şükela:  tümü | bugün
  • sene 2010 ankara'da öğrenciliğimin 3. yılı, pederle aramız açık uzun zamandır para göndermiyor, öğrenim kredisi ve geçici işlerle geçinmeye çalışıyorum. arkadaşla evi taşıdık daha doğrusu ben taşıdım o şehir dışında yazlık bir işte çalıştığı için gelemedi. deli gibi parasız kaldım yeni evde, ekmek alacak para yok anasını satayım. para isteyecek kimsem de neredeyse yok, sorduklarım da yok diyor. o parasızlığın ilk günü akşam sokağa çıktım çevrede meyve ağaçları vardı ama tek bulabildiğim biraz dut oldu onu yedim. utandığım için kimse görmesin diye akşam çıkmıştım avcı toplayıcılığa. sonrasında ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum, açlık ve parasızlık sık sık tekrar etti ama o hafta yaşadığım açlık en az 2-3 gün sürmüştü, demek ki bilinçaltım bile hatırlamak istemiyor detayları. allah kimseyi açlıkla sınamasın.
  • cebimde para bitmiş farkında değilim . dersten çıktım akşam 5 gibi.kıs mevsimi erzurum’dayim lapa lapa kar yağıyor . abimi aradım gelip beni almadı :( . arkadaştan borç para da istemeye çekindim . üniversiteden merkeze 20 dk karda bata çıka yürüdüm.
  • üniversite yıllarımda 3 gün aç yatmıştım. gerçekten açlıktan yataktan çıkamamış okula gidememiştim. üçüncü günün akşamında sevgilim durumu anlayıp evinde yemek yedirmişti. nasıl utanmıştım. buradan şırnaklı güzel kıza selam olsun. hep aklımda kalacaksın.
  • başlığı düzeltmenizi tavsiye ederim.

    öğrenci için her gün yoksulluk anıları ile başlar ve biter.

    öğrencilikte yaşanan unutulmaz bolluk ve refah anıları olursa daha izole cevaplar alabiliriz.

    saygılarımla..
  • ön edit: küfür içerir

    anasını avradını sikeyim ben garibanlığın! anlatmaya dilim varmıyor amk. 8 yaşından itibaren başkasının işinde patates sulamak ve toplamakla geçirmiştim. lise zamanı mı? yazları sanayide çalışırdım.
    1 milyon(1tl) ile 5 gün geçer mi amk. ki olmadığı zamanlar çok oldu. lise yıllarım, simit 200.000? (0.20tl) idi ekmek 0.15 tl idi ama bugün bir simite 1,5 tl verdiğimizi düşünelim bugün bir haftada 7,5 tl eder. doğuştan zengin bir ailede doğmayı çok istemiştim. o gün 5 milyon ile bir oyuncak kamyon alınabiliyordu sanırım. margarin kutusunun içinden çivi geçirip uçlarına kola kapaklarını saplayarak vagona benzer bir şey yapardık akşama kadar toprakta oynar sonra bir de dayak yerdik aq. çocuk ne yapacak lan oyun oynayacak üzerini kirletecek. ayrıca bildiğin köy hayatı yani sanki los angeles’ta yaşıyoruz aq.

    edit: çok var arkadaşlar hangi birini sayayım. oldum olası garibandık aq. üniversitedeyken okulun kazan dairesinin boşaltıldığı yerden kaloriferde yanmamış kömürleri toplar yakardım aq. bir saat bile sıcak tutmazdı zaten sobada yanmıyordu aq kömürü. hayır o değil okulda tanınan da biriydim. ellerimi tırmık gibi yapar aşağı doğru büyük kütlede olanları indirirdim, siyah olanlar tam yanmamış olanlardı. kızlar camdan seyrederdi psikolojiyi düşün. sanki dışarda iş makinesi çalışıyor onu izliyorlar imdb 7.1 aq. sınıftakiler senin nasıl sevgilin yok diyorlardı ve hiç de sevgilim olmamıştı.

    eve çok yakın deniz vardı; denize çok yakın ırmak vardı. karadeniz bölgesinde olduğu için ırmak kışın gürül gürül akar; tomruk, ağaç, çalı çırpı ne varsa denize döker; deniz de kusardı onları sahile. deniz sakinleşince sahilden odun toplardım. odun alacak para da yoktu aq. kışın memlekete gitmek yerine hurdacıda çalışırdım. suat abi vardı hurdacı, memleketi niğde adamın dibiydi iş olmasa bile çağırırdı beni.

    sömestr bitince yine okul başlar sabah 05:30 gibi börekçiye gider, 08:30 olunca bisikletle derse giderdim. 11:45 gibi dersten çıkardım dönercide çalışırdım.
    13:15 gibi derse geri giderdim. öğretim görevlileri beni tanıyordu zaten pek ses etmezlerdi.
    saat 17:00 gibi dersim biterdi eve gider bir şeyler yerdim sonra büyük bir marka olan beyaz eşya servis ve satıcısı arardı beni. işte buzdolabı çamaşır makinesi ne bileyim vb. günde 3 iş artı üniversite düşün. 22:00 gibi yat sabah yine iş. hafta sonu üniversiteye gitmediğim günleri tatil sayardım ama işe yine gidiyorum.
    bir keresinde tuğlalı soba denen zamazingoyu bileniniz vardır ondan sipariş etmiş müşteri.

    ben 75 kiloyum soba 85 kilo. 5. kata çıkartmam gerekiyor, o merdivenleri x eksenine doğru kısa yapıp y eksenine doğru uzun yapan müteahhitin elinin ayarını sikeyim iflahım sikilmişti. abi çok zor, adam yardım etse daha fazla yoruluyorum. tek başıma çıkarttım ve yere koyacağım, halim kalmadı. zaten son bir iki merdivende slow motion şeklinde çıkarken “anasını avradını gelmişini geçmişini sikeyim bu garibanlığın” sözlerini orada demiştim. üniversite hayatım boyunca ailemden toplamda 1400 tl istemiştim. onlarda da olmadığını bildiğim için istemeye dilim varmamıştı.

    tatillerinde ise maraş dondurmacısında 6m*’lik tahta bir klubede çalışarak geçirmiştim.

    edit 2: ee şimdi ne yapıyorsun diyenler olmuş, ben çocukluğumda bir şey farketmiştim; istediğim şeyi kendim üretebiliyordum. annem bunu farketmiyor olacak ki yine evin etrafının anasını sikmişsin der gibi döverdi:))

    bana kepçe mi lazımdı, oturur yapardım tahtadan falan. daha 9 yaşlarımdaydım traktör yapmıştım direksiyonu falan vardı bayağı, römorku pulluğu ne bileyim bilimum tarım aletleri lazımdı. yaptım ve hepsi çalışıyordu.

    yazları sanayiye gidiyorum demiştim hani, orada tarım makineleri yapan bir yerde çalışıyordum. tornayı öğrendim kaynağı öğrendim. zaten kaynağı aşırı merak ediyordum. iki tane çok sert madde var bir şeyler yapıyorsun ikisi yapışıyor ve çok ağır şeyler taşıyor diye söyleniyordum. çalıştığım yer kapadokya bölgesinde soğuk hava depolarını kazmakta kullanılan köstebek makinelerinin ucundaki elmasların bağlı olduğu topu da yapıyordu. ustam çok zeki biriydi ve hala görüşüyoruz.

    “hadi hayalini anlat artık aq” diyenler bir sakin olun aq anlatıyorum.

    çocukken üç hayalim vardı “devlet benden bir makine istesin ben de işçilerimle beraber onu icat edeyim” bu zaten şimdi yaptığım iş. iki tane daha vardı onları da gerçekleştirdim.
    ben hep o meraklı çocuk oldum, 27 yaşıma geldim hala ilk defa gördüğüm makineleri incelerim nasıl çalıştığına bakarım çalışma mantığını çözmeye çalışırım.

    özel şirketlerin 2.3 milyon’a yapacağı işi 250 bin tl’ye kendim açıyorum autocad’i çiziyorum( daha 9-10 yaşlarımda teknik resim bilmezken kesitini parçaya bakıp görebiliyordum) gereken parçaları zaten çalıştığım yerde kestiriyorum gerekenleri yapırıyorum ve işi yapıyorum, ayrıca bir şey istemiyorum ben buradan maaş alıyorum zaten. özel şirketin beni harcamasından korkmuyor değilim. ama kazanılan para bana gelmiyor sonuçta devletin parası. benim anlatmam bitmez ben kaçtım.
  • bunalımda olduğum bir dönemde 5-6 gün boyunca öğrenci yurdu odamdan dışarıya çıkmamıştım.
  • parasızlıktan ötürü o zamanlar* plastik küçük poşetler halinde satılan sigaralardan almıştım kalan son 2 liramla.* içtiğim en kötü sigaralardan birisiydi.

    üniversite yıllarımda parasızlıktan ötürü düştüğüm en kötü durum buydu galiba. ya da unutmuşum daha kötülerini.*
  • mürsel amca, üniversite okurken oturduğumuz evdeki karşı komşumuzdu.
    kurban bayramında kurbanlıklarını kestiler ve dolaplarında yer olmadığı için bizim buzluk kısmını kullanabilir miyiz diye sordular.(nasıl olsa boştur dediler herhalde ak) tabi ki dedik neyse baya tıka basa doldurdular.dolaplarında yer açılmış olacak ki bir süre sonra gelip etlerini geri aldılar.

    adettendir diyerek bize de bir parça verir herhalde diye düşünüyoruz tabi o zaman.hele dolabını kullandığın öğrenci kardeşlerine kesin verir falan diyoruz.vermedi orospu çocuğu.bu da böyle bir anımdır.
  • ankara’da öğrenciydim üniversitedeyken. yurtta kalıyordum. ailemin durumu yoktu. burs ve öğrenim kredisi paralarıyla geçiniyordum. aslında bol zamanlarımda kendime kadar harcasam hayli hayli yeter, hatta biriktirirdim bile belki ama, o burs bana çıkmış olsa da, burs parasına nail olamamış, benim gibi gariban arkadaşlarımla paylaşıp yerdim. kardeşim yok, onlar kardeşim gibi olmuştu. o kadar çok severdim ki, herkes dönem bitiminde koşa koşa evine giderken, ben son güne kadar beklerdim, evde huzur bulamamamın da buna etkisi yadsınamaz tabi.

    yine böyle bir dönem sonu, herkes evine gitmiş, odada tek başımayım. o gün akşam otobüsle dönücem ben de mecbur. çok az param kalmış ama bir öğüne yetecek bi para değil. otobüste kek mek verirler diye düşünüyorum. giden eşşek sıpaları canlarım da darmadağın bırakmış gitmiş. odayı toplarken masada kağıt tomarlarının altında ne göreyim: bir adet 80gr ton balığı! hemen son paramla kantinden yarım ekmek alıp, arasına koydum. dünyalar benim oldu:)