şükela:  tümü | bugün
  • türkçe'ye fransızca'dan geçen "lâik" sözcüğü, yunanca "lâikos"tan gelmektedir. halk anlamına gelen "laos" adılından türetilmiş ve din adamı olmayanları belirtmek için kullanılmıştır. aynı zamanda; dinî olmayan şey, fikir, kurum analmına geliyordu. eski çağlarda bu sözcük "rahipler sınıfı"na mensup olmayan anlamında kullanılıyordu. hristiyanlıkta da kilise adamlarına "clerici", bunların dışında kalan halk yığınlarına "laici" deniyordu. zamanla bu sözcük, devlet ile din arsındaki ilşkileri anlatmak için kullanılmaya başlamıştır.
  • pejoratif anlamda laiklik din dusmanligi olarak yorumlanir (bkz: yanilgi).
    oysa (bkz: laiklik/1)'de etimolojik aciklamasi verilen laiklik, doktrinal anlamda laik hareketlere/cereyanlara, fikir akimlarina baglilik demektir ve bundan baska da bir sey degildir.

    edit: bunu hangi kaynaktan almisim acaba?
  • ha, bundan baska bir seydir, o da sudur:
    din hurriyeti (din secme hakki - vatandaslar, memurlar, devlet baskanlari vs herkes icin gecerli olan) ve devlet ogretiminin tarafsizligi.
  • din hurriyeti ise ikiye ayrilabilir:

    - vicdan hurriyeti
    - ibadet hurriyeti

    1766 amerikan insan haklari beyannamesi ile din hurriyeti "hak" haline getirilmistir.
  • ataturk'un;

    "laiklik asla dinsizlik olmadigi gibi, sahte dindarlik ve buyuculukle mucadele kapisini actigi icin gercek dindarligin geli$mesi imkanini temin etmi$tir."

    "laiklik, yalniz din ve dunya i$lerinin ayrilmasi demek degildir. butun yurtta$larin vicdan, ibadet ve din hurriyeti demektir

    "din bir vicdan meselesidir. herkes, vicdaninin emrine uymakta serbesttir. biz dine saygi gosteririz. du$unu$e ve du$unceye kar$i degiliz. biz sadece din i$lerini, millet ve devlet i$leriyle kari$tirmamaya cali$iyor, kasit ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakiniyoruz"

    sozleriyle acikladigi ilkesi.
  • devletin dinlere eşit uzaklıkta durması gereken ve dinlerin devlet tarafından kontrol edilmesi gereken bir devlet anlayışı.
    ayrıca
    1- din işlerinin sadece o ülkenin diniyle ilgilenmemesi gerekir. ve bulunabilecek resmiyette üyesi bulunan tüm dinleri kapsayan bir kurumsal bütün olması gerekir.
    2- semavi din(musevilik-hıristiyanlık ve islama)lere saygı gösterirken semavi olmayan dinlere de saygı göstermesi gerekir.(wiccan ,budist,panteist veya politeist vb)
  • edit: başlardaki entry, o yüzden kendimce önemli bulduğum bence kısa bir yorumu da ekleyeyim:

    laiklik batı avrupa'da ve kuzey avrupa'da ortaya çıkmış ve ilk uygulanmış bir tarz-ı siyaset olarak, "lâdini bir rejim kuralım", "ülkemiz hristiyanlığın kurallarına göre değil, aklımıza fikrimize keyfimize göre yönetelim", "rahatça dinin kurallarını ihlal edelim", "gelsin hedonizm, grup seks" gibi saiklerle, yani motivasyonla uygulama bulmamıştır. bunların hepsi de bireyler ve toplumlar için hak olabilir bu arada, günümüz için laiklik tartışmasının parçasıdır ancak olayın tarihsel gelişimi içindeki temel itici güç bu değildir. ve tarihsel gelişimin anlaşılması laikliğin niye önemli, dini inançlar ve özgürlükler için de gerekli, ve dinin bir kötülük kaynağı değil fazilet kaynağı olarak varlığını devam ettirebilmesi için de gerekli olduğunu gösterecektir.

    temel unsur, endüstri devrimi, şehirleşme, büyüyen ekonomi içinde gücü artan tüccar, sanayici, sermaye veya üst düzey meslek sahibi sosyal sınıfın, eski tarımsal toplumların* hakim sınıfı olan ve esasen tarımsal üretimi ve askeriyeyi kontrol eden, monarşi (kral), asil kesim (toprak ağaları bunlar) ve kilisenin işbirliğine karşı çıkmasıdır. madem artık para ve üretim bizde diye ülke yönetiminde söz sahibi olmak isteyen bu sosyal sınıflar, eski rejimin varlığını ve itiraz edilemezliğini savunan, buna meşrulaştırıcı ideoloji sağlayan ve ensesi de gayet kalın* olan kilisenin otoritesine karşı çıktı, yani dine değil, papa'nın kardinalin, kral ve asiller lehine kendisini susturmasına. protestanlık da basitçe bu yeni dini anlayışın cevabı oldu.

    ikinci unsur ise dinin toplumun temel hukuk kaynağı olması halinde hangi dini anlayışa göre hukuk yapılacak tartışmasının herhangi bir ideoloji tartışmasına, fikir ayrılığına göre çok daha hızla iç savaş ve mezhep savaşına dönüşmesi. haçlı seferlerinin çoğunun avrupa içinde, mezhep savaşlarında yine hristiyan topluluklara yapıldığını ve bizim hemen dibimizdeki ısid'in infazlarını ana okulu eğlencesi haline getirecek sayısal çoklukta ve vahşetle iş gördüklerini farklı mezhepten hristiyanlara toplu katliam yaptıklarını bilmem biliyor musunuz? (bkz: gerçek hristiyanlık bu değil). suriye iç savaşında 3-4 şehirin siyasi otoritesi haline gelen şeriatçı radikallerin, yıktığı türbe, cami sayısına, değişik sebeple kendileri kadar radikal, selefi sayılabilecek, unsurları da en ufak anlaşmazlıkta nasıl katlettiklerine dikkat buyurunuz. (sünni/şii-nusayri katliamlarını demiyorum, ışid'in katlettiği el-kaideci, el-nusracı ve karşı intikam infazları işkencelerden bahsediyorum).

    bu durumda mesela 18. yy'da abd'de, bu yeni toplumun kurucusu olan bu sermaye sahibi üretici sınıflar, toplumun eşrafı ekabiri, demişler ki, "kardeşim, hepimiz hristiyanız, tekerimizin dönmesi, işlerimizin yürümesi için düzen istikrar bozulmasın, katolik, anglikan, protestan falan diye tartışma çıkmasın, kanunların yapılma şekli ortak akıl ve ortak faydaya dayansın, falanca kardinal tepemizde seni aforoz ederiz diye artizlik yapamasın, her kilise mezhep kendi cemaatinin parasıyla nasıl takılıyorsa özgürce takılsın" demişler. hatta non-secterian okullar diye bir kavram var, yani bazı okullar herhangi bir hristiyan mezhebine göre eğitim vermiyoruz gibisinden kendilerini tanımlıyorlar. bu demek ki katolik, vs dini okullar da abd'de var, halk ve kurucuları, abd bir cumhuriyet olarak kurulurken gayet dindar, hatta hala öyle, yani hristiyanlıktan kopalım da laik olalım diye değil; "avrupadan kaçtık geldik, din-mezhep tartışması yüzünden birbirimizi burada da doğramayalım" diye, tabiri caizse mezhepsiz bir hristiyan devlet kuralım demişler. o zaman her dini anlayışın, kilisenin bürokrasisinin, dini liderliğinin de doğrudan siyasi etkisi çok çok azalmış oluyor. siyaset ve devlet makinesinin bir parçası olmuyorlar artık.

    laiklik tarihsel olarak budur, insanların aynı dine inanması, aynı dine inansalar da aynı mezhep hatta aynı mezhep içinde aynı devlet yönetimi yorumunda uzlaşması zordur, bu uzlaşma olmadığında birbirlerini kafir ilan etmeleri ve devletin yönetimi konusunda fikir ayrılığı değil de dini inançlarının zıtlığı yüzünden düşman olmaktalar ve din, bu siyasi kavgada bir savaş aleti olmaktadır. yani türkiye'deki islami düzen talebindeki arkadaşların bir kısmını iran'a bir kısmını suudi arabistan'a, afganistan'a, ışid kontrolündeki bölgelere fikirlerini yaşamaları, görüşüp tartışmaları için yollasak sahip oldukları hafif farklı islami anlayış, mezhep farkı, ufak bir eleştiri vs. vs. yüzünden laik bir ülkedekine göre çok daha kötü muamele görüp madara olmaları çok muhtemeldir. tabi ki bu deney gerçekleşse diyecekleri (bkz: gerçek islam bu değil) gerçek islam benimkisi, bizimkisi, işte laiklik dini inancını önemseyen kişilerin grupların da bir şiddet sarmalına savrulmadan, "gerçek islamın ne olduğu tartışmasının sonucundan bağımsız", tamamı aynı dine inansa da, veya heterojen olsa da toplumun kavga etmeden, demokrasi çerçevesinde ortak akla ve ortak faydaya dayalı hukuk üretmesi demektir. bu hukuk dini kurallarla çakışabilir, hırsızlık hem dine hem de laik hukuka göre suçtur, ama cezası benim dini inancıma veya mezhebime göre olacak diye dinden gelen bir gereklilikte ısrarcı olmayacaksın.

    ayrı bir konu da şudur: din siyasi sistemin parçası olduğunda, dini anlayışın birliği olsa, belirli bir islami anlayış diğerlerini ezip hakim olsa bile o anlayışın liderliği için, söz söyleme makamında ben olacağım demek için çıkan kavgada da yine din alet ve bahane olacak. insanlar güç mücadelesi yaparken ben iktidar için savaşıyorum diye değil, "benim rakibim fasıktır, kafirdir onun ülkenin başına gelmemesi için cihad ediyorum" diye dini bahane edecekler. bu nedenle, belki de salt islamcılardan oluşan bir dünya için bile laiklik bir sistem gereksinimidir.
  • kelimelerle ifade edilemeyen siyasal olgu.

    (bkz: sinavlarda verilmis en kotu yanitlar/#1476075)