nojoke

  • prezentabl (590)
  • 955
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

leblebi

arapça lablab ; fasulyegillerden tohumu yenen bir bitki, mor bezelye, dolichos lablab . yine arapçada lubb ile ilişkilendirilerek kalp, yürek, çekirdek, tane, kabuğun içindeki şey, ağaç gövdesinin en iç halkası anlamlarını buluruz. aramicede lebb; kalp anlamına gelmekte .

yanında şunlar da var; farsça "lab a lab" dudak dudağa, ağzına kadar anlamlarına gelmekte . aynı kökten latince labium/labrum , ingilizce ise lip .

i- "core"

en küçük olabilmek , nitelendirilmelerle ödüllendiriliyor bazen. en ufak yapıtaşı bir zamanlar atomdu. bir zamanlar kuarktı. en çözülemez olmak da nitelendirilmelerle ödüllendirilir. bak tin onun adı, bak ruh , bak ego belki.

leblebi böyle ufak olmasından, böyle susuz kalmasından, güneş gibi sarı olmasından, kavrulmasından dolaylandırılır. ama içki sofralarının yıldızı değildir o. fıstık ,fındık gelmezken, yokken güneştir. core curriculum ana bir tema etrafında birleştiği, öz; zıvana; maça parçası; elma gibi meyvaların çekirdek yeri, öz, esas, göbek, iç, nüve; derinden alınan yuvarlak sutun şeklinde taş numunesi anlamına gelir. nüve bu leblebinin kendisi ;

ortada bir avuç sarı leblebi , nüveler (çekirdekler ), çevresinde içkilerinden yudum alan farklı varoluşlar, hiç nüveleri ilgilendirmeyen sesler, acılar, yanlızlıklar, ağlamalar, kahkahalar, rüyalar, uykular. hiç umursamaz şekilde duruyormuş ' gibi yapar. oysa o bütünleştirici süreci başlatacak durum için orada olduğunu hiç unutmaz. ağızdan , mide barsak sitemine oradan canına ,kanına dek işleyecek olan nüve, iki kalp hareketi ötede damarlarından geçmeye hazır nüvenin özü olacak(tır).

ii- encore
bir şarkının tekrar edilmesini istemek, ankor, bis parçası, bir şarkının tekrar edilmesi isteği olarak anlamlanırken , leblebi her şarkıyla daha da üzülür, içinden çıkılamayacak gibi görünen insana ait dertlere, tekrarına, tekrarın artık bir sistem parçası haline gelmesine üzülür. olamayacaklara değil, olmuş olanlara ama olmuyormuş gibi davrananlara, davranılanlara üzülür. öyle derin bir hüznün içinden yüzüncü kez aynı ses duyulur. tekrar sahneye çağırdıklarında leblebi daha az sarıdır, ama daha az tuzlu değildir, çünkü yıkandığı gözyaşı da tuzludur.

iii-leblebiler ve leblebii

leblebiler, bir varoluş biçimi olarak yalnız olmadıklarını düşünen oysa birbirine benzeyen ama bir o kadar da farklı olan cisimlerdir. kimi yıllarca yüzyıllarca oda köşelerinde unutularak, yalnız kalarak, hiç görülemeyecek tahta döşeme altları, koltuk içleri, radyatör petekleri gibi yerlerde kalırlar. bu kalışın sonunda çelik gibi sert bir bünye, çelik gibi bir çekirdek, ve daha az sarı bir görünüme kavuşurlar.

ağır şarkıların, ağlamış kadınların, acı meyan kökünün ortasında durur leblebi. boğaza takılır,herşeyi anlamlandırır, herşeye anlam yükler, anlamlandıramayacak şey kalmayana dek yuvarlanır, hıçkırığına takılır, elinden yere düşer, elini tuzlar, dudağını tuzlar, kalbinden geçer, yalnızlığı hatırlatır, ağlamayı hatırlatır,güneşleri hatırlatır, tüm köşeleri kaybolurken eski meyhanelerin.

(bkz: odanin bir kosesinde unutulan leblebi)
(bkz: 1837837)

devamını okuyayım »