şükela:  tümü | bugün
  • ihtiyaç, yoksulluk, muhtaçlık... kendisinde bulunan herşeyin allah kökenli olduğunu bilmek... (bkz: fakir)
  • tasavvufta kulun allah'tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaması, varlıktan kurtulup allah'ta fani olması anlamına gelir. önemli bir mertebe kabul edilir. bu nedenle mutasavvıflara fakir veya fukara da denir.
  • ilk okunduğunda ingilizce fucker kelimesini akıllara getiren sözcük
  • (bkz: rte)
  • fight club romanı/filminin unutulmaz repliklerinden biri olan "sahip olunan şeylerin bir süre sonra size sahip olması"nın karşıtı olan durumdur. mülk sahip olunan bir şey değil emanettir. mülk temelde allah'ındır.
  • iki türü var:
    fakr-ı sûri: maddi fakirlik.
    fakr-ı manevî: manevi fakirlik.
  • "fakrım fahrimdir" diyor hz. peygamber. meali: fakrımla iftihar ederim.

    bu nasıl bir fakr ki, hiçbir şeyle iftihar etmeyen ulu peygamber bununla iftihar ediyor. fakrın, maddi fakirlik olmadığı muhakkak. (maddi fakirliğe vurgu yapılması, alt sınıfların hizada tutulması için sığınılan bir katakulli olabilir. oysa kaide şu: her şeyi yerli yerine, parayı da kalbine değil cebine koy!) anlaşılıyor ki bambaşka anlamda bir fakr. nitekim âlimler, fakrı "fakr, fakrın fakrı, fakrın fakrının fakrı" olarak sıralıyorlar. fakr hâli de, kişinin kendi acizliğinin idrakinden sonra tahakkuk ediyor. acizliğin idraki ne demek? hiçbir gücünün, kuvvetinin, varlığının olmadığını anlamak demek: la havle vela kuvvete illa billah. yani önce acz, sonra fakr. fakrın, ne kadar üstün ve "zengin" bir manevi kavram olduğunu buradan çıkarabiliriz.

    en alttaki fakr, kendine ait bir fiilinin olmadığının şuuruna varmak. yani tevhid-i efal: ortaya çıkan tüm fiillerin hakk'ın fiili olduğunu, o'ndan başka fail olmadığını idrak etmek. fakrın fakrı, tevhid-i sıfat: iyiliğin, güzelliğin, kendimizin zannettiğimiz tüm niteliklerin o'na ait olduğunu anlamak. en üst fakr da tevhid-i zat. hiçliğin ve birliğin şuuruna varmak. bu ahadiyet şuuruna ulaşanın adı da: insan-ı kâmil. hz. peygamber'in makamı.

    hz. peygamber ne ile iftihar ediyor ve bize neyi öğütlüyor?.. yine bir büyüğümüz buyuruyor: "varlığa fakr kapısından, ilme de cehl kapısından girin." sözü açmaya çalışırsak, ilim kapısından ilme geçit yok: bildiğini iddia edene kimse bir şey öğretemez malum. aynı şekilde, kendine varlık veren de varlık kokusundan uzak kalır. (bkz: alakalı olarak/#82516911) yani bırakmak efendim, koyvermek; tüm isimleri ve sıfatları sahibine bırakıp, sadece fiile yapışmak. üstelik tek failin o olduğu fiile. eh, bu yaman çelişkiyi de insan ancak açlık, hastalık ve ölüm hâlinde, yani acizliği ayan olduğunda anlayabiliyor. ötesi hep prova, taklit, tekrar, antrenman.

    biz en güzeli, gavvas gerektiren bu derin sularda boğulmamak için âriflerin kısa ve öz tariflerine yapışalım ve anlamayı/yaşamayı umalım:

    "ben sanırdım âlem içre bana hiç yâr kalmadı
    ben beni terk eyledim bildim ki ağyar kalmadı" mısrî niyazi
  • fakir odur ki;" arada vasıta olmaksızın ateşin perdecisi olur ve rabıtasız ateşe girer."