şükela:  tümü | bugün
  • bu hastalığa duçar olana da grafoman denir o zaman.
  • her gördüğü her yaşadığı şeyi yazma dürtüsüne verilen ad.
  • latince graph; yazı yazmak ( örn. graphic, graphology, graphite), mania; tutku , hastalık veya hastalık derecesinde tutku ile benzer anlamlarda olduğu sayılan latince kelime; fazlasıyla kızmak, çılgına dönmek anlamlarına gelen mainesthai ile ilişkilendirilmekte, aynı zamanda menos yani ruh, tutku anlamına gelen kelime ile de bağıntılı olduğu görülmekte. aynı zamanda (bkz: mind)

    herhangi bir yöntem ya da gereçle çizme ve yazmaya dayanılmaz bir istek duyma olarak adlandırılabilen, fronto-kallosal gliom gibi bazı beyin tümörlerinin semptomu da olabilen ( tabii burada olay daha kompulsif boyutlara ulaşabiliyor) ancak bireylerin izolasyonu ile, dramatik sosyal değişimlerin olmadığı toplumlarda * doğal olarak da ortaya çıkabilen bir fenomendir. normalin dışındaki durumlarda ise bir mani şeklidir.

    ayrıca grafomani, entoptik grafomani adı verilen sürrealist * bir tekniğe de ilham vermiştir.
    bazı çevrelerde aşağılama olarak da algılanabilmektedir. örn. x sadece grafomanikdir. yazdıkları saçmalıktan öte değil. ( x= nojoke)

    (bkz: x)
    (bkz: karizma yapmak icin kendini asagilamak)
  • deliler gibi hiç durmadan ve sayfalarca sevdiğine mektup yazan insanların durumu için kullanılması doğru değildir.

    grafomani ile kastedilen durum, bilinmeyen kişilere, üçüncü sahıslara ithafen, sanki okuyucular onlarmış gibi hep bir şeyler yazma, saplantılı bir şekilde durmadan yazarak hep üçüncü şahıslara bir şeyler anlatmaya çalışmakdır.

    kundara _gülüşün ve unutuşun kitabı_'nda grafomaninin, yani kitap yazma manisinin, toplumlarda salgın seviyesine ulaşması için üç temel durumun yaratılması gerektiğinden bahseder:

    1) insanların kendilerini amaçsız faaliyetlere adayabilmelerine olanak sağlayacak kadar gelişmiş, yüksek refah seviyesi,

    2) yüksek seviyede sosyal atomizasyon ve bunun sonucunda bireylerin ileri derecede birbirlerinden izole olması,

    3) ve toplumun içsel hayatında dramatik değişikliklerin olmaması. (örneğin kundera'nın dediğine göre, hiçbir şeyin olmadığı fransa'da yazarların oranı israil'dekinden yirmi bir kat daha fazlaymış.)

    bence de genel olarak hayatlarında bir değişiklik ve başkalarına kıyasla bir farklılık olmayan insanların bu sıradanlık ve boşluğu, kendi içsel ve olabildiğine öznel tecrübelerini anlatarak doldurmaya çalışmaları gayet normal.
  • (bkz: sokrat st)’nin yeni albümü. spotify’a yeni düştüğü için şimdi dinlemeye başladım. heycanlıyım
  • yazma hastalığı. sinefil gibi sapyoseksüel gibi ne bileyim bi acayip şey olsa gerek. düşünsene dimağına gelen her naneyi, yaşadığın her şeyi yazıyorsun. ver ediyorsun kağıda kaleme, ver ediyorsun...

    sıkıntıdayım (yaz) ev kirasını ödeyemedim (yaz) sevgilimlen bozuştum (yaaz) iş bulamadım, eş bulamadım, hayatımız aramakla geçti hep mınskim ya (yaaz dostum yaz) insan kafayı yer yeminlen kafayı. doktora filan gitse de çare değil, dekme tokat kovarlar insanı hastaneden. evlerden ırak.

    bir de şu var; vaktinde bir adam uzunca bir şiir yazıp reha muhtar'ın spiker olduğu yıllardı sanır isem, upuzun bööyle rulo rulo tuvalet kağıtlarına aşk şiiri yazmış hatta bunlardan onlarca falan daha var bende bu ne ki. bu henüz aysbergin gördüğünüz yüzü ibişler ohoo, demeye getirdiydi sanki. işte, o adam bu amansız hastalığın pençesinde olan bahtsız kişilerden olsa gerek idi. ya da öyle bi adam hiç yok ben uydurdum şimdik. bilemedim.
  • diğer "mani"lerden farkı olmayan bozukluk. devamı depresyon, sonu delilik.

    insanların manilere bile arzulaya kavuştuklarını sanıyorum. kendilerini manilerde ifade edebilen bir çağda yaşıyoruz. hatta kimileri bu bozukluklarını düzeltmeye çalışacakları yerde allayıp pullayabiliyor. işin enteresan yanı, "deli deliyi dakikada bulur" tezini doğrularcasına bu kişiler toplumda uzun süreli hayranlığa varacak şiddette etki yaratabiliyor. doğrusu bu etkinin de tecavücüsüne aşık olan veya da tecavüzcüsü gibi olmak isteyen kişi sendromuna bağlamayı tercih ediyorum.

    halbuki insanlık tarihi ahlak üzerine ne yollar, ne dağlar aştı. aşırılığın her şeklinin insanlara ne gibi hüzünler vereceğini, kendini ve doğayı anlamak için aşırılıklardan arınarak yürünmesi gerektiğini felsefe, din, sanat anlattı da anlattı; ancak alınan yol ortada.

    şahsi çözümüm insanın kendini en az altı ayda bir kolaçan etmesi ve alışkanlıklarını bir bir ortaya döküp onlara neden alıştığını bulması, onlardan vazgeçmesi ve kişiliğini iyi görünmek için değil iyi olmak için uğraşması...

    mesela yazar mısın? biraz dur, dinlen. yazma, okuma, gez, müzik dinle, çal... müzik mi yapıyorsun? bırak, kitap oku, bisiklete bin. çok mu konuşuyorsun? az konuş, yaz, çiz, karala... bunları yapmazsan alışkanlıklarınla övünür, alışamadıklarının tadını ömrün boyunca bilemezsin.

    ha, sana demiyorum ki git, kes, vur, parçala... anlamlı ol. insansın ve insanca yaşa.