şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • öğrenilmediğinde ufkun daralmasını önleyen şeyler
  • 22 ağustos 2012'de mars'ta yürümeye başlayan curiosity rover'ın tekerlerinin bıraktığı izlerin mors kodu ile, tasarım ve üretiminin yapıldığı jpl ismini yazması
    curiosity rover'ın tekerleri ve mors işareti
    bu işaretlerin neden yapıldığını açıklayan güzel bir yazı - nasa
  • insanların hayatını kurtaran antibiyotiğin yani penisilinin bir tesadüf eseri bulunması.

    1928 yılında, londra’nın st. mary’s hastanesi’nde çalışmalarını sürdüren prof. aıexander fleming, tıp tarihinde devrim yaratan ilk antibiyotiği, yani “penisilin”i bir rastlantı sonucu buldu. alexander fleming araştırma yapmak için bakteri üretiyordu. fleming tatildeyken deneylerinden biri küflendi. geri döndüğünde “penicillium” adlı bir küfün bakterileri öldürdüğünü fark etti. yaklaşık on yıl sonra, içinde avustralyalı howard florey ve alman ernst chain’in de bulunduğu bilim insanları ekibi, bu küfün bakterilerin neden olduğu ciddi enfeksiyonları iyileştirebildiğini kanıtladı.
  • evrimsel gelişiminde dişler, kıllar ve salgı bezleri origami gibi derinin katlanmasıyla oluşmuş yapılardır.
  • bugün dünyanın en çok satan lüks otomobil markası bmw'dir
    bmw'nin sahibi ise quandt ailesidir. bu aile almanya'nın en zengin ailesidir. sadece aile üyeleri bile en zenginler listesinde en üstte ve birbiri ardına sıralanıyor.

    quandt ailesinin ise oldukça ilginç bir hikayesi var;
    quandt ailesinin üvey annaneleri magda goebbels'dir. nazi almanya'sının propaganda bakanı joseph goebbels'in karısıdır. aynı zamanda adolf hitler'le dost hayatı yaşamıştır. yani nazi almanya'sının gayri resmi first leydisi dersek yanılmış olmayız.
    alman halkına ideal aile, ideal kadın olarak sunulmuş ve propaganda yapılmıştır. yani evlilikleri bir nevi evcilik oyunu gibidir.

    rus ordusu berlin'e girince magda 6 çocuğunu siyanür içirerek öldürmüş, sonrasında joseph goebbels tarafından silahla başından vurulmuş ardından da joseph kendi başına sıkıp intihar etmiştir.
    der untergang (çöküş) filmini seyredenler bu sahneyi hatırlar.

    magda ve çocuklarıyla video
    magda, joseph, harald ve çocuklar bir arada
    nasıl kıydın bu çocuklara
    +18 intihardan sonra hassas içerik +18

    magda goebbels'in joseph'ten önceki eşi günther quandt'tır. bu evlilikten ise harald quandt dünyaya gelmiştir. magda çocukalarını zehirlerken harald'da aynı binadaydı ve üvey kardeşlerinin zehirlenmesine tanıklık etmiştir.

    günther ile magda boşandıktan sonra günther, antonie ile evlenmiş ve bu evlilikten helbert quandt dünyaya gelmiştir. harald quandt uçak kazasında öldükten sonra bmw helbert quandt ve onun çocuklarına kalmıştır.
    (bkz: stefan quandt), (bkz: johanna quandt), (bkz: susanne klatten)

    anlayacağınız bmw'nin böyle oldukça ilginç bir hikayesi var.

    edit: filimden spoiler verdiğim gerekçesiyle özelden sitem edenler olmuş. olay flim hikayesi değil bundan 73 yıl önce yaşanmış tarihi bir gerçek. az çok 2. dünya savaşı tarihi veya nazi almanyasını araştırmış biri bu olayı bilir. bu yüzden spoiler olmayacağını düşünüyorum.

    edit2: görseller eklendi.
  • erkin koray’ın 1975 yılında çıkardığı şarkısı estarabim, bu röportajında erkin koray anlamını hafiften ima etse dahi gerçeği söylemekten çekinir, röportajın 2:01 ‘inde bu imayı görebilirsiniz.

    peki ne demek bu "estarabim" ?

    jargon'da, turnike, ortamdaki genclerin birarada iken yaktıkları tek ya da iki sigarayı* elden ele dolaştırarak içmeleridir. işte böyle bir turnikede dönen iki sigara* aynı anda tek kişiye gelirse o kişi turnike de pişti olmuş olur.

    estarabim bu pişti olma halidir.

    peki kelimenin kökeni nedir ? etimoloji üzerinden bakalım;

    "ez" farsça da ben anlamına gelir. "tarab" arapça kökenli olup eski dilde yani osmanlıca da sevinç, neşe ya da şenlik anlamına gelir. -ım eki ise türkçeleştiren bir ektir.

    yani turnike esnasında aynı anda kendisine iki sigara* denk gelen kişi estarabim diye seslenirken aslında şöyle seslenir;

    neşelendim !

    dipnot: bir yazar arkadaş bilgilendirdi, kürtçe;

    “ez tera bim” yani “ben seninle olayım” demekmiş.

    edit: imla / ekleme - çıkarma.
  • game of thorones'teki ünlü kefaret yürüyüşünün tarihteki gerçek bir olaydan esinlenmiş olmasıdır.

    ingiltere kralı 4. edward'ın çok sayıdaki metresinden biri olan jane shore (londra gülü adı ile de tanınmaktadır) 15. ve 16. yüzyıllarda yaşamış bir kadındır. zengin bir aileden gelmiş ve iyi eğitim almıştır. güzel ve zeki bir kadın olan jane gençken babası tarafından kendisinde 15 yaş büyük bir adamla evlendirilir. ancak kocasının iktidarsız olmasını ve iyi bir baba olmadığı öne sürerek 1476 yılında evliliğini papa 4. sixtus'a iptal ettirmiştir.

    aynı yılın sonunda kral ile tanışmış ve metresi olmuştur. edward çok çapkın olarak bilinmesine rağmen ölene kadar yanında kalmıştır.

    1483'te kral edward ölünce jane, bu sefer ölen kralın üvey oğlu thomas ile ilişki kurmuştur. bu ilişki sayesinde saraydaki güçlü aileler ile ittifak kurmuştur. edward'ın küçük kardeşi 3. richard ise bu durumdan rahatsızdı. jane'i önce büyücülükle suçlamasına rağmen, bu suçtan mahkum edilmesi için yeterli kanıt yoktu ve sonra jane cinsel ahlaksızlık veya fuhuş suçlamasıyla suçlandı.

    jane, uzun bir elbise olan bir kirtle (fistan) ve ellerinde bir koniklikten başka hiçbir şey giymeden şehirde dolaşmaya zorlandı. ona halktan bazı kimseler bir şeyler fırlattı. ancak bu travmatik olay sırasında kendisine fiziksel zarar gelmedi. yürüyüşten sonra hapishaneye yollandı. ancak kraliyet avukatlarında biri ile evlenerek hapishaneden çıkmayı başardı ve 82 yaşına kadar yaşadı.

    kaynak
    kaynak
  • iktisatta marjinal fayda kavramı. hatta iktisadi kavramların birçoğu
  • 2013 yılının güneşli bir yaz gününde, amerikalı sevgilim ile beraber malezya’dayız. yemekler desen aşırı derecede iğrenç o yüzden aç aç tatilimi yapıyorum. neyse edendim botanik bahçesinde turlarken fıstık satan bir adama denk geldim. lan dedim hadi gene iyisin dört ayak üstüne düştün ver dedim ordan bir paket fıstık. adamda bunlar sizin için değil deyince kim için dedim, bebek maymunları duyunca iki paket alıp diğerini sevgilime verdim.

    biz böyle pet shopa gitmiş liseli kızlar gibi elimizde fıstıklar yürüyoruz. az sonra yolun ilerisinde bebek bir maymun belirdi. biz bebeye fıstık atmak için hazırlanırken iri yapılı hızlı bir maymun sevgilimin üzerine atlayıp elindeki fıstık torbasını aldı. olayın şokunu atlatıp kıza baktığımda elinin kanadığını, baya bir korktuğunu gördüm. bir an duraksadık, konuşmadık ve birbirimize baktık, tam o esnada adrenalinin vücudumda deniz gibi çekildiğini hissetmeye başladım, korkum birden ansızın nefrete dönüştü. her ne kadar doğaya saygı duysam da kendimi kazıklanmış hissettim. kırmızı çizgim geçilmişti, resmen bildiğin psikolojik olarak rencide olmuştum..

    işte o an sanki bana böle böle bir şeyler oldu, göğsüm ileri doğru kabarmaya başladı, bakışlarım keskinleşti, kollarımda resmen gücü hissetmeye başladım. sanki bildiğin ıspanak yemiş temel reisdim. kendimi o an primat gibi görmeye başladım hem de ağır siklet primat. bu durumda artık daha fazla hafif sikletliler tarafından taciz edilmeye müsade edemezdim.

    daha sonra yaptığım araştırmalar sonrasında bu insanlar arasında yaşayan maymunların çok zeki ve hepsinin değişik karakterleri olduğunu öğrendim. hani robert de niro nun ayna sahnesi var ya “what the hell are you looking, you want a piece of me” işte çoğu böyle atara atar gidere yapan zayıflık belirtisi taşımayan tipler.

    hiçbir şey olmamış gibi ısrar sonucu elimdeki fıstığın hepsini kız arkadaşıma verdim, kendisi zaten hali hazırda olayı affetmek ve unutmak istiyordu ancak benim tam tersi içim içime sığmıyordu.

    neyse yürümeye başladık. yürüyoruz ama ortadan ortadan, bir tane daha tuzağa düşmek istemiyorum çünkü cebimizdeki fıstıklar zaten yemek zili çalan adile naşit gibi buradayım buradayım diye bağırıyor. tam bu sırada bizim hırsızla karşı karşıya geldik.

    maymun yaklaşık bir 15 metre uzaklıkta bana bakıyor, uluyor ve beni süzmeye başlıyor. beni yok sayması, tehdit etmesi çok ilginç. yaptıkları tamamen hesaplı bir şekilde içten pazarlıklı resmen. bu sefer salisesinde bütün gücümü toplayıp elime gelen ilk çomağı önüne doğru fırlatıyorum.sanki bu fındıklar hiç bir zaman senin olmayacak gibi.. hareketi geçtim, hayvan kılını bile kıpırdatmadı. sonra aniden kafasını bana kaldırıp sanki onun duygularını incitebilmişim gibi duygusal bir bakış attı. sonra gözlerimin içine bakmaya başladı, gözlerinde be bir korku ne bir saygı ne de esprili bir bakış gördüm.

    sonra aniden harekete geçip ona doğru fırlattığım yerdeki çomağı aldı. ve bana karşı saldırıya geçer gibi yaptı. işte o an sanki kafamda şimşekler çakmaya başladı. kabadayı maymunla kavga etmek mi, korkan sevgilimi sakinleştirmek mi diye düşünürken ilk defa sırtındaki yük deyimini canlı hissettim ve kaybettim. beklediğimden daha hızla kabardı göğsüm bu sefer, bacaklarım sanki bir güreşçi edasıyla yere basıyordu ve en ilginci dişlerim keskin bir demiri parçalayacak kadar güçlüydü. ilaç milaç almadan bildiğin en güçlü halime ulaşmıştım. maymunun şaşırdığı kadar ben de kendime şarşırmıştım. maymun geri çekilmeye hazırlanırken bir iki saniye gözümün içine baktı, bu sefer yüzde yüz eminim gözlerinde şehvetle karışık gülümseme vardı ve bana o gün unutamayacağım bir ders vermiş oldu. doğal yaşam mı? kesinlikle bir tesadüf değil..
  • hava sıcaklığının öğle vaktinde 50 dereceye kadar çıkıp gece vakti -10 derecelere kadar düştüğü , 251 km lik tam altı gün süren dünyanın en zor maraton yarışında maraton des sables (sahra maratonu) kaybolan mauro prosperi'nin gerçek hikayesi bunlardan biridir.

    öncelikle maratonun traileri burada .

    maratonun zorluğunu anlamanız açısından şöyle bir bilgi vereyim ; yarış o kadar riskli ki ölmek durumunda vücudunuzun nereye gönderilmesini istediğinizi belirtmek için bir form imzalamanız gerekiyor.
    yarışma 6 etaptan oluşuyor yani her gün belli bir yol kat edip etap sonunda toplu kamp alanlarında dinleniyorsunuz. etap fotolarını göstermek gerekirse başlangıçtan sonra 2, 3, 4, 5 ve son etap 6.

    yukarıdaki etaplardan özellikle 4.süne dikkat etmenizi istiyorum çünkü marathon des sables'in dördüncü günü, kamplar arasındaki çölde 88 km uzunluğundaki trekking ile en uzun tek aşamasını oluşturur. 14 nisan 1994'te, prosperi üçüncü kontrol noktasını geçtikten sonra, günde 20 mil hızla yükselen sıcaklıklar 115 ° f'ye yükselmiş ve en zorlu etap başlamış.

    saat 1: 00'den kısa bir süre sonra, şiddetli rüzgarlar beklenmeyen bir kum fırtınasına yol açmış ve bu da organizatörlerin yarışı o gün duraklatmasına neden olmuş. diğer yarışmacılar fırtınayı beklemişler ve nihayet gece dördüncü kontrol noktasına gelmişler ancak mauro prosperi ortadan kaybolmuş. 8 saat süren şiddetli kum fırtınası dindiğinde mauro çöl tepelerinin birinde uyuya kalmış ve gece kalkıp gökyüzüne baktığında yarışı çoktan kaybettiğini tek amacının yarın sağ sağlim yarışı bitirmek olduğunu düşünmüş.

    ertesi sabah kontrol noktasında kendisini bulamayan arkadaşları durumdan şüphelenmişler fakat mauronun kendilerinden önde olduğunu düşünerek şimdilik endişelerini finish noktasına taşımayı uygun görmüşler.

    mauro ertesi gün için kendi ağzından yorumu şu şekilde : “endişeli değildim çünkü er ya da geç birisiyle karşılaşacağımdan emindim. birisini görür görmez onunla birlikte gidebilirdik. benim planım buydu ama ne yazık ki işe yaramadı. kaybolduğumu fark ettiğimde yaptığım ilk şey yedek su şişeme idrarımı yapmaktı. dedemin bana savaş sırasında suları bittiğinde kendi idrarlarını nasıl içtikleriyle ilgili anlattıklarını hatırladım. çünkü idrarınızı su ile karıştırdığınız an en içilebilir andır.”
    “marathon des sables’e çalışırken iyi hazırlanmalısınız. sırt çantamda bıçak, pusula, uyku tulumu ve bol miktarda kurutulmuş yiyecek vardı. sorun suydu. fırtına çıktığında yarım şişe suyum kalmıştı ve ben de olabildiğince yavaş içtim. sadece sabahın erken saatlerinde ve akşamları yürüdüm. gündüz yürürken barınak ve gölge bulmaya çalıştım. ikinci gün batımında bir helikopter sesi duydum. bir işaret fişeği yaktım ama beni görmedi. işaret fişekleri de bir kalem kadar küçüktü. yine de sakin kaldım çünkü er ya da geç kurtarılacağımı düşünüyordum.”

    kum fırtınaları nedeniyle izleri sürekli kaybeden mauro belli bir süre ilerledikten sonra çölün ortasında eski bir türbe gördüğünü fark etmiş. hemen türbeye giderek dinlenen ve susuz kalmamaya çalışan prosperi, çantasındaki ıslak mendilleri emmiş, sabah çiğ kayaları yalamış ve nispeten aç kalırken kendi idrarını içmiş ayrıca başka hiçbir su bulunmadığından dondurucuda kurutulmuş yiyecekleri pişirmek için idrarını kullanmış.

    yiyecek stokları tükendiğinde prosperi, kuş yumurtaları ve böcekleri yemiş ayrıca, etin pişirilmesiyle alınabilecek nemi emmeyi umarak, türbe yakınında bulunan yaklaşık 20 çiğ yarasanın başlarını kopararak içindeki sıvıyı içmiş ve susuzluğu dindirneye çalışmış.çantasında bulunan ishal önleyici ilaçlar, bu aşırı beslenmeye rağmen daha fazla su kaybetmekten kaçınmasına yardımcı olmuş.

    yine, bir uçak prosperi'nin bulunduğu yerin yanından geçmiş. küçük bir ateş yakıp kuma “sos” yazarak işaret vermeye çalışan mauro'nun bu çabası boşa gitmiş ve uçak onu görmeden ufka doğru yol almış. psikolojik olarak artık bitme noktasına gelen perişan ve intihara meyilli olan prosperi, çakılı bıçağını almış ve bileğini keserek intihar etmeye çalışmış fakat mauro'nun vücudu o kadar susuzmuş ki kan hemen pıhtılaşmış ve mauro ölümden dönmüş.

    güvenliğe ulaşmak için son bir girişimde bulunan prosperi, tapınaktan yola çıkmış ve günün sıcağından kaçınmak için sabahın erken saatlerinde ve akşam geç saatlerde seyahat ederek uzaklardaki dağlara doğru yürümeye başlamış. ekmek kırıntıları izi oluşturmak için dişli parçalarını geride bırakmış. dağların maratonun izleri yönünde olduğuna inanmasına rağmen, bu rota onu sahra'dan daha da ileri götürürmüş.

    kuru dere yataklarını geçerken, bitkilerin köklerindeki sıvıları emerek yol alan mauro tam 8 gün sonra küçük bir su birikintisi görmüş ve bu birikintiden matarasına doldurduğu su ile yola devam etmiş. sonunda kurumuş keçi dışkıları bulmuş ve daha fazlasını aramaya devam etmiş. sarkıtlar onu insan ayak izlerine götürmüş.tepenin başında keçileri otlatan bir küçük kız görmüş. kızın yardımı ile kabileye giden mauroya keçi sütü veren göçebeler sonra onu deve ile en yakın köye götürmüş. fas'ta başlamasına rağmen, prosperi kaybolduğu yerden 180 mil yol kat etmiş ve bilmeden cezayir'e gitmiş.

    yerel askeri polis ilk olarak iki ülke arasındaki gerginlik nedeniyle onu sorguya almışlar fakat sonunda kaybolan yarışçı olduğunu anladıklarında onu bir hastaneye götürmüşler .

    hastahanede tam 35 kilo kaybettiği tespit edilen ve karaciğerinin neredeyse tamamen iflas ettiği belirlenen mauro'ya hastane personelinin tam 16 litre intravenöz sıvı verdiği söylenmiş. ailesiyle tekrar bir araya gelen mauro sıkıntıdan birkaç ay boyunca katı yiyecekler yiyememiş ve neredeyse iki yıl boyunca iyileşemediği söylenmiş.

    ayrıca şu an bu olayın netflixte yayınlanan kaybedenler adlı serisinde ''çölde kaybolmuş '' adı ile bir bölümü var izlemenizi tavsiye ederim.

    kaynak 2