şükela:  tümü | bugün
  • yaşama karşı duruşunu tarık akan'a benzettiğim müzisyen, sanat adamı. o da tıpkı tarık akan gibi, yaşamının en popüler döneminde kenara çekilmiş ve de onurlu bir yaşantıyı seçmiştir. parayı, gücü, popülerliği seçmemiştir.
    satışlarının en üst noktasındayken müzikten çekilmesini açıklarken "dünya halklarının yüzde 80'i bilinçsiz, sadece üretim için yaşıyor, amerika da dahil. gerçek entelektüel yüzde 5'i bile bulmaz. demek ki cahil olan yüzde 80'le ilişki kurup meşhur oluyorsun. böyle meşhur olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım. değerli olmak önemli. müziğim, sesim, şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım." demiştir. gerçekten öyle de olmuştur. simasını bilmeyen, hakkında iki satır bilgisi olmayan milyonlarca kişi onun şarkılarını mırıldanmıştır. gerçek bir sanat adamının hayalini gerçekleştirmiştir yani. yoksa kupalara basılan, tşörtlerde fotoğrafları olan bir imaja dönüşür ve sanatı hiçe sayılabilirdi.
    aşık veysel ile kurduğu özel ilişki de filmi yapılasıdır. aşık veysel öldükten sonra onun anısına sazını kırıp bir süre müziği bırakmış, kabuğuna çekilmiştir. ustasının yasını tutmuştur. aşık veysel'in yanına gittiği dönemde kar yağıp , üç ay yollar kapandığı dönemde o uzun vakti birlikte geçirmişlerdir.

    kısacası, yaşamda onurlu bir duruşu olan, anadolu'nun kültürü ile modern müziği harmanlayan; popülizme teslim olmadan güzel yaşayıp ölen bir sanat abidesidir. heykelleri dikilse, hayatı dilden dile anlatılsa da olur, olmasa da olur çünkü şarkıları, naif müziği onu zaten sonsuzluğa taşıyacaktır.
    sonsuzluğa dökülen bir karanfil demetidir yani fikret kızılok, her asır buram buram kokan.
  • şöhret hakkında aşagıdaki sözleri sarf etmiş olan muzisyen.. ilk defa sohret kavramını bu kadar aşagılayan, sohrete gercekci bakan bir muzisyenle karşılasmaktayım..

    (bkz: copy paste degil alın teri)

    "ben niye meşhur oldugumu bilmeden meshur oldum, cocuktum o zaman.. ondan sonra mekanizmanın nasıl çalıştıgını 13. plagım "yumma gozun kor gibi" yle gordum ve derhal kendimi yok ettim.. meshur olmanın benim için bir şey ifade etmediğini anladım.. ondan sonra kendi yaşamımı sarkı yapmaya başladım ve daha mutlu oldum.. dünya halklarının yuzde 80 i bilinçsiz, sadece uretim için yaşıyor, amerika'da dahil.. gerçek entellektuel yuzde 5'i bile bulmaz.. demek ki cahil olan yuzde 80le ilişki kurup meşhur oluyorsun.. böyle meshur olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım.. değerli olmak önemli.. müziğim, sesim, şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım. meşhur olmak bir hastalıktır.. bir insan ne kadar degersizse, meşhurluk ipine o kadar çok sarılır, bunun için her şeyi yapar.."
  • siyaset meydani'nda, muzik tartismasinin oldugu bir bolumde programa telefonla katilmis, muzikte her heceye bir nota gelmesi gerektigini soylemis sonra da zulfu livaneli'ye donerek "sayin livaneli siz esinize nasil seni seviyorum dersiniz" diye sormus, livaneli de bunu burda soyleyemem demis, bunun uzerine kizilok, timur selcuk'a donmus ve timur selcuk da "herkese ayri soylerim, kizima ayri, esime ayri" demisti. kizilok da bunun uzerine ben de bunu demek istiyorum demisti, ama zulfu livaneli'nin yaninda duran ali kirca olaya mudahale edip fikret kizilok'a;
    - sayin kizilok, biz simdi 5 dakika ara vericez, telefonu kapatmayip bekleyebilirsiniz, deyip;
    ardindan (mikrofonun kapandigi dusuncesiyle) livaneli'ye donup;
    - lafi da agzina tiktik ama, demisdi.
    bunu deniz som cumhuriyet'teki kosesinde yazinca ali kirca aramis ve boyle bi sey yok demis. oysa o gece programi seyreden bircok insan bunu duymustu.
  • fikret kızılok dendiği zaman akla gelmesi gereken ilk şey çekirdek sanatevi olmalı. 80'li yılların başında istanbul'da kurulan bu sanatevinde resim sergilerinin yanı sıra müzik dinletileri de yapılırmış. o dönem fikret kızılok'la birlikte bülent ortaçgil, ezginin günlüğü, yeni türkü gibi sanatçı ve gruplarda burada dinletiler sunarlarmış. fazla kalabalık olmayan, bilenlerin geldiği bostancı'da bir mekan.

    o döneme ait birçok şey youtube'da var. ben bir örnek koyacağım sadece. bir rum ve bir türk balıkçının aynı kıza aşık olmasıyla ilgili bir şarkı. güzel bence dinleyin.
    katerina

    fikret kızılok dediğim zaman aklıma gelen başka bir şey de aşk şarkıları. insanı kalbinden vuran bir sürü şarkı. hepinizin bildiği şarkılar. zaman zaman, bu kalp seni unutur mu, gecenin tam üçünde, gönül, farketmeden, sevda çiçeği, bir harmanım bu akşam gibi. bu konuya fazla girmeyeceğim başlıkta bol bol anlatılmış ama içlerinden farketmeden'i ayırmak zorundayım. o da bana kalsın. tamamen benimle ilgili.

    biraz daha düşününce aklıma bülent ecevit'in şiirini bestelediği olmasın varsın şarkısı geliyor. çok güzel bir şiir ve gayet güzel bir şarkı. çok fazla bilinmez ama bence bilinsin. tarih ile müzik iç içedir.
    olmasın varsın

    son olarak baba olarak fikret kızılok. ne zaman dinlesem gözümü dolduran ama babacığım şarkısı. şarkıdaki çocuk sesi oğlu yağmur'un sesi. öğütleri çok güzel. insana neden benim böyle bir babam olmadı dedirtiyor.

    elbette fikret kızılok'un mustafa kemal atatürk ile de ilgisi vardır. bence sonuna kadar dinleyin.
    la vie est breve

    farkındaysanız politik konulara hiç girmedim. o konu bambaşka bir entry konusu bence.
    yuh az daha unutuyordum why high one why
  • bu sozluge bu zamana kadar bu entrynin girilmemis olmasi hayret verici..
    herneyse fikret kizilok '60'larda muzik ysamina baslamis
    '80'lerde bulent ortacgil'le olaganustu albumler yapmis asmis bir sahis.
  • kendisiyle 'sevgili' arasında bir tercih yapılması gerekir.
    ya ilişkinize devam edersiniz, ya kızılok dinlemeye.
    hangisi daha iyidir bilinmez.
    zaten 'iyi' nedir ki?
  • deniz tutkum yüzünden sevdiğim bütün kadınlar beni terk etti.
    beni seven kadınlar önceleri bana tutkuyla bağlanıyor, benden hoşlanıyorlar ama, zaman içinde denizin bazen ne kadar hırçın, acımasız olduğunu görmeye başlıyorlar.
    sonra hafiften aşktan bıkıyorlar ve zorluklar artmaya başlayınca beni terk ediyorlar. bunların içinde iki karım ve nice sevgililerim var. iki defa evlendim, 15 sene arayla.
    ikinci eşim beni terk etti.
    terk edilmek bence güzel bir şey.
    bugüne kadar hiçbir kadınımın kalbini kırmadım, gururunu zedelemedim. onlar hissederler ve terk ederler. ben terk edersem, acı vermiş olurum. hadiseyi yapan ben değilim, ben yoluma devam ediyorum, o yoldan geri dönen onlar.
    bütün istediğim okumak, yazmak, huzurlu yaşamak.
    bu teknenin içinde sabah işe gider gibi işime başlarım. kamarama çekilince beni artık sevmiyorsun diyor. onu çok seviyorum ama, o anda işimdeyim. ben serseri hayatı yaşamıyorum ki.
    bugüne kadar denize dayanıklı bir kadın bulamadım.
    sadun boro, bana hangi kadın olursa olsun denize beş seneden fazla dayanamadığını söyledi. 75 yaşında hálá denizde, eşi oda ise evde.
    buna rağmen ben hálá paslanmaz, denize dayanıklı, aklı başında, kültürlü bir kadın arıyorum. kadınlarımıza meydan okuyorum, hiç mi denizi sevmiyorsunuz? rum, italyan, fransız, ingiliz hemcinsleriniz denize bayılıyor, siz neredesiniz?
    ben niye meşhur olduğumu bilmeden meşhur oldum, çocuktum o zaman. ondan sonra mekanizmanın nasıl çalıştığını 13. plağım ‘‘yumma gözün kör gibi’’yle gördüm ve derhal kendimi yok ettim. meşhur olmanın benim için bir şey ifade etmediği anladım. ondan sonra kendi yaşamımı şarkı yapmaya başladım ve daha mutlu oldum. dünya halklarının yüzde 80'i bilinçsiz, sadece üretim için yaşıyor, amerika da dahil. gerçek entelektüel yüzde 5'i bile bulmaz. demek ki cahil olan yüzde 80'le ilişki kurup meşhur oluyorsun.
    böyle meşhur olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım. değerli olmak önemli. müziğim, sesim, şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım.
    meşhur olmak bir hastalıktır. bir insan ne kadar değersizse, meşhurluk ipine o kadar çok sarılır, bunun için her şeyi yapar.
    fikret kızılok
    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/…ws.aspx?docid=3007

    devr-i daim olsun.
  • --- spoiler ---
    1946 yılında istanbul'da dünyaya gelen fikret kızılok'un müziğe ilgisi galatasaray lisesi ilkokul kısmında okurken başlar. ilk enstrümanı kendisini yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondur. ilk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından alır; ilk konserini de bir 23 nisan'da taksim belediye gazinosunda düzenlenen okul müsameresinde verir. fikret kızıok ve orkestrası adlı küçük grubun elemanları kızılok un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları halk türküleri ile alkış alırlar.

    ortaokul ve lise yıllarında bu konserler surer; başka okullara da giderler. bu yıllarda grup elemanlarıyla birlikte orkestranın adı da değişir: fikret kızılok ve veliahtları, sanatçının adını okul müsamereleri dışında duyurduğu ilk grup olur. lise yıllarında akordeonunu bırakır kızılok ve eline gitarı alır. bu dönemde en büyük destekçileri aynı lisenin daha alt sınıflarında okuyan ve müziğe o yıllarda başlamış timur selçuk ve barış manço dur.

    liseden mezun olduktan sonra veliahtlar ile çalışmayı sürdürür kızılok. ailesiyle kadıköy'de yaşar ve konserlerini de daha ziyade bu yakada verir. aynı dönemde kadıköy'de cahit oben 'in kurduğu sailors adlı grup fırtına gibi esmektedir. kızılok ve oben eski arkadaşlardır ve gruplarını dağıtarak yeni bir grup kurmaya ve profesyonel müzik hayatına atılmaya karar verirler. yanlarına bas gitarcı koray oktay ve davulcu erol ulaştır ı alırlar; böylece cahit oben 4 doğar. kendilerini "daha ziyade beatles tipi müzik yapan bir grup" olarak tanımlayan cahit oben 4, ilham gencer'in işlettiği çatı gece kulübünde programlar yapmaya başlar, bir yandan da mahalle konserlerini sürdürür. bu arada kendi paralarıyla iki 45'lik plak doldururlar. bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumlarlar: "i wanna be your man" ve "36 24 36". ikinci plaklarında daha "kendilerine" dönerler. plağın ilk yüzünde "silifke'nin yoğurdu" vardır; diğer yüzü ise bir bestedir:"hereke", aynı zamanda kızılok'un plak olarak yayınlanan ilk bestesidir.

    cahit oben 4 ilk önemli başarısını 1965 yılında düzenlenen altın mikrofon yarışması ile yakalar. "batı müziğinin zengin şekil ve tekniklerinden faydalanılarak yine batı müziği aletleriyle çalınmak suretiyle türk musiki'ne yeni bir yön vermek için" hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen bu yarışmaya "halime" adlı düzenlemeriyle katılan grup dördüncü olur. cem karaca dan erkin koray a, moğollar dan haramiler e pek çok sanatçı ve grubun önünü açan altın mikrofon, kızılok'un hayatında önemli bir yere sahiptir. ancak bu başarı gruba uğurlu gelmez: cahit oben ankara maarif koleji öğrencileriden füsun önal ile nişanlanır ve müzik hayatını onunla sürdürmeye karar verir; grup kısa bir süre sonar dağılır.

    fikret kızılok cahit oben 4'le çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki eğitimini sürdürür. bir süre sadece okuluyla ilgilenir. müzikten kopamayacağını anladığında ilk solo plağını doldurur. dört şarkılık bir ep'dir bu: "ay osman - colours / sevgilim-baby". bu plak o yıllarda fazla ses getirmez. bunun üzerine kızılok okulunu bitirmeye karar verir. yine de zaman zaman arkadaşlarının kurduğu kaygısızlar la birlikte çalışır, barış manço'ya eşlik eder.

    dişçilik yüksekokulu'nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı arda uskan ile bir yolculuğa çıkar; müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktur bu. o dönem ağırlığını iyice hissettiren aranjmanların dışında bir şeyler üretmeyi planlar, sazını kaptığı gibi anadolu'ya gider ve aşık veysel ile tanışır. o dönemde kendisiyle yapılmış bir söyleşide şunları söyler: "seyahati çok sevdiğim için anadolu'nun gezmediğim yeri kalmamıştı. işte bu seyahatların birinde yolum veysel'in köyüne düştü. veysel'i dinledim, sazını dinledim. ve aşık oldum. istanbul'a dönünce onun hakkında ne buldumsa okudum, dinledim. bir iki ay sonra artık içim dışım veysel olmuştu. onun hissettiklerini içimde hissediyordum. artık duramıyor, dayanamıyor, veysel'den söylemek ve sesimi herkese dinletmek istiyordum."

    bu düşünceyle gitarını eline alan kızılok stüdyoya girer ve aşık veysel'in "uzun ince bir yoldayım" türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda alır. bunu bir 45'lik olarak yayınlar. ikinci solo 45'liğidir bu; fikret kızılok'un hayatında da önemli bir dönüm noktası... arka yüzünde sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, "benim aşkım beni geçti" yer alır. o güne dek sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıklar: "piyasa, öylesine türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi bile. bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime düşen görevi yapmaya karar verdim..."

    plak kapağındaki yazıda kızılok şöyle tanımlanır: "darmadağınık saçları, elinde gitarı, düşlerinde şipşirin köy çocukları ile, ince uzun yolların, uçsuz bucaksız ovaların, bembeyaz dağ bulutlarının çocuğudur fikret kızılok... pakistan'dan paris'e kadar, dünyanın dört bucağını, yüreğinde delice esen dağ rüzgarları ile birlikte gezmiş, bütün bu ülkelerin halk şarkılarını incelemiştir. yıllar boyu."

    kızılok'un sivrialan yolculukları plağın çıkışından sonra da sürer. ikinci gidişi daha önemlidir. yıllar sonra şöyle anlatır bu gidişini: "sonra tekrar, yalnız gittim. bu ikincisinde kar yağdı, kasımdı, kapandı yollar. ve ben orada üç ay kaldım. üç ay kalınca ben değiştim. adamcağız saz çalıyor, bende de gitar var. uymayan bir şeyler var, fakat o kadar yakınında yollar var ki... onun şarkısını filan da aranje etmek istemiyorum. ne yapayım, ne yapayım derken, bir dizeyi yazmış fakat besteleyememiş olduğunu gördüm. 'yapayım mı bunu' dedim, 'yap' dedi. 'yeter gayri, yumma gözün kör gibi' diye bir şarkı. geldim istanbul'a bunu yaptım ve 22 yaşında meşhur oldum." (express 47; 17 aralık 1994)

    "yumma gözün kör gibi ! yağmur olsam", kızılok'un asıl çıkışını yaptığı plak olur. her iki beste de fikret kızılok'undur. plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullanır kızılok. şarkılar çok beğenilir, plak çok satar ve sanatçı ilk altın plağını alır.

    bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45'lik daha yapar kızılok. ancak bu kez kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıkar: "söyle sazım". plak kapağında, "türk geleneklerine uygun 17 perdeli 'hüseyni' düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı" bir şarkı olarak tanımlanır bu. plağın arka yüzünde kızılok'un karacaoğlan 'dan bestelediği "güzel ne güzel olmuşsun" vardır. her iki şarkıda da kendisine nedim demirellieşlik eder. plak, listelerde de kendisini gösterir ve haftalarca 1 numarada kalmış olan barış manço'nun "dağlar dağlar"ını devirerek liste başı olur.

    1970 yılını bu iki plakla kapatır fikret kızılok. bu plaklar yıl sonunda hey dergisi tarafından düzenlenen 'yılın müzik oskarları' anketinde görülmemiş bir başarıya imza atar: "söyle sazım", yumma gözün kör gibi" ve "güzel ne güzel olmuşsun", barış manço'nun "dağlar dağlar"ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü olur. fikret kızılok da aynı ankette 'yılın erkek şarkıcısı' seçilir.

    o dönemde, türkçe konuşan, türkçe düşünen bir birey olarak sanatçıların yüzünün `kendilerine' dönmesini savunur ısrarla. batıcılığın, batı hayranlığının ülkeye ve müziğine bir şey getirmeyeceğini söyler. hatta, şarkılarından birisini radyo programında 'aranjman' diye anons ettiği için sezen cumhur önal 'a dava açar ve kazanır. popüler olmak için bu işi yaptığını söyleyenler olsa da bu, kızılok tarihinde hoş bir anektod olarak kalır.

    1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı çiğdem adlı genç bir şarkıcının "dağlar ağlar ağlar pir sultan deyi / nenni, nenni" adlı plağının düzenlemelerine imza atar. bu arada bir anadolu turnesine çıkar. turne sırasında siverek yolunda donma tehlikesi geçirir; bir kamyon şoförü tarafından kurtarılır. bu olayın ardından bir plak yapar ve "emmo" adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf eder. plağın arka yüzünde ahmed arif in şiiri üzerine bestelediği "vurulmuşum" adlı şarkı vardır. kızılok, 1972'de bu şarkıyla bulgaristan'da yapılan altın orfe festivaline katılır.

    sanatçı, bu plağıyla şirketini de değiştirmiş ve sayan plak 'tan grafson 'a geçmiştir. 1973'te bu şirket etiketiyle bir dizi plak yayınlar. bu plaklarda yer alan şarkılar, kızılok'un yazdığı "bir ali var" adlı oyunun bölümleridir: "gün ola devran döne", "anadolu'yum", "leylim leylim (kara tren)", "köroğlu dağları", "tutamadım ellerini" ve "gözlerinden bellidir". yazılan, ancak bugüne dek sahnelenmeyen bu oyunun şarkıları başka sanatçılar tarafından da seslendirilir: "kime sormalı"yı dönüşüm eşliğinde tansu, "duyar mısın"ı ise o dönemde ününün doruğunda olan timur selçuk yorumlar. bu arada "köroğlu dağları" şarkısının başında kullandığı sitar, kızılok müziğinde bir yeniliktir.

    bu plakların art arda yayınlanmasının ardından kaybolur fikret kızılok. diş hekimi olmuş ve muayenehane açmıştır. plak şirketini de değiştirmiş ve şah plak 'a transfer olmuştur. bu şirket hesabına ara ara plak yayınlar sadece. bu arada onu çok üzen bir olay olur: 21 mart 1973'te aşık veysel ölür. haberi alır almaz sivrialan'a gider kızılok. veysel'in cenazesine katılan tek sanatçıdır. o kadar üzülür ki, sazını veysel'in mezarı başında kırar; bir daha da eline saz almaz: "dördüncü sivrialan ziyaretimde aşık baba'mın toprağı ile karşı karşıya olmak çok acı. ama o, sadık yarine kavuştuğu için mutlu. bu saza onun elleri değmişti. parmakları bana usül öğretmişti. ustam öldü, toprak oldu. ustamın parmaklarına değen bu sazın da toprak olması gerekir. artık ona can veren parmaklar yok." (hey; 11 nisan 1973)

    veysel'in ölümü üzerine kendini tümüyle diş hekimliğine veren kızılok 1975'te tehlikeli madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta gözükmez. turnenin ardından istanbul'da seri konserler verir. zafer dilek orkestrası elemanlarından ataman hakman ve sahir kayahan, bir ara moğollar'ın klavyeciliğini üstlenmiş olan turhan yükseler, daha önce amatör çalışmalar yapmış olan siret yurtsever ile eser sayıner, tehlikeli madde'nin elemanlarıdır. tehlikeli madde ile folk motiflerinin rock ile harmanlandığı şarkılar yapar. giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler alır. "haberin var mı / kör pencere - ay battı", bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çeker. ahmed arifin "sevdan beni" ve "içerde" adını taşıyan iki şiirinin kızılokça yorumudur bu şarkılar. "kör pencere"ye bağlı olarak plağa atınan "ay battı" ise, popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. bu plaktan sonra yapılan "anadolu'yum 75", daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermedir. hatta plak aynı kapak içinde piyasaya sürülür. ancak pek iyi eleştiriler almaz. hey dergisinde yayınlanan bir yazıda şöyle denilir: "...samimi düşüncemiz, artık sanatçının stilini değiştirmesi gerektiği merkezinde." (hey; 19 kasım 1975) plağın arka yüzünde mahzuni şerif 'in bir türküsünü yorumlar kızılok: "darağacı". aynı türküyü aynı günlerde edip akbayram ve dostlar da plak yapmak istemektedir. ancak, kızılok'un daha erken davranması yüzünden bu kararlarını değiştirirler.

    son 45'liği ise mart 1976'da yayınlanır. mahzuni şerif'ten "biz yanarız" ve vazgeçemediği veysel'den "sen bir ceylan olsan" adlı türküleri yorumlar sanatçı bu plağında. plak yine eleştirilir. "fikret kızılok'un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz" gibi ifadeler kullanılır bu eleştirilerde. kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kaybolur. bir yıl sonra, 1977 ortalarında, 1971-'72 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlamadığı kimi kayıtları bir albüm olarak piyasaya sürer. "not defterimden" adını taşıyan bu albümde kızılok'un deneysel çalışmaları vardır: atonal bir altyapı üzerine nazım hikmet şiirini koyar ve kendi deyimiyle "şarkıcılığı değil, müzisyenliği" dener.

    ancak dönemin 'nazik' siyasi ortamında bu albüm fazla ortalarda gözükemez. nazım hikmet adının da etkisiyle çıktıktan kısa bir süre sonra toplatılır. yeniden yayınlanması ise 1993'ü bulur. bu arada varşova'da bu albümüyle iki ödül alır. ancak, plağın toplatılması onu etkiler ve fikret kızılok, müziği bıraktığını açıklar. o güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömülür. buna gerekçe olarak da "hazırladığı yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini" gösterir ve bir daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirir. (hey, 22 ağustos 1977)

    yıllar sonra döner fikret kızılok, hem de popüler müziğin en muhteşem albümlerinden birisine, "zaman zaman"a imza atarak...

    yıllar geçtikçe kızılok söylemlerini sertleştirir. çekirdek sanat evi 'nde kendi çizgisine yakın gördüğü bülent ortaçgil ile birlikte ve solo verdiği konserlerin yetersiz teknikle kaydedilmiş parçaları kasetlere aktararak piyasada kabul gören müziğe bir ölçüde alternatif yaratmaya çabalar. ikili 'biz şarkılarımızı pazarlamayız deterjan gibi' diyerek arabeskten yana esen rüzgara karşı durmaya çalışırlar. iki ozan daha sonra 'pencere önü çiçeği' adlı stüdyo albümünü piyasaya sürer. bu albümde türk yunan dostluğundan, çarpık entellektüelliğe, medyanın ninnilerinden ajda pekkan 'a kadar birçok şeyi eleştirirler. ancak zamanla ortaçgil'in mistik çözümleriyle kızılok'un nesnel saptamaları ve görüşleri arasındaki çatışma su yüzüne çıkmış, bu ilginç projenin sonunu hazırlamıştır.

    'zaman zaman' albümünde aşk şarkıları söyleyen kızılok 90'ların başında, yükselen değerlerin yarattığı hilkat garibesi magandalara 'vay hayvan vay' (why high one why) diyerek sesleniyordu. 'yana yana' albümündeki aşk şarkıları arasına sıkışan bu beste hak ettiği ilgiyi bulamamıştır.

    bir süre sessiz kalan fikret kızılok, sonra art arda 'demirbaş-müzikal vaziyetler', 'vurulduk ey halkım', 'devrimcinin güncesi' albümlerini yayımlayarak aydınlık türkiye'den yana olan tavrını net bir şekilde otaya koyar.

    boyalı basın, bir yandan kızılok'a 'protest müziğin ünlü ismi' etiketini uygun görürken diğer yandan, tükendiği ve çareyi, modası geçmiş sloganlarda aradığını yazar. aşık veysel'lerle, karacaoğlan'larla başlayan serüven çağdaş değerleri müzik yoluyla arayan bir çabaya dönüşmüştür.

    fikret kızılok, müziğe başladığı ve sürdürdüğü ilk yıllarını şöyle aktarır;'1960-70'li yıllar bizler için, dünyayı değiştirebiliriz, umutlarıyla geçen gençlik yıllarıydı. kendimizi ifade etmemizin de dışa vurumu, şarkılarımız, türkülerimiz, öykülerimizdi. ilericiydik, haklıydık, aceleciydik...'
    --- spoiler ---

    her sanatçı gibi arayış içinde binlerce güzellik
  • yeryuzunde insanlar ikiye ayrilir fikret kizilok'u dinleyenler ve dinlemeyenler... dinleyenlerin yureginde bir yerde her daim alinamamis bir soluk, soylenememis bir soz, yarim kalmis bir cumle, gorulmemis bir huzun, tukenmemis bir umut ve dahi kavusulmamis bir ayrilik...
  • nedendir bilinmez, gençlik fotoğraflarına ne zaman baksam hep hüzün veren adam.. o siyah-beyaz hüznün izahı kolay değil..

    gülümsediği resimler bile mahzun..
    nur içinde yatsın, nur olsun..