şükela:  tümü | bugün
  • yeşil şemsiye altındakilerin marul, erik, hıyar; kırmızı şemsiye altındakilerin domates, çilek; mor şemsiye altındakilerin patlıcan falan sattığı; uzmanlara göre geleceğin favori meslek grubu.
  • çok uyanıklar. ''sende pazarcı kafası var'' derler ya, hah işte oradaki pazarcı kafası aynen şöyle:

    eve dönerken annem aradı ve pazardan biber ısmarladı. yalnız bir şartı vardı, biberler kesinlikle acı olacak. talimata uymazsam işiteceklerimi biliyorum, bu nedenle dikkatli olmam gerekiyor. girişteki tezgahlardan birine yanaştım.

    - biber acı mı?
    + yok valla değil. kaç kilo vereyim?
    - yok ben acı biber arıyorum.
    + haa o zaman acı.
    biberlerden birini ortadan böldü, uzattı.
    - sağ olun ama ben acı yiyemiyorum da, yanarım şimdi.
    +o zaman tatlı al. niye acı biber bakıyon?
    - sipariş aldım da onun..neyse iyi günler.

    başka bir sergiye geçtim, başında yaşlı bir teyze var. aynı soruyu tekrarladım:

    - teyze biber acı mı?
    + şeker gibi tatlı yavrum. kaç kilo istersin?
    - yok teyze ben acı biber arıyorum.
    + aslında bi baksan acı çıkar belki?
    - yok bakmıyım. iyi günler.

    jetonum geç düştü. bu kez tam tersi şekilde söyledim. efsane acı biber hala ortalarda yok.

    - biber tatlı mı?
    + tatlı da arada acılar çıkabilir.
    - acı biber yok mu peki?
    + var
    - hangisi?
    ağzındaki çekirdeği tükürdü, işaret etti.
    + bu!

    o sırada başka bir teyze yanaştı tezgaha.

    +evladım biber acı mı?
    - tatlı teyze, tatlı. *o da tatlı , bu da tatlı*

    annemi aradım. niye güldüğümü sordu. ''allah rızası için bana bildiğin bir yer tarif et'' dedim. esrarengiz acı biberi orada buldum. biberler intikamlarını aldılar. kızartılırken öksürmekten helak oldum. acı ve biber kelimelerini bir süre birlikte duymak istemiyorum. uyanık pazarcıları da görmek istemiyorum. insaf yahu!
  • dünkü deneyimimle eğlenceli olduğunu anladığım meslek.

    http://2.bp.blogspot.com/…jy/s1600/ilnevya-0065.jpg

    fotoğraf yarım günlük pazar maceramdan.

    dün, yani arife günü ibo'nun babasının yanına gittik pazar'a yardımcı olmak için. malum yoğunluk oluyor böyle günlerde. saat tam 2'de çalan alarm sonrası kalksam mı uyumaya devam etsem mi diye düşünürken aradı ibo "kalk pazar'a gidiyoruz" diye.

    gittik, baya kalabalık, işler yoğun. geçtik tezgahın başına. onlar istiyorlar biz doldurup tartıp veriyoruz. bir müşteri 250 gram kuşburnu istedi. koydum poeşete, tartıya götürdüm tam 250 gram yazdı tartı. bir insanın elinin ayarı bu kadar mı olur? tabi çok alakasız doldurduklarım da olmadı değil.

    bir müşteri giderken "hayırlı işler" dedi. tüketici olmanın getirdiği alışkanlıkla "hayırlı bayramlar" demek yerine, "hayırlı işler" diyerek karşılık verdim. "ne işi lan ne işim var ki benim?" diye düşünmüştür kadın.

    karşıdaki balık satan adamın herkesi kaçırırcasına bağırması. 3 müşteri geliyosa balık almaya 10 müşteri kaçıyodur eminim. biz de şikayetçiyiz tabi. kim değil ki pazarlarda kafa şişiren bu adamlardan?

    bir de istemsiz bir şekilde şener şen vari "domatis, haydi domatis" diye bağırmak istemedim değil.

    http://www.youtube.com/…-pqz834gwte&feature=related

    http://caytostayran.blogspot.com/…iber-patlcan.html
  • gönül adamlarıdır.

    biz türkler, genelde pazara sabahtan erken vakitte gideriz. sebze-meyve tazedir, işimiz yoktur. çalışanları ve müsait olmayanları hariç tutarak söylüyorum tabii ki.

    pazarda sabahtan itibaren başlayan bir koşturmaca vardır. esnaf içinde tabii ki. bir tezgahta patates alayım mı diye düşünürken, yan tezgahtan duyarsınız, "gel abim, sapsarı sapsarı, gell!" diye. sonra tezgahına yanaştığınız esnafa bakarsınız, tık yok.

    şahsım adına, hep merak etmiştim, "biri benim müşterimi elimden almaya çalışsa ne yapardım acaba?", diye.

    bugün bu sorunun yanıtını buldum.

    kendim için güzel bir şey yaptıktan** sonra, dönüş yolunda nam-ı diğer çar-pa'nın içinden geçtim. şehirden uzak yerde pazar bu saate kalmaz, öğlen sonu dağılır. ama şehrin göbeğinde pazar kuruluyorsa, esnaf zorunludur bu saate kalmaya, müşterisi anca gelir çünkü.

    toplanma saatleri. daha yeni "abla taze tazee" diye yan tezgahtaki müşteriyi kendi rokalarına çekmeye çalışan esnaf görmüşüm. aynı esnaf, müşterisini çekmeye çalıştığı komşusuna, müşteriden hemen sonra, "abi yenge nasıl? sağlığı düzeldi mi?" sorusunu yöneltti. o da içtenlikle "şükür be birader" yanıtını verdi.

    işin raconu, jargonu bu sanırım. ama pazar esnafının genele yakını aynı şekilde. tezgahları, kasaları, brandaları beraber topluyorlar. tam bir "ahilik" durumu söz konusu.

    bunlar umut verici şeyler. dayanışabildiğimiz yerleri görmek yani.

    ayrıca pazarcı ne lan? "sahafçı" gibi. pazar esnafı onlar.
  • bu meslek grubundan hizmet almak için ne gibi niteliklere sahip olmak lazım hiç bir fikrim yok.

    pazarda muzcunun önünde sıradayım, fakat muzcu benden sonra gelenlere hizmet etme konusunda oldukça hevesli, ilk defasında hoş hanım jokerini kullandığı için bekliyorum fakat diğer iki kişinin benden evvel hizmet almaları için herhangi bir sebepleri yok hatta onlar yalnızca muz alıyorlar benim kafamda bi kilo da kivi patlatmak var.

    muz alabilmek için muzcunun yüzüne direkt bakmaktan başka ne yapmam gerekiyor bilmiyorum, bir muzcu için kendine güveni oldukça fazla, ben kendimi tropik meyvelerden oluşan bir tezgahın arkasında bulsam hayatımı gözden geçiririm fakat muzcu bu işten oldukça memnun, lakin farkında değil ki sattığı şey muz ve kivi, ben onları yemeyince ölmüyorum en fazla çok güzel kız gördüğümde kızı etkilemek için waffle yapıyorum o zaman işim düşüyor sana, ki bu tutumundan dolayı hayatım boyunca seks yapmamayı göze alıyorum ben ve muzcunun önünden hizmet alamamış şekilde ayrılıyorum.
  • üzüm tezgahının önünde, üzüm almak için bekleyen ben...

    pazarcı : kaç kilo üzüm vereyim
    ben : 1 kilo (halbuki yarım kilo alırdım ben)
    pazarcı : 2 kilo vereyim
    ben : hayır 1kg fazla bile, kalıyor sonra
    pazarcı : (tartıyor) -- bu 1.5 kilo geldi vereyim
    ben : iyi tamam ver
  • pazarlama işini akademik eğitim yerine ampirik bilgiyle öğrenen ve alaylı olarak nitelendirilen kişilerdir. kendi yatırımlarıyla seyyar dükkan açmanın yanında, başkalarının tezgahlarında da çalışabilirler. iş alanları oldukça geniştir. satılabilen her şey bu sektörün ilgi alanına girebilir. ve yeryüzünde satılamayacak hiçbir mal ve canlı yoktur. bu yüzden de fiziki bir karşılığı olan tüm materyalleri tezgahlarında barındırabilirler.

    (bkz: pazarlama teknikeri)
  • alayı digorludur.
  • bos zamaninda evrimi bile tartisandir. valla. hemde savunan taraf olarak. akabinde kara delik olusumu hakkinda bile bilgi alis verisinde bulunilur. gunesin omru filan.

    tezgahtan selamlar.