şükela:  tümü | bugün
  • pek bir becerikli ingiliz film yonetmeni.politik mevzulara da selam caktigi filmlerinde genelde siradan ingilizlerin yasamlarini i$lemesine ragmen bir naked olsun, bir topsy turvy olsun kendi cizgisinin disina da pekala cikar.
    (bkz: naked)
    (bkz: secrets and lies)
    (bkz: topsy turvy)
    (bkz: life is sweet)
  • secrets and lies adli enfes aile dramasi, 1996'da cannes'da altin palmiye odulunu almisti.
  • gun itibariyle sahsen tanisma ve hatta sohbet etme serefini elde ettigim usta ingiliz yonetmen. yeni filmi geldi geliyor...
    (bkz: vera drake)
  • birkac yıl tiyatro yonetmenligi yaptıgı filmlerinde yer yer hissedilen yonetmen. yine de oyuncu yonetimi konusunda ondan iyisi oldugunu dusunmuyorum.
  • ingiltereden çıkıp ingiliz kalabilen nadir yönetmenlerden.
    son zamanlarda yaşladığından olsa gerek naked ve career girls gibi filmler yapmayı bırakıp, all or nothing ve vera drake gibi daha ağır başlı filmler yapmaya başladı ama arada yine happy go lucky'ler patlatıp bizi memnun etmeyi de unutmuyor. son filmi another year.
  • basit ve gereksiz filmler çekerek şöhret olan vasat yönetmen. iyi bir yönetmen olsaydı emret komutanım şah mat, keloğlan karaprense karşı ayarında filmler çekerdi.
  • naked adlı bir şaheserin yönetmenidir. sırf bu nedenle çağımızın en iyi yönetmenlerinden biridir.
  • daha once hic mike leigh filmi izlemediniz mi? keske sizin yerinizde olsaydim.

    bir zaman once, bana ufak biri "brothers in arms"i gondermisti. benim daha once o sarkiyi hic dinlemedigimi ogrenince de "keske senin yerinde olsaydim" demisti, "bu sarkiyi hic dinlememiscesine dinlemenin keyfine tekrar varabilseydim".

    leigh filmlerinin cogunu birden fazla kez izlemis biri olarak ben de sizi kiskaniyorum iste. keske yerinizde olsam ve tum leigh filmlerini ilk kez ve ardarda izlemenin tadina bir daha bakabilsem.

    onun filmlerde gercegi ve yalnizca gercegi bulacaksiniz. siradan insanlarin, siradan hayatlarini, siradan durumlarla anlatacak size; siz ise bir siradanliktan nasil olup da boylesine etkilenebildiginize sasiracaksiniz.

    kisa bir sureligine turkiye'ye dondugumde izlemistim happy-go-lucky'yi. ailemin evinde, eski odam ve yatagimdaydim. film oylesine gercekciydi ki, bittiginde yatagimda dogrulurken kendimi cok kisa da olsa bir sureligine ingiltere'deki odamda sanmistim.

    britanya'ya ilk geldigimde, grown-ups'taki dick ve mandy gibi bir sure canterbury'de yasamistim. canterbury'den, happy-go-lucky'deki poppy'ye fiziksel olarak inanilmaz benzeyen, poppy gibi genc bir ilkokul ogretmeni, hayata ve herkese pozitif yaklasan, okuldan sonra dans kurslarina giden, ve hatta yine poppy gibi sirtini agritan biriyle birlikte olmak icin ayrildim. yine ayni kisiyle nuts in may'deki candice marie ve keith gibi kampa, dorset'teki diger dogal guzellikleri gormeye gittim. sonra, biz poppy ile ayrildik, ben kendime another year'daki tom ve gerri'ye gorunumleri itibariyle cok benzeyen, cocuklari evden ayrilmis, bununla kalmayip onlar gibi cevreci, onlar gibi birlikte mutlu yaslanmakta olan bir ciftin evinde bir oda buldum. burada yasadigim sure boyunca gittigim her supermarkette en az bir tane penny (all or nothing) gibi ortayasli, bikkin, cokmus bir kasiyere rastladim.

    filmlerinin bu denli gercekci ve gunluk hayatin icinden olmasinin elbetteki onemli sebeplerinden biri mike leigh'in sinemaya yaklasimi. ancak, kullandigi kandine has teknigin de bu gerceklcilikteki payi yadsinamaz. mike leigh, filmlerine sadece aklindaki kaba taslak bir fikir ile basliyor. misal secrets & lies'a baslarken, "evlat edinme hakkinda bir film cekmek istiyorum" fikrinden baska hicbir sey yoktu(r) elinde. sonra oyunculari belirler - ki filmlerinde ayni oyuncular ile cok sik karsilasirsiniz. bu oyuncular ile yaklasik 6 ay boyunca bir araya gelip birlikte karakterleri olustururlar. hatta oyuncular, kendi karakterlerinin giysilerini, evlerini, esyalarini bile kendileri secerler. o karakterler oyuncularda vucut bulur ve yasamaya baslarlar. kendi aralarinda iletisim kurarlar. hala ortada bir metin yoktur. leigh yonetmen kelimesinin tam anlamiyla vucut bulmus halidir bu esnada; karakterleri izler ve onlara ortaya cikmaya baslayan hikaye icinde yon verir.

    bazi filmlerinin cekilmeye baslandiginda nasil devam edecegi ya da bitecegi bile belli degildir. cunku karakterler gercekten yasiyordur, hayat film cekilirken de devam ediyordur. yine buna bagli olarak leigh filmleri belirli bir sonla bitmeyebilir. film sona erince elbette oyuncular karakterlerini bir kenara birakiyorlar ancak o karakterlerin de bir hayati var, leigh filmleri o hayatlarin sadece bir kesimini bize izlettirdiginin farkindadir.

    leigh filmlerinin gercek hayattan bir kesit olmasinin bir sonucu da, filmlerin insanlar uzerinde karmasik, farkli, celisen izlenimler birakmasidir. onun filmlerinden birini izledikten sonra hicbir sey acikliga kavusmaz, her sey daha karmasik olur. zaten leigh'in istedigi de budur; "i hope you have a great deal of doubt about what i'm trying to say to you when you see one of my films. i hope that you never walk out of one of my films with a very clear notion of what i'm saying, because i want you to have a lot of things to argue and ponder about".

    leigh, metni olmayan filmler cektigi ve unlu aktorlerle calismadigi icin asla istedigi kadar butce bulamadigini soyluyor. gerci, kendi de ekliyor ki, bir metin olsa da pek farketmezdi. filmlerinden birinin bile konusu dile getirildigine kulaga ilginc gelmeyecektir. ote yandan, bana kalirsa, unlu aktorlerle calismak istese bile bu pek mumkun olmayabilirdi. hangi unlu aktor, cekimler baslamadan once alti ayini sadece diger aktorlerle konusarak harcardi ki?

    yine de leigh sikayet etmedigini ekliyor. sayisi yirmiye yaklasan filmlerini cekebildigi icin mutlu ve sansli oldugunu belirtiyor. umarim kariyerinin bundan sonraki kisminda istedigi butceleri bulur ve omrunun sonuna kadar film cekmeye devam eder.
  • çok iyi bir yönetmen tamam da ben başka bir şey diyeceğim şimdi. bu adamın tipi çok sevimli. böyle saçma bir tipi var, tıpkı karikatürlerdeki gibi. kafası gözlerinin hizasında daralıyor sonra yukarı doğru tekrar genişliyor. ama yine de çok sevimli. dedem falan olsaydı keşke. hatta scrubs'ın bir bölümde the janitor çocuk yapmak istemediğinden ama yaşlı bir adamı evlatlık edinmek istediğinden bahsediyordu. aynısını bu adama yapabilirim. baksana şuna. ^^