şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kimseye su getir bile demeyen insandır. kendi işini kendi halletmeye o kadar alışmıştır ki, birinden yardım istemeyi, hele hele birinden onun yerine o işi halletmesini istemeyi çoktan unutmuştur.

    dahası zamanla birinin dur yardım edeyim demesi ona rahatsızlık verebilir. minnet duyma, borçlu kalma, zahmet verme gibi olacağından, yani böyle düşünüp sıkıldığından, kimseden bir yardım istemez.

    dünyada yükünü kendi omuzlamıştır. mesela halı sahada ayağı burkulur da kimsenin oyunu bozulmasın diyerek, sessiz sedasız kendi gider hastaneye. arabası yoksa bile beni bırakın demez.

    insanlarla sosyal ilişkisi olan ama onlara gerçekten dokunmayan bir insandır bu. sanki, insanlarla haşır neşir olsa, yakınlık kursa, işlerin kötüye gideceğini, kalbinin kırılacağını, onları severse bu yüzden acılar çekeceğini filan düşünür ve insanlara bulaşmamak gerektiğine kanaat getirdiği için, belirli bir ilişki dairesinden çıkmayarak yaşamını sürdürür.
  • kurda neden boynun kalın? demişler, işimi kendim görürüm de ondan demiş.
  • ev işlerini yaparken kimseden yardım istemeyen kadınsa en asil duyguların sahibi kadındır.
  • tırnağın varsa başını kaşırsın sözünün vücud bulmuş halidir.
  • bu insan bir kadınsa, her işini sevgilisine/kocasına yaptıran mıymıntı kadınlara hayretle bakar. hele ki bu mıymıntılar el üstünde tutulup her işi görülüyorsa, en ufak bir gözyaşına kıyılmıyorsa ben ne günah işledim de sırtıma kamçı vuruluyormuş gibi her işi kendim yapıyorum diye sorar. sonra öğrenir ki hayat acımasız. ve ağlamayana meme yok. bu kadınımız da ağlamaya başlar o saatten sonra ve çevresindeki değişimi hayretle izler.
  • aslında pratik olarak yapılması gerekilen bir istişaredir. paylaşmak, yardımlaşmak bilgiyi süsler ve daha donanımlı ve kapsayıcı hale getirir.
    bazı insanların bu duruma hakimiyet olarak yaklaşması ise o insanın o işte detaycı ve titiz biri olduğunu gösterir.
    çünkü bazı meslek grupları sadece kendi alanı içerisinde odaklanma gerektiren durum söz konusu yaşatabilir.
    fakat bu varsayımlar bunların dışında tutacak olursak eğer ve toplumsal olarak açıklama yapmak gerekirse bu bir tür davranış bozukluğu ve fobi meselesine dönüşebiliyor.
    bazı iş yerlerindeki insanların çalışmasına baktığımızda yardımlaşmanın, istişare etmenin pekte mümkün olmadığını görüyoruz

    (bkz: bir söyle bin işit) gibi birbirlerine korkuyla yaklaşan insanlar olduğu sürece bu hep böyle devam eder.

    benim bu duruma aslında çevremde gördüğüm ve analiz ettiğim bir olguya göre yorum yapmam, diğer yorum yapanların gerçeğini değiştirmez.
    sadece farklı bir bakış açısından bakıyorum.

    sonuç olarak,birine yardım ettiğiniz zaman, o yardım ettiğiniz kişi kendisinden yardım beklemiyor ise, sürekli size kendisine yardım etme konusunda baskı yapar.

    bu sebeple, ona söyleyene kadar kendim bin kere tek başına yaparım mantığı doğurur.

    ama ben şuna inanırım. yardımlaşmak, istişare etmek, paylaşmak ne kadar çıkarsız olursa, o kadar kolaylık sağlanır.
  • yalnız yaşıyordur. net.
  • muhtaç büyütülmemiştir. gak deyince mama guk deyince mama gelmemiştir önüne.

    ek işler yapmıştır üniversitedeyken. yan gelip yatmamıştır hayatının hiç bir döneminde.

    annesinden hizmet beklememiştir. sabah uyandığında, annesi/her kiminle yaşıyor ise, erken kalkıp sofrayı kurmuşsa, ben neden uyanmadım pişmanlığı duyar içten içe, tüm kahvaltıyı bu düşünceyle geçirir.

    hayatı bilir, yarın öbür gün, başka insanlara bağımlı yaşayanlar, yalnız kaldıklarında kendilerni kaybedecekken, bu insan hiç zorlanmaz yalnız kalmaktan.

    kendi kendine yaşar. ne kimseye yük olur, ne kimseye ayak bağı olur.

    ama çok da güzel yardıma koşar.
  • üstüne bir de yalan da söylemiyor, söyleyemiyorsa, iletişimi başlatan kişi olmak onun için bir hayli zor olur.
  • yazar aynen benı anlatmıs.