif yazısını içinde bulunduğu koşullara uygun bir şekilde denemeye veyahut iz bırakmaya çalışmıştır. tarihler,ve disk üzerindeki imgeleri düşündüğünüz zaman makul bir cevap gibi geliyor ancak tabii ki diğer tüm tahminler gibi bu da kesinlik belirtmiyor
  • disk üzerindeki her bir sembol bir sesi, heceyi temsil ediyor. çok basit bir şekilde örneklemek gerekirse kale yazmak isteyen bir yazıcı 'ka' sesi için bir kafa resmi çiziyor hemen ardından 'le' sesi için ise leylek resmi çiziyor. bu şekilde semboller yan yana gelerek kelime ve cümleler kayıt altına alınmış oluyor.

    bu diskin yapıldığı yıllarda yazı çok kısıtlı bir kesim tarafından hesap-kitap ve kayıt işleri için kullanılıyordu, yani herhangi bir edebi değeri yok. şu kadar koyunumuz var, şu kadar tahıl hasat edildi, yan medeniyete şu kadar çömlek sattık gibi.

    muhtemelen yazıcı olarak görevlendirilmiş olan kişi yaptığı işi standartlaştırmak ve kolaylaştırmak için her seferinde tekrar tekrar işlemek zorunda olduğu sembollerin kalıplarını yaptı. kalıpların yapılması için muhtemelen uzun bir süre gerekti ve bunu yapan kişi asıl işinden arta kalan zamanlarda bu kalıpların yapımıyla ilgilenebildi. kalıpları tamamlayıp yumuşak kil tabletlere baskı yaptığında ise sadece "ooo hacım çok iyi yapmışsın da bizim şu yazı işi ne zaman biter" gibi bir tepkiyle karşılaştı.

    o dönemde yazı çok yaygın olmadığı ve kullanılmadığı için maalesef baskı yönteminin değeri bilinemedi. böyle bir yönteme ihtiyaç olmadığı için unutuldu. geleneksel el ile yazıya devam edildi. matbaanın atası olan bu fikrin insan hayatında aktif olarak yer etmesi için 3000 yıl geçmesi gerekti.