şükela:  tümü | bugün
  • belki kızanlar olacak ama kaldırılması çok daha hayırlı olacak programdır. hiç bir bilimsel sınav yapılmadan (ales bilimsel diyenin kalbini kırarım), kişinin yabancısı olduğu bir bölüme bazen gerekli bilimsel donanıma sahip olmadan, tepeden inme şekilde araştırma görevlisi olması kadar saçma bir şey yok.

    edit: bazı yanlış anlaşılmalar olmuş. ales bilimsel değil derken direkt olarak kişilerin anabilim dalları ile ilgili olmadığını ifade etmek istemiştim. yoksa tabi ki ales de belli bir bilimsel çerçevede kişi ile ilgili yetkinlikleri ölçen bir sınav. ancak bence tek başına yeterli değil.
  • bu kadar ilahiyat kadrosuna başvurabilen yeni araştırma görevlilerinden, bir iki sene içinde yeni bir din bulmalarını beklediğim program.
  • kaldırılması türkiye akademik camiası için hayırlı olmuştur. akademisyenlik bir nevi usta-çırak ilişkisidir, merkezi atamayla akademisyen mi alınır?

    ülkemizin sikindirik üniversitelerinden aldıkları basit derslerle yüksek ortalamayla mezun olmuş, dil notu olmayan ve yüksek ales puanına sahip yeni yetmeleri başımıza akademisyen yaptılar, kadrolarını garantilediler, bir de üstüne bir sürü kaynak aktardılar.

    neyse, iyi tarafından bakalım, geç de olsa kaldırılması iyi olmuş. zaten yök artık 33 kadrosu için topu üniversitelere attı, yani üniversite isterse kriterlerini sağlayan her 50d kadrolu asistanı kalıcı kadroya geçirebilecek. öyp zaten bu durumda işlevsiz kalmalı. akademisyenliği sırf iş olarak gören bireyler üniversitelerde bulunmamalı. zira bu gönül işidir, parası profesör olsanız bile sizi tatmin etmeyecektir. ama siz memur zihniyetli adamları akademisyen yaparsanız ülkenin geleceği pek de iç açıcı olmayacaktır.

    bu işi gönül vermiş kişileri tenzih ederim.

    edit: usta-çırak ilişkisini yanlış anlayan bir takım sözlük yazarları okuduklarını doğru anlasınlar. ulan öyp'nın kaldırılmasını savunuyoruz anında akpli ilan ediliyoruz. bu ne şimdi amınakoyim?

    ayrıca o kadro sınavlarındaki haksızlığa 2010 senesinde maruz kalmış bir insanım. aldığım kadroyu vermediler. üstelik baya iyi bir üniversitenin, alanında iyi bir bölümünde yaşandı bu olay.

    öyp kadar mantıksız bir iş yoktu. insanlar sırf notları yüksek diye akademisyen olmak istediler, ama bu iş böyle olmaz güzel arkadaşım, anlatmak istediğim bu. 50d atamasını savunmuyorum onu da belirteyim, ne pislikler dönüyor onu da biliyorum, bizzat zararını görmüş bir insanım diyorum.

    not: akpli değilim, chpli değilim, hdpli değilim, mhpli hiç değilim. keşke bir şeyci olsaydım da kadrosuz bir şekilde doktora yapmakla uğraşmasaydım.

    edit 2: ha bir de öyp atamalarında torpil olmadığını tamamen adil bir şekilde atamaların yapıldığını düşünenler var. o kadar yanılıyorsunuz ki. eskişehir osmangazi üniversitesi biyoloji bölümü hidrobiyoloji anabilimdalı'nın yaklaşık 4-5 sene önce aldığı kadrolara bakın, özellikle iki kadroya. gösterebileceğim en iyi örnek budur. bu hükümetin yönettiği bu devlette her şey kirli bir öyp atamaları temiz değil mi?

    edit 3: özel mesaj yoluyla insanlara hakaret ederek kendilerine ait olmayan ve belirli bir temele oturmayan fikirleri savunmaya çalışan saygısız ve ahlaksız insanlara da buradan selam olsun.

    7 yıldır akademinin içerisindeyim, doktor ünvanını haketmiş yani alanında uzman 5 adet profesörün hem yazılı hem de sözlü olarak gerçekleştirdiği ve biyoloji alanında toplamda 60'a yakın soru içeren yeterlik sınavını başarıyla geçmiş, tez önerisi enstitüsü tarafından kabul görmüş, bittiğinde ülkenin biyolojik çeşitliliğine, avrupa birliği su çerçeve direktifi'nin ülkemizdeki/avrupa'daki uygulamalarına ve dünya litaratürüne önemli katkılarda bulunacak olan bir tez hazırlayacak kişiyim. kadrom yok. üniversite hocası olmak istemiyorum. tekrar belirteyim: ben araştırmacı olmak istiyorum ki bu konuda tamamen kendi çabamla ve hatta bir sürü engellemeye rağmen devam ediyorum. yine belirtiyorum kadrom yok. daha önceki öyp atamalarına puanım yettiği halde başvurmadım. herhangi bir taşra üniversitesinde sadece ünvan için çalışmak istemedim. halen de istemiyorum. amaç ünvan değildi, hiçbir zaman da olmadı. mobbing'in kralını yaşadım, doktorayı bırakmayı düşündüm ama bırakmadım. zira ortada hayallerim vardı. ben hayallerimin peşinden koşmaya devam ediyorum sevgili memur akademisyenler. siz ne yapacaksınız?

    zeka seviyesi, yazım şeklinden ortalamanın altında olduğu anlaşılan dangalaklar lütfen hakaret içerikli mesaj atmasınlar. yazdığınız mesajlara cevabım yukarıdadır.

    ve tekrar belirtiyorum; akpli değilim. torpil yüzünden canım yandı, 7 senedir kadrolu olabilirdim, ama öyp sisteminin hatalı bir sistem olduğunu düşünüyorum. bilim sınavı olmadan akademisyen alınmamalı.

    türkiye akademik ortamıyla ilgili görüşlerimin özeti de şudur: #47643252
  • bu konu hakkında uzun süre bir şey yazmayı düşünmedim aslında. bir şeyler yazmayı düşündüğümde ise hangi başlığa yazmam gerektiğine karar veremedim zira şu an yazmaya başladığım olay öyp'den çok daha fazla şeyi kapsıyor. fakat her şey öyp ile başladı. başıma gelenleri anlatmam lazım ki, öyp'ye başvuracak arkadaşlar başlarına ne gelebileceğini bilsin, öyp ile ilgisi olmayan arkadaşlar da türkiye'de ne kadar garip şeylerin olabileceğini bir kez daha görsün.

    2013 yılının haziran ayında odtü'den mezun oldum ve aynı yılın eylül ayında yine odtü'de yüksek lisansa başladım. tek hedefim akademisyen olmaktı o zamanlar. yurt dışında yüksek lisans/doktora bakıyordum bir yandan deli gibi. aralık başıydı sanırım, öyp kontenjanları açıklandı. o da nesi? ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesinde bölümümün kontenjanı vardı. o zamana kadar öyp'yi hiç düşünmemiş olan ben "ulan bi şansımı deneyeyim" diyerek ankara siyasal'ı döşedim tercih listesine.

    aralık sonunda ankara siyasal'a yerleştirildiğimi öğrendim. şaşkınlıkla sevinci beraber yaşadım. ne yapsam ne etsem gitsem mi gitmesem mi derken gitmeye karar verdim. bu esnada, benim o sırada haberim yoktu ama, ankara siyasal'la yök arasında bir savaş cereyan etmekteymiş. yerleştiğim bölümün başkanı öyp kadrolarını istemediği ve yök'un onlara sormadan kadro açması nedeniyle yök'ü dava etmiş. dava aslında benim(ve iki diğer arkadaşın) yerleştiği kadroları iptal etmek için açılan iptal davasıydı.

    neyse ben belgeleri teslim ettim falan derken bu dava meseleleri nedeniyle gecikmeli de olsa 2014 şubat başında öyp'li asistan olarak başladım ankara siyasal'a. başlar başlamaz bize tabi davadan bahsettiler. davanın kişisel olmadığını, ankara siyasal'ın bu duruma bir duruş göstermesi gerektiğini de belirttiler. ama zaten davayı kaybederiz diye de eklediler. cidden okulda kimse bize hiç bir zaman soğuk davranmadı, istenmeyen asistan muamelesi kesinlikle görmedik. hatta beni o kadar benimsediler de odtü'den yüksek lisans kaydımı ankara üniversitesi'ne aldırttılar.

    2014 ağustos'una kadar bu şekilde devam etti. çalışmaya, okumaya devam ediyoruz, sorun yok derken bir haber geldi ki, bölüm başkanı açtığı davayı kazanmış. bizim kadrolar iptal edilmiş. e haliyle biz de işten atıldık. hiç bir suçumuz veya kusurumuz yokken, kanuna ve usüle uygun bir şekilde daimi araştırma görevlisi kadrosu almışken bir anda kendimizi işsiz kalmış olarak bulduk. o zamana kadar hiç bir şekilde bize kendimizi istenmeyen hissettirmeyen hocalar, asistanlar ve sendika bizimle ilgili kılını kıpırdatmadı. ortada çok büyük bir haksızlık olduğu bu kadar barizken ve biz suçsuz yere işten atılırken herkesin tek söylediği "geçmiş olsun" idi. hemen karşı dava açtık tabi. bu entry'yi yazdığım tarihte geri dönmek için açtığımız dava 11 ayı bitirmiş durumda. düşünebiliyor musunuz? 11 aydır sürüyor en acele şekilde bitmesi gereken bu dava.

    velhasıl, bu süreçte akademisyenlikten vazgeçtim. aynı durumda olan üç kişi de inanılmaz yıprandık. davayı açtığımız avukattan yediğimiz kazıklar mı dersiniz, yök'e defalarca gidip iş bilmez insanlarla muhatap olmamız mı dersiniz, çeşitli idare hukukçularıyla görüşüp her birisinin farklı teorilerini dinlememiz mi dersiniz, neler yaşamadık. son tahlilde ben başka bir iş bulup başladım; diğer iki arkadaşım hala saf bir umutla davanın lehimize sonuçlanmasını bekliyor. benim umudum baştan beri yoktu, zaten bu aşamadan sonra davayı kazansak bile arada alamadığım maaşları yasal faiziyle alırım yalnızca; akademisyenliğe geri dönmem.

    yazacaklarım bu kadar gençler. böyle şeyler de oluyor işte ülkede. bilin istedim.
  • torpil kavramının işlemeyeceği düşüncesiyle tek umut olarak görüp başvurduğum, bölümüm sebebiyle tek tercih yapabildiğim ve atanamadığım program.

    derslerin 70 puan ve üstü ile geçilebildiği bir bölümde, türkiye' nin en iyi konservatuvarı diye bilinen, en iyi/ünlü sanatçıları bünyesinde yetiştirmiş olan kurumda "eh işte, fena değil" denilen, tırnaklarımla bi taraflarımdan terler akıtarak, 12 yıl boyunca haftasonu bilmeden, yaz tatili bilmeden, resmi tatil bilmeden, sabah bilmeden, gece bilmeden okulda bulunarak, derse çağrılarak yaptığım ortalamam(yök' ün çevirdiği 2.99), taşra konservatuvarları ortalamalarına takılmış!! az gelmiş!

    evet üşenmedim araştırdım. yerime atanan arkadaşın üniversitesine bağlı konservatuvarda sadece 1 prof. ve 2 doç. var. benimkinde ise bırak tüm konservatuvarı, bırak müzik bölümünü, bırak yaylı çalgılar anasanat dalını, sadece viyolonsel bölümünde 3 prof. var. diğer üyeleri saymıyorum bile. neden söylüyorum bunu? eğitim kalitesi! başka bir şey değil.

    evet sistem beni 2 puanla eledi!
  • sittin tane kadronun içinde sadece bir tane iletişim fakültesi mezunu kadrosu var, o da bozok üniversitesi'nde. bu üniversite de yozgat'taymış, öğrendik.
    adamlar haklı, memleketin ilahiyatçıya iletişimciden daha çok ihtiyacı var, bu sebeple gırla ilahiyat kadrosu var. gırla diyorum bak ilahiyat fakülteleri ne zaman bu kadar çoğaldı, hangi üniversiteye baksam ilahiyat kadrosu.. şekerim seçim vaadlerini gerçekleştirirken, cülus gibi kadro dağıtırken azcık usturuplu adaletsizlik yapsaydın, ilahi..

    bişiy diyim mi: allah belanızı versin. bela okumak götümüze girebiliyor mu bilmiyorum ama önemli değil, her gün bir şekilde görünen o ki giren girmiş zaten. yakında anayasaya da girebilir, "devletluya bela okumak allah'a küfürdür, cezası ölümdür". şu duruma gelmemizde kimin katkısı varsa, oyu-oyunu varsa, hepsinin belasını versin.

    ek: birden fazla iletişim kadrosu varmış ama benim bölümüm için bir tanecik var imiş. ama yine de ilahiyatçı kadroları daha fazla..
  • herhangi bir bilimsel sinav yapilmadan araştırma görevlisi kadrolarının dolduruldugu dogru olsa da, bu programa muadil olarak yürüyen doğrudan alımlarda yaşanan torpil uygulamalari bin beterdir. bu programdan önce cok kaliteli akademisyenlerimiz vardı da oyp mi bu duruma zarar verdi?
  • bugün yapılan değişiklikle birlikte puan hesaplamasında kullanılan lisans not ortalamasının oranı %25'ten %35'e yükselirken, ales puanının oranı %60'tan %50'ye düşmüştür. uzun uzun yazmaya gerek yok. görece kaliteli okullardan mezun olan akademisyen adaylarının önü kapatılmıştır. zaten 100'lük sistemde geçme notu 70 olan adaylarla 60 ya da çan eğrisiyle geçen adaylar arasında bir adaletsizlik vardı bu da üzerine tüy dikmiş oldu.
  • dandik üniversitelerden yüksek not ortalamasıyla hiçbirşey bilmeden mezun olanların işine gelecek olay.

    ohh ne ala!!! yeni açılan bir üniversitede gerizekalı öğrencilerin arasında çan eğrisi denilen sistemin keyfini süren, 4,00 ortalamayı iki haftada bir yarım saat çalışarak getirebilen insan, odtüde, boğaziçinde vs vs(kastım hocaları zor öğrencileri onlardan daha zor, yarışın sert olduğu üniversiteler) kıçını yırtarak ortalamada bir notla mezun olan adamla asistan olmak için bir tutulacak, hatta bir tutulmak ne kelime bi bok bilmeyen adamı el üstüne tutup asistan yapıcaz odtüye, sonra da dicez ki torpilden iyidir.

    lan o torpil dediğinizin de bi haddi vardı, asistanı seçen adam kendi okulundan götünden ayrılmayan yalakayı en azından o üniversitenin ortalamasındaki kişiler arasından seçiyodu, yukarıda yazdığım olacak olandan daha az mı adildi eski sistem???