şükela:  tümü | bugün
  • kjersti skomsvold'un yazdığı 2010 yılı tarjei vesaas ödüllü kitap. norveç'çe aslından türkçeye çevrilmiş.

    "yeryüzünde yaşadığın her mutlu an kederle ödenmek zorundadır."

    yalnızlığa derinden bir bakış, mutlaka okuyun.
  • zamansız kesik kesik hikayeler, boşluğun merkezindeki şenlik, tümüyle saçmalık. "eksi birin karekökü. çözümsüz." ve; "suyun altındayım, burası karanlık ve berrak." bitti.
  • (bkz: hızlandıkça azalıyorum)

    kendi kendine bile anlatmaya korktuğu hikayesini okuyucuyla yaşlı bir kadının ağzından paylaşan genç yazarın ilk kitabı. (bkz: kjersti skomsvold)

    "pencereden dışarı, karşıdaki binada bir evin içine bakıyorum. orada bir sürü insanın kendi yaşamlarını sürdürdüklerini ve bizim evimizden içeri hiç bakmadıklarını düşünmek tuhaf. neye yarar ki komşular o zaman? evlerinde dolaşıyorlar, ölmeyecekmiş gibi yapıyorlar, ama ölecekler, bakkaldakiler de ölecek. yürüteçli ihtiyar belki de şimdiden ölmüştür bile. rahat uyu, acımız büyük."
  • ''uyandığımı söylemek abartmak olur, çünkü sanırım hiç uyumadım, şayet uyudumsa da rüyamda yatağımda uyanık yattığımı ve uyuyamadığımı gördüm.''

    ...

    '' bugün daha iyi olmayacak belli ki. sefil bir gün oldu mathea, geriye çok fazla günün kalmadığı için sevinebilirsin, diyorum kendi kendime, katlandın sabırla, dinlen artık huzurla, ama sonra aklıma telefonda çevir sesini duyduğum geliyor. niye bu kadar iyimser bir doğam var, niye yatıp ölemiyorum bir türlü. ''
  • poyraz karayel dizisinde göz kırpılan.
  • yalnızlık, ölüm ve terk edilme üzerine bir roman; alamet-i farikasi bunlardan hiç bahsetmeden bunlari anlatması.

    "şimdi yatakta uzanırken sabırsızlığımdan eser kalmadı, geriye kalan azıcık yaşamımı, onunla ne yapacağımı bilene kadar saklayabilmeyi isterdim. ama olmuyor işte. o zaman dondurucuda yatmam gerekir ve bizim de yalnızca buzdolabının üzerinde küçük bir dondurucumuz var. dışarda insanların işten eve döndüklerini duyuyorum. yemekte ne olduğunu merak ediyorlar, bense burada yatıyorum, bütün bunlar bana okuduğum bir kitabı anımsatıyor."
  • kalabalıkta terkedilmişliklerin istatistiki, psikolojik ve sosyolojik bir çözümlemesi. karakterlerden epsilon ve hikayelerin bazı kısımlarında yer verilen olasılık hesaplarıyla büyük sayılar kanunu'na selam çakar.

    epsilon amca ve mathea teyze'nin hâlleri kısaca...
  • kitabın aklımdan çıkmayacak sahnelerinden biri sanırım köpeğin gölette olduğunu düşündüğü açmayı yakalamak için açılma sahnesiydi. çok kötü oldum gerçekten, gözümün önünden gitmiyor. boyalı kuş'un hiçbir bölümünden etkilenmeyen ben, bir iki satırlık olaydan dolayı mahvoldum. aynı şeyi yıllar önce at çalmaya gidiyoruz'daki yavru kuş sahnesinde hissetmiştim.

    kitaba gelirsek eğer, baya beğendim ben bu kitabı. norveç edebiyatının o, insanlardan uzak; ama uzak kaldığı için de bu durumdan pişman olan karakterlerini seviyorum. kitabı okumaya başlamadan önce yazarın kim olduğuna hiç bakmadım; fakat kitabı genç bir kadının yazdığı da belli ediyordu kendini. sanırım yazarın türkçe'ye çevrilmiş bir kitabı daha var, 33.

    "suyun üzerinde uzaklarda yumuşacık bir açma yüzüyor, bir de yüzmeyi bilmeyen stein."
  • öyle akıp giden kendini okutan bir kitap değil romandan daha çok öykü içinde öyküye benziyor. birinci öykü görünmez yaşlı kadın ikinci öykü köpeği stein ve kocası epsilon. bir insan sadece bir kişi tarafından değer görüyorsa ve daha doğrusu varlığı kabul ediyorsa bu varlık hissinden ne fayda sağlar ki yaşamı devam ettirir. son sahnede ceketin hediye olarak başkasına verilmesi ve engelli adamın davette kadından daha fazla önemsenmesi bir imge (sen sadece senin olanlarla varsın ya da başka bir şey) miydi diye sordurdu. sanırım norveç’ten böyle bir soğukluk bekliyordum edebiyat olarak sarıp sarmalayan okuru odakta tutan bir norveç edebiyatına karşı biraz önyargım var. ha bir de bir tek ben miyim hızlandıkça azalıyorum başlığını kitapla bağdaştırmayan?