şükela:  tümü | bugün
  • montaigne'in en baba eserinin adidir... bu kitapta havadan sudan herşeyden bahsedilmiştir, tipki adi deneme olan bisürü diğer kitapta oldugu gibi...
  • deneme türünün -bildiğim kadarıyla- ilk örneği. montaigne tarafından 1572 ile 1579 tarihleri arasında yazılıp, 1580'de ilk baskısı yapılmıştır.

    ayrıca sabahattin eyüboğlu'nun çevirisini yaptığı baskılarda dört tane önsöz vardı; 1940, 1950, 1952, 1970 tarihlerinde yazılmış..
  • montaigne'in hayat tecrübelerini kendine has yorumu ve diğer filozofların söylediği sözleri kullanarak aktardığı eserin ölümle ilgili olan bölümü takdire $ayandır.
  • ortaokul yıllarında kompozisyon özürlü (gerçi kompozisyon sadece birisi, genel olarak derslerde başarısız) bir arkadaşımıza edebiyat öğretmenimizin kompozisyonunu iyileştirir diye tavsiye ettiği kitaptı.

    adam o kitabı okudu mu bilemedik, ama daha sonraki kompozisyon sınavından yine kırık alınca "hocam, monteynin denemelerini okudum hala kırık alıyorum ya!" dediydi.
  • montaigne'in yazdigi yillara gore gozleminin fena olmadigini ortaya cikaran, yanlis olmasina ragmen guzel olan dusuncelerini topladigi kitap.
    (bkz: kime gore neye gore)
  • kitabın arkasında şöyle yazar ; kendi ömrüne uyguladığı ' kendini tanı' düsturuna sizlerde hak verecek,bazı satırlarda kendinizi göreceksiniz.
  • montaigne's attempts olarak ingilizceye cevrildiginde cok komik bir hale gelen eser adi.
  • montaigne 'in bol bol latin yazarlarından yararlandığı eseri.

    bir manyaklık yapıp da, eserde bahsi ve ifadesi gecen yazarların tum sozlerini yazayım mı? yazayım tabi:
    -sözlerini yazayım da tam olsun-

    sağlıklı olmak ve yaşamak, işte benim bütün bilgim.
    persius

    ***

    kimse kendi içine girmeye çalışmaz
    persius

    ***

    yaşıyor ama bilmiyor yaşadığını
    ovidius

    ***

    gerçekten bizim olan hiçbir şey kalmamıştır, bizim / dediğimiz, sahte bir şeydir.
    marcus tullius cicero

    ***

    bana mesken olan toprak, sende savaş belirtileri var.
    savaşa hazırlanıyor bu sürüler, bu atlar.
    ama biz bunların sabana koşulduğunda gördük
    aynı boyundurukta yürüdüklerini de;
    barış umudumuz yok olmuş değil yine.
    vergilius

    ***

    böyle azgınlıkları vardır halkın;
    her ülke nefret eder komşusunun tanrılarından
    ve inanır gerçekliğine yalnız kendi tanrılarının.
    juvenalis

    ***

    gözleri doymuş olduğu için şaşmıyor kimse
    başının üstündeki ışık tapınaklarına.
    lucretius

    ***

    bugün birden gözlerimiz önüne gelseler
    varlıkları fışkırıverse karşımızda
    bizi en çok şaşırtacak onlar olur
    bütün bildiklerimize aykırı görünürler.
    lucretius

    ***

    böylece, bir ırmak büyük olmasın isterse
    daha büyüğünü bilmeyene büyük gelir.
    bir ağaç, bir insan da öyle. her şeyde,
    en büyük gördüğümüzü devleştiririz.
    lucretius

    ***

    gördüğümüz şeylerin yeniliği, büyüklüğünden çok şaşırtır ve nedenlerini aramaya iter bizi.
    cicero

    ***

    evinden dışarı adım atar atmaz gülmeye başlardı biri
    öteki ise ağlamaya başlardı.
    juvenalis

    ***

    ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar!
    gallus

    ***

    neyi özlemeyiz? neye yarar
    bunca zahmetle kazanılan para?
    nedir adaletin, insanların bizden beklediği?
    tanrı ne olmamızı istemiş bizim? neyiz?
    neyin peşinde koşuyoruz?
    persius

    ***

    erdemli olmayı göze al; bu yola gir;
    iyi yaşamayı sonraya bırakan; yolu üzerinde bir ırmağa
    rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer;
    ırmak hiç durmadan akıp gidecektir.
    horatius

    ***

    yaş ağır basınca bedenimiz üstüne
    aşınan çarklar zor döner olunca
    kafa sendeler, saçmalar, sayıklar.
    lucretius

    ***

    bir başkası da cansız insan bedenine dinlenme duygusu veriyor yeniden.
    ölünce nereye mi gideceksin? doğmayanların yanına.
    seneca

    ***

    mezar, ne rahat bir liman ki dinlensin orada, yaşamaktan yorulmuş insanın bedeni.
    ennius

    ***

    ey benimle bu kadar güç işler görmüş yiğitler, bugün, kederlerinizi şarapla gidin çünkü yarın engin denizlere açılacağız.
    horatius

    ***

    ruhların yerleştikleri beden yapısının niteliği pek nemlidir; çünkü birçok beden özelliği vardır ki ruhu keskinleştirir; birçoğu da vardır ki köreltir.
    cicero

    ***

    onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, hiçbir zevke kapılmamaya karar verdim.
    terentius

    ***

    mademki vakitsiz bir ölüm, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var?
    o gün ikimiz birden öldük.
    horatius

    ***

    çatışmadan tartışılmaz.
    cicero

    ***

    hiçbir devlet gücü hak veremez,
    dostluk bağlarının koparılmasına.
    ovidius

    ***

    çünkü yurt bütün ödevleri üstünde değildir
    ve yurttaşların yakınlarını sevmesi yurdun yararınadır.
    cicero

    ***

    kılıç kından çıkınca bütün duygular susmalı!
    karşı cephede babalarınızı da görseniz
    paralayın suratlarını yalın kılıcınızla
    lucanus

    ***

    tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman
    ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam.
    ennius

    ***

    bir tek neden göstermek yetmez; birkaçını vermeli, bir teki de doğru olsa.
    lucretius

    ***

    ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz.
    titus livius

    ***

    her şey öyle ayrı, öyle değişik ki
    kimine besin olan, kimine zehir
    insanın tükürdüğü bir değdi mi yılana
    ölür çok kez yılan, yer bitirir kendi kendini.
    lucretius

    ***

    o zaman lambalardan iki ışık çıkar,
    insan çift yüzlü, nesneler çift olur.
    lucretius

    ***

    öyle başardı hasta görünme sanatını ki gerçekten nekrise tutuldu caelius
    martialis

    ***

    ölümden ne kork, ne de ölümü iste
    martialis

    ***

    güreşçiler rakiplerine vururken, zırhlı yumruklarını savururken inler gibi bağırırlar; çünkü bağırmak sinirleri gerer ve vuruş daha kuvvetli olur.
    cicero

    ***

    bilge, iyi şeylerde bile bir ölçü gözetir.
    juvenalis

    ***

    ölüm karşına gelmiş,
    sen mezarını düşünecek yerde
    mermer yontturup evler yaptırmaktasın.
    horatius

    ***

    yaşadım, ve
    kaderin bana yürüttüğü yol bitti.
    vergilius

    ***

    zevkler insandan insana değişir.
    her şey her yaşa uygun düşmez.
    gallus

    ***

    hükümdarlarını kavuştukları en büyük nimet,
    halkın, hem dertlerini çekmesi hem de üstelik
    onları övmek zorunda olmasıdır.
    seneca

    ***

    erdem sadece bir söz onlar için
    ve kutsal orman sadece odun.
    horatius

    ***

    erdem ki saymaları gerekir, anlamasalar bile.
    tusculanes

    ***

    zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki
    çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar.
    lucretius

    ***

    mutluluk bile haddini aşarsa azap olur.
    seneca

    ***

    ağlamak da bir zevktir.
    ovidius

    ***

    kadehime eski falernum şarabı döken çocuk, daha acısından getir bana.
    catullus

    ***

    zıt fikirleri evire çevire zihinleri sersemleşmişti.
    titus livius

    ***

    bütün umudum kendimde.
    terentius

    ***

    her şeyi, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının
    lucretius

    ***

    bazı insanlar arasında ayrılıklar, sevgiye ve derece farkı vardır;
    ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür.
    her şey kendine göre gelişir ve hepsi sürdürür doğal düzenin ayrılıklarını.
    lucretius

    ***

    hafif bir tekne gibi
    azgın fırtınanın denizde bastırdığı.
    catullus

    ***

    vücut yaşın ağır yumruğu altında ezilince, makinenin yayları gevşeyince, akılda sendeliyor. dilimiz tutulmaya, zihnimiz karışmaya başlıyor.
    lucretius

    ***

    zaman değiştirir özünü her şeyin; bir durumdan başka bir durum çıkar hep; benzerlik kalmaz biçimden biçime; doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya.
    lucretius

    ***

    başkaları için yaşamayan kendi için de yaşayamaz.
    kendine dost olan
    bilin ki herkese de dosttur.
    seneca

    ***

    hazırım canımı vermeye
    dostlarım ve vatanım için.
    horatius

    ***

    coşkunluk sarpa sardırır işleri
    seneca

    ***

    acele gecikmedir.
    quintus

    ***

    çabukluk kendisini engeller.
    seneca

    ***

    görenlere kısacık göstermeler yeter. üst tarafını kendin bulabilirsin.
    lucretius

    ***

    söz bilmez sürüler, vahşi hayvanlar
    türlü bağrışmalarla anlatırlar
    duydukları korkuyu, acıyı ya da zevki
    lucretius

    ***

    kedi, köpeğin kızgın olduğunu bir çeşit havlamasından anlar,
    başka türlü bir havlaması ise hiç ürkütmez onu.
    karıncalardaki iş ortaklığından anlıyoruz ki sesi olmayan
    hayvanlar da hareketleriyle konuşup anlaşıyorlar.
    başka türlü değil çocukların da
    sesle anlatamadıklarını hareketle anlatmaları.
    lucretius

    ***

    ve susarak bile
    sözler, yalvarmalar vardır.
    tasco

    ***

    insandan insana, aman ne büyük ayrılık.
    terentius

    ***

    nasıl överiz hızlı bir atı
    meydanı çınlatır zafer bağrışmalarıyla
    yarışta kazandığı çelenklerle
    juvenalis

    ***

    olgun, kendine hakim, öylesine ki
    ne yoksulluk korkutur onu, ne ölüm, ne zindan;
    tutkulardan sıyrılmış, şerefli gözü tok;
    içine kapanmış, toparlanmış,
    yalın bir küre olmuş
    pürüzsüz, yuvarlanır bir başına,
    talihe tutamak vermeden, hiç yenilmeden.
    horatius

    ***

    insanın böylesi krallıklardan yüzlerce basamak yukarılardadır. o kendisi başlı başına bir imparatorluktur.
    bilge, kendi mutluluğunun ustasıdır.
    plautus

    ***

    böyle bir insanın hayattan isteyecek neyi kalır?
    görmüyor muyuz,
    nedir doğanın istediği bizden, illetsiz bir bedenden,
    varlığının güzel tadını çıkaran
    hiçbir şeyden korkmaz bir ruhtan başka?
    lucretius

    ***

    pırıl pırıldır çünkü altın üstünde iri zümrütlerle
    hep yeni kumaşlar vardır üstünde deniz yeşili
    zühre yıldızının öpüşüyle ıslanmış.
    lucretius

    ***

    kiminin içtendir mutluluğu, kiminin dıştan.
    seneca

    ***

    ne hazineler, ne rütbeler, ne cübbeler atabilir yüreklerden yıldızlı direkler altında uçuşan acı dertleri, kaygıları.
    horatius

    ***

    insanların içinde yatan korkular, kaygılar
    demir gümbürtüsünden, kılıçlardan yılmaz;
    krallar, büyükler arasında çekinmeden yaşar,
    altınla senli benli olur saygısızca.
    lucretius

    ***

    en üstün iyi üstünde anlaşılmıyorsunuz, bütün felsefede anlaşamıyorsunuz demektir.
    cicero

    ***

    hiçbir şeye şaşmamak işte budur, numacius, seni mutlu kılıp mutlu tutacak olan.
    horatius

    ***

    korku ve istekler ne zaman akılla geldi?
    bunca güvenle hangi hayali kurasın ki?
    sonunda pişman olmayasın..
    juvenalis

    ***

    biz bir kadın ve çocuklar isteriz, ama onlar
    bilir kadının ve çocukların ne olacağını.
    juvenalis

    ***

    şaşmış bu yeni belaya
    hem zengin olmuş hem fakir;
    kurtulmak istemiş,
    istemez olası bu hazineden.
    ovidius

    ***

    hata yapma korkusuyla suç işliyoruz.
    horatius

    ***

    işi daha bitmeden çıktı tezgahtan.
    ovidius

    ***

    yüksek mevkilerde sağduyuya az rastlanır.
    juvenalis

    ***

    bu dünya evini nasıl yürütür tanrı;
    ay nasıl yükselir, ufaldıkça ufalır;
    her ay nasıl bütünlenir dolunay;
    deniz üstünde niçin bu yeller,
    eurus'un getirdiği;
    nerden gelir bulutları yapan tükenmez su,
    buraya gelsin gün gelip yıkılacaksa dünya.
    propertius

    ***

    arayım, siz ki bilmek kaygısındasınız.
    lucianus

    ***

    kukla gibi, iplerimiz çekilip, oynatılıyoruz.
    horatius

    ***

    görmüyor muyuz
    bocalıyor insan, aranıyor hep,
    yer değiştiriyor,
    yükünü atmak ister gibi.
    lucretius

    ***

    insanların düşüncesi
    zeus'un onlara verdiği
    değişik gün ışıklarına benzer.
    cicero

    ***

    işini düzenlemek, ödevini gözetmek, ve doğaya uymak.
    lucianus

    ***

    insan kafası öyledir ki; kendisine karanlık gelene daha kolay inanır.
    tacitus

    ***

    olabilir desinler, ama olur demesinler.
    cicero

    ***

    karanlık ormanında algido'nun
    dalları baltayla budanan meşe gibi
    bu beladır, bu cefalar, bu zincirler
    yiğitliğine yiğitlik katar onun.
    horatius

    ***

    erdem yaşamaktan korkmakla değil, baba,
    belalara karşı koyup diretmekte
    yolundan dönmemektedir.
    seneca

    ***

    dünya yerle bir olsa, yiğitçe katlanır yıkılmasına
    horatius

    ***

    delilik değil midir, sorarım, size ölüm korkusundan ölmek?
    martialis

    ***

    ölüm korkusuyla insanlar
    bırakanlar yaşamaktan, ışıktan;
    atılırlar ölüme, ölümden korkmanın
    dertlerin kaynağı olduğunu unutarak.
    lucretius

    ***

    insan son gününü beklemeli her zaman
    mutlu dememeli ona ölmeden ve
    cenazesi kaldırılmadan.
    ovidius

    ***

    işte o zaman içten sözler dökülür yürekten
    maske düşer, yüz kalır ortada.
    lucretius

    ***

    insan yaşatarak yaşar birbirini
    ve hayat meşaesini, birbirine devreder koşucular gibi.
    lucretius

    ***

    bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz.
    seneca

    ***

    doğumla ölüm başlar; son günümüz ilkinin sonucudur.
    maniuus

    ***

    hayattan alacağınızı aldıysanız, doya doya da yaşadıysanız, güle güle gidin.
    niçin hayat sofrasından, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?
    niçin günlerine, yine sefalet yaşanacak,
    yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun
    lucretius

    ***

    insan kendini saran çemberin içinde döner durur.

    lucretius

    ***

    yıl hep kendi izleri üstünde dolanır.
    vergilius

    ***

    kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın,
    ölüm yine de ebedi olacaktır.
    lucretius

    ***

    zaten ben sizi öyle bir hale sokacağım ki, artık hiç acı hissetmeyeceksiniz.
    bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak,
    ölünüzün başucunda durup ağlamayacak?
    lucretius

    ***

    bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız,
    o zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi;
    varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz.
    lucretius

    ***

    hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir şeydir denebilirdi.
    ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken;
    sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.
    lucretius

    ***

    hiç kimse vaktinden önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden kalan zaman da,
    sizden önceki zaman gibi sizin değildir. ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.
    bizden önce geçmiş zamanları düşün. bizim için onlar yokmuş gibidir.
    lucretius

    ***

    her yerde ölüm var; tanrı bol bol veriyor onu;
    herkes herkesin hayatını alabilir, ama ölümü
    alınmaz kimseden. binlerce kapısı var ölümün.
    seneca

    ***

    ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir.
    horatius

    ***

    duymak düşünmekten daha az üzer bizi.
    quintilianus

    ***

    boşuna bilmek istiyorsunuz, ölümlüler,
    ölüm saatinizin ne zaman, ne yoldan geleceğini.
    propertius

    ***

    kaçınılmaz bir belaya birden katlanmak
    uzun süre korku azapları çekmekten iyidir.
    gallus

    ***

    filozofların bütün hayatı ölüm üstüne düşünmektedir.
    cicero

    ***

    fırtına nereye atsa beni orada bir yer vardır yaşanacak.
    horatius

    ***

    vaktinden önce dertlenmek gereğinden fazla dertlenmektir.
    seneca

    ***

    ne işimiz var o sevinç rüzgarları ortasında bu düşkün halimizle?
    görsün diy emi ateşli gençlik
    kahkahalarla gülerek
    bizim küflenen meşalemizi.
    horatius

    ***

    onlar ki kalkar dimdik genç organları toprağa yeni dikilmiş bir fidan gibi.
    horatius

    ***

    ne zaman, bir aslanı
    daha güçlü bir aslan öldürdü? hangi ormanda
    büyük domuz dişi küçük domuzu paraladı?
    juvenalis

    ***

    bir kavgadır kopar,
    iki bey arasında çok kez.
    o zaman seyredin,
    arı milletindeki azgınlığı.
    o coşkun, vızıltılı
    savaş hengamesini.
    juvenalis

    ***

    kimi yerde bir parıltı sarar gökleri
    ayak patırtıları yükselir her yandan
    dağlara çarpan bağrışmalar
    yankılanır yıldızlara doğru.
    lucretius

    ***

    paris'in aşkıymış derler
    hellenlerle barbarları savaşa sokan.
    horatius

    ***

    antonius glaphyra ile yattı diye benim de
    fluvia ile yatmam gerekirmiş,
    fluvia'ya göre.
    yatacak mıyım ben şimdi fluvia ile,
    manius'la da mı yatacağım gerekiyor diye?
    kendine gel!
    ya savaş, ya yatak diyor kadın.
    ne demek?
    canım mı daha değerli, erkekliğim mi?
    çalsın savaş boruları!
    martialis

    ***

    işte bu büyük ordu, o bin bir yüzlü, bin bir ayaklı ordu...
    likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlanır gibi
    sert orion, kış sularına gömüldüğü zaman,
    ya olgun yaz buğdayları gibi
    hermus'un, likya'nın sarışın ovalarında
    ürperiyor çiğnenen toprak,
    gümbürdüyor kalkanlar.
    vergilius

    ***

    o azgın yürekler, o korkunç cenkler,
    biraz toz atın durulur hepsi.
    vergilius

    ***

    çıkar için değil, yiğitlik şanı için.
    cicero

    ***

    ayrı ayrı bakınca değer vermediğimiz kimselere, bir araya geldikleri zaman değer vermekten daha büyük budalalık olur mu?
    cicero

    ***

    başarısızlıktan zarar görmeyen bir değer, hiçbir şeyin lekeleyemediği bir şerefle parlar; böyle bir değer halkın keyfiyle ne yükselir ne de alçalır.

    horatius

    ***

    yazgının insanlara bir lütfu da, namuslu işlerin aynı zamanda en yararlı işler olmasıdır.
    quintilianus

    ***

    kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm.

    ovidius

    ***

    bütün bunlar tanrılıktan ne kadar uzak, tanrıların dünyasına ne kadar aykırı.
    lucretius

    ***

    tanrıların yüzlerini, yaşlarını elbiselerini, süslerini biliyoruz; soylarıyla, evlenmeleriyle, akrabalarıyla hep biz aciz insanlara benzetilmişlerdir: onların ruhları da aynı yanlış yollara sapmaktadır, tanrıların da tutkularından, kederlerinden, hiddetlerinden söz edilmektedir.
    cicero

    ***

    bizim ahlak ve törelerimizi, bizim toprağa bağlı, göklerden mahrum ruhlarımızı tapınaklara sokmaya ne gerek var?
    persius

    ***

    değişmez, dağılmak; yok olmaktır. parçalar oynar yerinden, bozulur düzenleri.

    lucretius

    ***

    biz öldükten sonra zaman bütün bedenimizi yeniden toplasa; ona bugünkü düzenini geri verse, yeniden hayat ışığına çağrılsak, bütün bunların bizimle hiç ilgisi olmazdı, çünkü bellek ipliği bir kez kopmuş olurdu.

    lucretius

    ***

    hayatın sana erdiği yerde her şey amaşsız olarak ve duygulara dokunmadan yaşar.
    lucretius

    ***

    bütün bunların hiç ilişkisi yok bizimle, çünkü biz ruhla beden bir aradayken varız ancak.
    lucretius

    ***

    göz, kökleri kopup bedenden ayrılıp, kendi başına kalınca artık hiçbir şey göremez.
    lucretius

    ***

    ruh başıboş kalınca türlü hayaller kuruyor.
    lucianus

    ***

    güzel ne, kötü ne, yararlı ne, zararlı ne,
    bunları o daha iyi söyledi chrysippos'tan, crantor'dan.
    horatius

    ***

    ondan, o tükenmez kaynaktan gelir, permessos'un kutsal suları şairlere.
    ovidius

    ***

    kalın musa'ların yoldaşlarına. onalrdandır yıldızlara yükselen homeros da.
    lucretius

    ***

    bu cömert kaynağı sonrakiler akıttılar bütün kendi şiirlerine; bir ırmak bir sürü dereciğe bölündü, bir insanın mirasıyla beslenerek.
    manilius

    ***

    önüne çıkan tepelerde ne varsa yıkarak, geçtiği her yerin altını üstüne getirerek.
    lucianus

    ***

    tıpkı, venüs'ün sevdiği sabah yıldızının
    deniz sularında yıkanmış temiz yüzünü gösterince
    karanlıkları dağıtması gibi.
    vergilius

    ***

    bir varlık biçim ve nitelik değiştirdi mi
    o anda yok olur, biraz önce var olan.
    lucretius

    ***

    içimizdeki gizli bir kırbaç taşıyan o cellat.
    juvenalis

    ***

    çünkü çokları uykularında, sayıklamalarındaz
    suçlamışlar kendi kendilerini,
    gizli kalmış cinayetleri çıkmış ortaya.
    lucretius

    ***

    "kötüler hiçbir yerde saklanamaz." der epikuros; "çünkü vicdan kendi kişiliklerini buldurur onlara."
    ilk ceza odur ki, hiçbir suçlu kendi yargıçlığından kurtulamaz.
    juvenalis

    ***

    kendi üstüne bildiklerine göre ruhumuz
    umut ya da korku duyar yaptıklarından.
    ovidius

    ***

    acı, masuma da yalan söyletir.
    publius syrus

    ***

    çamur yumuşak ve ıslak; çabuk, çabuk olalım. durmadan dönen çark biçim versin ona.
    persius

    ***

    dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,
    o engin denizlerin ötesindeki yerler değil.
    horatius

    ***

    kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku ülke değiştirsek de bizi bırakmaz.
    ve kader, atımızın terkisine binip bizimle gelir.
    horatius

    ***

    öldürücü yara bağrımızda kalır.
    vergilius

    ***

    neden başka güneş, başka toprak ararsın? vatanından kaçmakla kendinden kaçabilirsiniz?
    horatius

    ***

    kırdım diyorsun zincirlerini;
    evet, köpek de çeker koparır zincirini,
    kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak.
    persius

    ***

    gittiğimiz yere zincirlerimizi de götürürüz kendimizle birlikte. tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; durup bakarız bırakıp gittiğimizde; onunla dolu kalır düşlerimiz.
    içi arınmamışsa, neler bekler insanı, kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna! tutkuları içinde ne kemirici kaygılar, ne korkular içinde kıvranır insan! ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet, öfke, gevşeklik ve tembellik!
    lucretius

    ***

    ruhun derdi kendi içinde ve kaçamaz kendi kendinden.
    horatius

    ***

    ıssız yerlerde kendin için bir evren ol.
    tibullus

    ***

    vah, vah! nasıl olur da insan bir şeyi kendinden daha çok sevmeye kalkar?
    terentius

    ***

    bundan geliyordu o ölüm oyunları, o çılgınlık
    o kanla beslenen zevk.
    purdentius

    ***

    zafer, zafer değildir,
    yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe.
    claudianus

    ***

    tek kollu da kalsam,
    kötürüm, damlalı da olsam,
    sökülse de bütün dişlerim
    ne mutlu bana yaşıyorsam.
    maecenas

    ***

    yitirme acısıyla yitirme korkusu aynı kapıya çıkar.
    seneca

    ***

    danae'yi tunçtan kuleye koymasalardı
    jupiter'den hiç gebe kalmazdı danae.
    ovidius

    ***

    her şeyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar.
    seneca

    ***

    ya o baygınlık, o sessizlik,
    ya o derinden gelen gizli ahlar.
    horatius

    ***

    arzuyla sarıldıklarının canı yanar;
    dişleri ısırır çok kez nazik dudakları.
    gizli dürtüler incitmeye iter onları
    her tuttuklarını; azgınlıkları artar böylece.
    lucretius

    ***

    her şeyde olduğu gibi okuma çabasında da ölçüyü aşıyoruz.
    seneca

    kaynak: http://www.latince.net/
  • çok çok yakın arkadaşımın "al oku da adam ol" diyerek elime tutuşturduğu ve finaller sonrası boşalan zihnimi sömestırda dolduracak olan montaigne'e ait eser.

    edit : okumadim, okumayacagim. sevmem ki kitap okumayi zaten.
  • ortaogretim sirasinda zorla okutulmasi ve capsiz ders* kitabinin icine sikistirilmasi haksizlik olan, ölümsüz sayilabilecek bir eser. kendi ustunden insanligi tanimak gibi zor bir misyon ustlenmis, denemis kimi yerde yanilmis ama genellikle hakli cikmistir.