şükela:  tümü | bugün
  • kendilerinin hemen her ürününe bayılmakla birlikte, bu markayla olan ilişkim şu şekilde: ben sevdiklerime buradan bir şeyler alıyorum, onlar bana buradan bir şeyler alıyorlar ve konu kapanıyor. böylece çok sevdiğim bir yerden alınmış tüm ürünler aynı zamanda manevi değeri olan parçalara dönüşmüş oluyor; daha da çok seviyorum.

    instagram sayfalarında gördüğüm ve anında vurulduğum bir ürüne bakmak için internet sitelerine girince ana sayfadaki sevgililer günü kutlamasını gördüm ve artırıyorum: ben olsam sevgilime bu vazolardan bir tane ve yanında çiçek hediye ederdim. gerçi özel bir gün olmasına gerek yok, yine hediye ederdim çünkü nefis bir tasarım olmuş bana kalırsa. (nude serisinden, ne içmeyi seviyorsa onun bardaklarını/kadehlerini de alırsınız bir ara.)

    vazoların yer aldığı fotoğrafın altına durumu özetleyen şöyle bir yorum gelmiş: "paşabahçe beni hep kalbimden vuruyorsun."

    not: tabii ki reklam değil. indirim yaptıklarına dair mesaj attıklarında indirimin %5 olduğunu görmek benim de kalbimi kırıyor.*
  • türkiye gibi sanata değer verilmeyen, katma değerli bir iş yapılmayan bir ülkede; cam işlemede dünya’da üçüncü, avrupa’da, ikinci en büyük cam üreticisi olan bir şirketin bulunması oldukça şaşırtıcı. kim kurmuş bu şirketi, cam sanatını ilerletmek türkiye’de kimin aklına gelmiş diye düşünüp biraz araştırınca bu işin arkasından da yine atatürk çıkıyor.
  • mağazalarında özel üretim kolonyalar satıyolar. iğde, ıhlamur, çay, mimoza, çikolata, tütün, mandalina, lime, lavanta... her bir kokunun ismi de ayrı: cunda, nişantaşı, büyükada, bomonti, alaçatı, yalıkavak, karadeniz yüksekleri... hepsini hatırlayamıyorum şimdi. üşendiğimden eşleştiremiycem de...

    ---------edit---------

    iyi kalpli insan ask minoru üşenmemiş, hepsini teeek tek eşleştirmiş, bana mesajla bildirmiş. şööyle ki:
    alaçatı (lavanta), nişantaşı (ihlamur), yalıkavak (mandalina), büyükada (mimoza), karadeniz yüksekleri (çay), cunda (iğde), güllübahçe (gül), bomonti (çikolata) ve turunçova (yeşil limon)

    ---------bu editin sonu---------

    gidin bakın yolunuz düşerse. şişesi 20 lira filan. çakma parfüme vereceğiniz parayı bunlara verin.
    amaan bana da ne oluyosa, sanki kırışıcaz paşabahçe'nin marketing menıcırıyla... piff :/

    - şimdi sen böyle diyince çakmadılar sanki mevzuyu öyle mi?
    - yaa, sen gönlünü ferah tut müdürüm... uzatcan mı şurdan tütün kolonyasını bi, sana zahmet?
  • ambalaj canavarı bir kurumdur! bir (sayıyla 1) adet fincanı sarmak için kullandıkları kağıtları katlayıp keserek kendime bir yıl boyunca yetecek sayfa sayısına sahip bir defter imal ettim. bu kadar kağıda sarıp sarmaladıkları fincanı bir de kocaman karton kutuya koyuyorlar! onu da kocaman bir kağıt torbayla elinize veriyorlar.
  • camış yalağı kalınlığında neskafe kupalarından sonra, insan dudağına sahip olunduğunu hatırlatıyor.

    gidin ince kenarlı zarif, zarif güzel bardaklarından alın. önce suyunuzu, çayınızı türüne göre içkinizi keyifle için.
  • düne kadar çok sevdiğim bugün ise çözüm sunmayışı ile beni üzen firma. şirketlerin yada firmaların kurumsal olduğunu sorun çıkınca müdahale şekillleri ile anlayabiliriz. bizim türkiye olarak uluslararası çok bilinenen marka yaratamayışımız ardında sorunları çözme kabiliyetimizin eksik oluşu, kısacası olmayışı yatmaktadır. niyeyse biz uzlaşmayı zayıflık sayarız.

    fakir bu güzide firmamızdan siyah kayrak taş üzerine yerleşen dört adet küçük tabakcık aldı, nude serisi, çok para değil seksenbeş lira, tezgahtar hanım abla güzelce paketledi ama tarihi bir hata yaparak benim takımı pek sığdırmadığı küçük nude yazılı sert karton bir torbaya diyagonal bir şekilde koydu. eve geldiğimde siyah taşın ortadan kırılmış olduğunu gördüm, taş karton ambalajında filme sarılı duruyordu yani paketini hiç açmadan geri götürdüm.

    öncelikle mağazadaki gayretli tezgahtar arkadaş dışında mağaza sorumlusu arkadaş zahmet edip yerinden kalkıp gelmedi ürüne bakmadı bile ve incelemeden beni bir telefon ile müşteri hizmetlerine yönlendirdi. aradım hazır mağazalarında olduğumu da söyledim ama kar etmedi durumu inceleyeceklerini söylediler ve ürünü görmeden bu işi yaptılar. bende ürünü kendilerine hediye ederek mağazadan çıktım ,sonrasında müşteri hizmetleri aradı standart bir metni okudu kendi bile inanamayarak böyle bir cevap geldi dedi.

    imdi seksenbeş lira beni öldürmez ama kurumsal olduğu sanılan koca koca firmaların son derece amatör ve salla pati yönetildiğini görmek ister istemez biraz üzüyor , bu tarz küçük sorunlarda ürünün arkasında zerre kadar durmaması ise bence ciddi bir meseledir. kendileri başka türlü görüyor olabilirler. gene ürünü almasalardı da iki söz ile gönlümü alsalardı gam yemezedim ama o da olmadı,canları sağolsun.
  • hangi mağazasına gidersem gideyim mutluluk hissettiğim ve memleketin yüzakı firmalardan olduğunu düşünüp nedense gurur duyduğum marka.
  • herkesin sempati beslediği eski türkiyenin kalitesini hala taşıyabilen nadide züccaciyeci :)
  • suadiye'deki şubelerinde, insiyatif alan, müşteri isteklerine saygısı olan, işini iyi yapan müşteri temsilcisiyle; bu özelliklere tamamen zıt bir temsilci nasıl olur, görmeme sebep olmuştur.

    kapanış saatine yakın bir zamanda gidip, acele ile, bir arkadaşın bahçesinde düzenleyeceği mangal partisi için espirili bir hediye olması açısından seçtiğimiz, yaklaşık 50cm yüksekliğinde bir feneri almak için kasaya yöneldik. tabii insan hediye alınca paketi filan da güzel olsun istiyor, en azından ben bu tip konulara önem veriyorum. ama kasadaki kız, bizim bu isteğimize karşılık, ürünü kutuya koyamayacağını, çünkü bu kadar büyük kutuları olmadığını söyledi ve hatta "biz vazolara bile kutu veremiyoruz, öyle sarıp gönderiyoruz" diye eklemeyi de ihmal etmedi. bu arada, biz de aşağıda gördümüz kutuların ne olduğunu sorunca; onlar kutu değil" gibi fantastik bir cevap verdi. tam sabrımız taşmaya başlamışken, orta yaşlarda bir erkek görevli, durumu ele aldı, bizim gördüğümüz kutuları kullandı, hatta kapağı kapanmadığı için, üstüne aynı kutudan bir tane daha geçirdi, kağıda sardı, bize teslim etti. kasadaki kız, bu sefer de, bu paket için uygun bir poşetleri olmadığını, eğer dışarıda arabamız varsa, poşetsiz bir şekilde elimizde taşıyabileceğimizi söyledi. kendisinin bu ikinci fantastik önerisi karşısında biz yine afallarken, kutuyu yapan müşteri görevlisi imdadımıza koştu da, yine altlardan yeterli büyüklükteki özel koleksiyon karton poşetlerinden bize bir tane vererek, bu krizi de çözmüş oldu.

    yani kısacası, müşteri memnuniyeti için illa ki servet harcamak gerekmiyor. insiyatif alabilen, küçük heseplara girmeyen, çözüm üretebilen müşteri temsilcileri de fark yaratabiliyor...
  • istanbulun vapurları arasında en eski, en büyüğü (uzunluk olarak değil, grosston olarak), en güçlüsü ve hızlısıdır. 1952'de italya'da yapılmıştır. görüntüsü ile tanınır çünkü üst katın ön tarafı açık ve diğer vapurlardan daha uzundur. bahçe tipi olan 3 vapurdan fenerbahçe ile dolmabahçe kardeş iken bu büyük ağabeyidir birnevi. 2 adet her biri 1600 beygir üreten sulzer 10 td 36 dizel motora sahiptir. içinde ay tanrıçası artemis'in heykeli bulunmaktadır. yapıldığı yerden römorksuz kendi başına 2,5 günde istanbula gelmeside geminin bir başka özelliğidir. geminin eski kaptanı mehmet kepçe'dir. şu anda beykoz'da geminin ismi verilen bir iskelede tadilat görmektedir. bu süreçte içinin mescit olarak kullanıldığı söylenmektedir lakin kesin bir kanıtı yoktur. müze olması düşünülmektedir.