şükela:  tümü | bugün soru sor
  • dünyada görüp görülebilecek belki de en güzel manzaralardan biridir... oturup saatler boyu izlenmesi vaciptir...özellikle bir de rüzgar esiyorsa ve o gelinciklerin hepsi birden dalgalanıyorsa nefesler bile tutulabilir...
  • gelincikler cicek acmadan evvel leziz bir yemegin kaynagi olmaya aday mekan.
  • bunu sevenler bunu da severler: (bkz: les coquelicots)
  • http://www.trekearth.com/…d_kingdom/photo198372.htm

    böylesi bir güzellikten gözünü ayırabilene ödül veriyorlarmış.
  • sadece uzaktan bakmak yetmez, içinde deliler gibi koşmak, gelinciğe-tarlaya karışmak ister insan, havaya suya...
  • torunlari icin gelincik surubu hazirlamaya niyetlenmis anneannelere aniden inanılmaz bir enerji veren bir tarla cesididir.
  • çocuklukta görüldüğü takdirde rüya gibi hatırlanan bir görüntüdür.

    yas 6, yer kocaeli gölcük. 23 nisan tatili, babam işe gitmemiş. memleketten, uzak akrabamız olan bir aile gelmiş. hep birlikte karamürsel'e pikniğe gidilecek. bütün gün boyunca, misafir ailenin nefret ettiğim sevimsiz oğullarıyla oynamak zorunda bırakılacağım. filiz de bizimle gelsin! (filiz: yaş 7, ilkokul 1 öğrencisi, üst katta oturan ev sahibinin kızı, en yakın arkadaşım, o gün 23 nisan tatili olduğundan okula gitmemiş) annem uzun uzun dil döküyor hiç olur mu evladim, emanet çocuk, pikniğe götürülür mü? hayır nuh diyor peygamber demiyorum, o gelmezse ben de gitmem. annem çıkıp annesiyle konuşuyor, izin çıkıyor, filiz de bizimle geliyor. sevimsiz oğlana kalmıyorum.
    eğlenceli bir gün oluyor, ip atlanıyor, top oynanıyor, sevimsiz çocuğa haddi değişik şekillerde bildiriliyor, çiçek (papatya, unutmabeni, vs) toplarken olan oluyor, filiz bir gelincik buluyor. kırmızı, incecik, nazlı, öyle güzel ki. ben de istiyorum. ama yok. piknik yaptığımız alanda sanki tek bir gelincik var o da filiz'in elinde. mecburen aramaya başlıyoruz.
    sonrası eskiden seyredilmiş bir yol filmi gibi. epey bir yürüyoruz. kocaman ama bağlı bir köpeğin uzağından, eski evlerin, tepesinde su çekme düzeneği olan bir kuyunun yakınından geçiyoruz. hiç gelincik bulamıyoruz. birilerine soruyoruz, 'buralarda gelincik var mı' diye. hayal meyal hatırladığım, bir kız bize bir yönü işaret ediyor: o tarafta var diye. çok varmış hem de.
    filiz 'artık dönelim kaybolacağız' diyor. piknik alanının tek gelinciği onun elinde tabii. dönemeyiz diyorum, yakındaymış gelincikler, hem de çok varmış, o kadar çokmuş ki. biraz daha gidiyoruz.
    ve karşımıza çıkıyor. yıllar sonra somut bir gelincik tarlası fotoğrafı görmeseydim o manzaranın hayal olduğunu sanabilirdim. ama yemin ederim gerçekti. koskoca kırmızı bir deniz gibiydi. gidiyor gidiyor o kırmızının göbeğine ulaşamıyor gibi hissediyorduk ama etrafımızda yüzlerce binlerce gelincik vardı. elimize sığdırabildiğimiz kadarını topladık.
    hadi artık dönelim, hadi artık dönelim, dönmeye başladık, niye başladık bilemiyorum. öyle alakasız yerlerden geçiyoruz 'bak gördün mü, kaybolduk işte'. ödümüz patlıyor. sonra çocuğu, kuyuyu, bağlı köpeği ve evi görüyoruz, bence kaybolmadık. sonra karşıdan gelen babamı görüyoruz beti benzi atmış, 'nerdesiniz siz?' 'emanet çocuk' vs. geri dönmüşüz. bir sürü fırça, azar vs.
    o günden üçbeş fotoğraf var sadece. filiz ve ben küskün suratla yan yana duruyoruz. sevimsiz akraba çocuğu da arkamıza geçmiş ellerini bizi kucaklar gibi omuzlarımıza koymuş pişkin pişkin sırıtıyor. ikimizin de ellerinde bir sürü gelincik ama, boyunlarını bükmeye yüz tutmuş. gelincik tarlasının fotoğrafı yok çünkü fotoğrafları büyükler çeker ama tarlayı sadece biz gördük.
  • (bkz: mekone ovası)
  • içinde uzun süre kalmamak tavsiye edilir bunun. gelincikler afyon benzeri bitkiler olduğu için bir koku yayarlarmış hissetmezmişsiniz. tarla halinde olduklarında çok kuvvetli oluyormuş bu etkileri. hafiften uyku veriyorlarmış, uykunuz tatlı tatlı bastırıyormuş. zaten tarla çok cazip, gelinciklerin arasına uzanıp biraz kestireyim diyorsunuz, o oluyor. son uykudan sizi bulsalar bile bir daha uyandıramıyorlar. çok eskiden kitaplarda böyle okumuştum.