şükela:  tümü | bugün soru sor
  • pink floyd seven, dinleyen, ucundan köşesiden bilen insanların tartıştığı bir konu vardır. çokça duyuyorum etrafımda "pink floyd demek roger waters demektir" "pink floyd=roger waters" öncelikle söyleyeyim bu bir pink floyd eleştiri yazısı değildir. pink floyd'un özelliği ve büyüklüğü tartışılmaz. burada tartışmaya açtığım ve dikkati çektiğim konu "pink floyd roger waters demektir" özellikle enstrümanistler kapışırlar bu konu hakkında. gitaristler bu lafın david gilmour versiyonunu söylerken, bas gitaristler roger waters'ı savunurlar. roger waters iyi bir enstrümanist değildir her şeyden önce bunu bir kabul edelim. bunu kendisine bile sorsanız kabul eder. roger waters gerçek bir beyindir. yazdığı şarkı sözleri, müthiş egosu, gruptaki baskınlığı, grup elemanlarını istediği yere çekmesi ve albümlerdeki konsept içinde yarattığı metaforlarıyla büyük bir beyindir. öyle ki "ça ira" isimli fransız devrimini,bir ingiliz gözünden anlatan üç perdelik bir opera bestelemiştir ki, opera bestelemek ne kadar zordur tahmin edersiniz. onsekiz yıllık bir projedir, fikirdir düşüncedir zaten ve anca hayata geçirilebilmiştir. 2005 yılında roma da ilk temsili olmuştur. neyse konumuza dönelim ve gilmour dan bahsedelim. david gilmour gerçekten ödül almış gitar sololarına sahip, sahne duruşu, duygusal karakteri, puslu sesi, gitar tonu, enteresan gitar set up'ı ve gökyüzüne merdiven dayamış hissiyatı yaratan şarkı sözleriyle ve solo albümleriyle kendini kanıtlamış grubun uzvu,dili, kolu,beyni olmuş bir gitaristtir. gitar çalmanın, aceliteden ibaret olmadığının en büyük kanıtıdır. iki adam da pink floyd'a hayatını vermiştir lakin pink floyd'un kendisi olabilmiş ve yanına "eşittir pink floyd'dur" ibaresi koyabileceğimiz tek bir adam vardır o da "syd barrett" dır. bir fikrin, düşüncenin, tarzın, oluşumun, ismin, hikayenin başı ve yaratıcısıdır. düşüncelerini o uçmuş haliyle insanlara empoze edebilmiş ve bunu şovun bir parçasıymışçasına gösterebilmiş bir adamdır. grubun syd'den sonra ürettiği, waters'ın benim dediği her şey syd'in yaşadıklarıdır, hayatıdır ve düşüncesidir. waters'ın yaptığı syd'in yapmak istediklerini kağıda dökmektir. final cut, umma gumma, animals, dark side of the moon, bunların hepsi syd barrett'ın yaratmış olduğu fikirden doğmuştur. bıraktığı eserden, karamsarlıktan, üzüntüden, fikirlerden doğmuştur. the wall metaforu roger waters'ın yarattığı bir olaydır. o yüzden onu saymıyorum. hatta the wall fikri çok bağıran bir seyirciyi susturmak için, waters'ın seyircinin suratına tükürmesiyle sonlanmış ve seyirciyle aramıza duvar çekmeliyiz sözüyle devam etmiş bir olayda çıkmıştır. neyse yazımı sonlandırırken başlığa bağlayarak diyorum ki ; pink floyd demek ne waters demektir ne de gilmour demektir. pink floyd "syd barrett" demektir.
    kafamızdaki duvarları kaldıralım.

    zorunlu edit: sözlük hayatı dalga geçmeye ve linç etmeye dayalı olmayan ve de pink floyd'u en az benim kadar içselleştirebilmiş adamlarla gayet güzel bir şekilde konuşabilirim bu konuyu. lakin yukarıda yazmış olduğum yazımda en ufak bir değişiklik yapmayacağım. bence budur, böyledir. bir fikiri, bir projeyi ortaya çıkartmış bir kişiden bahsediyorum. bu psychedelic ruhu, yaşamı gruba empoze etmiş ve mecburen artık ayakta duracak hali kalmadığı için ağlaya ağlaya gruptan çıkartılan bir adamdan bahsediyorum. syd gruptan ayrılınca "bunlar bi bok yapamaz artık" denilerek ilk plak anlaşmaları fesh ediliyor hatta. "wish you were here" ve alayı bu adama ithaf ediliyor. grupla son karşılaşması zaten roadrunner records da wish you were here kayıtlarında oluyor. yahu bir düşünün konserde sahne ışıklarının üstüne yağ döküp sahneye değişik şekiller yansıtarak ve o zaman ki imkanlarla yapılmaya çalışılan yeni bir projeden ve beyinden bahsediyorum. bütün bu ışık gösterileri ve sahne şovları syd'in fikridir. yeni bir tarzın ilk oluşumu her zaman sancılı olmuştur ve fazla anlaşılmaz. gerçekten istenen imkanlar sağlandığında tadından yenmez bir hal alır. pink floyd'un syd dönemini bu yüzden sevmiyorsunuz. ama diğer saydığım, syd'den sonra yapılmış albümlerde her şey yerine oturmuştur ve floyd'un artık hatrı sayılır bir kitlesi ve kazancı vardır. adamın zamanında 5 dolara mal ettiği sahne şovunu şimdi milyon dolarlık aletlerle yapıyorlar. tabi sen günümüzde dinleyince syd döneminin kayıtlarını şarkılarını biraz tatsız bulabilirsin. laflarınızı bilerek konuşun lütfen "syd barrett goygoyculuğu" filan hiç hoş değil.
  • (bkz: bitmeyen syd barrett goygoyu)

    pink floyd'un syd barrett'ten tam olarak arındığında ancak "pink floyd" olabildiği gerçeği her albümde ayan beyan ortadayken, şu her metallica lafı geçtiğinde "cliff burton" diye hayıflanan adamlara dönmeyin ne olur.

    hayır, final cut, animals, dark side of the moon, bunların hepsi syd barrett'ın yaratmış olduğu fikirden doğmamıştır. hatta bu albümlerin müzikal kalitesi ile syd barrett zamanı albümün kalitesini karşılaştırdığınızda, syd barrett'ın asla o kadar kompleks bir yapıyı hayal dahi edemeyeceğini netlikle görürsünüz. ne pink floyd zamanında, ne daha sonra bunun sinyallerini vermiştir.

    edit: ha ummagumma'ya katılırım bak. onda etkisi vardır belki. ki o da bir boka benzeyen albüm değildir afederseniz.
  • syd barrett dönemi ile roger waters'ın sazı eline aldığı dönem arasında her şeyden önce farklı bir müzik türünün icrası vardır. dolayısıyla, pink floyd'un tüm kariyeri syd barrett'ın vizyonuydu diyebilmek için, elmalarla armutları karıştırıyor olmak gerekir.

    bu çapta hiçbir grup için, tek bir üyenin grubu temsil ettiği fikri savunulamaz. ama pink floyd özelinde konuşacak isek, syd barrett o grubun temsilinde son sırada bile gelmez. çünkü pink floyd'u pink floyd yapan dönemle yakından uzaktan alakası yoktur.
  • roger waters'ın animals albümünden itibaren yavaş yavaş kendisinin de inandığı, özellikle 80'li yılların ortasında gruptan ayrılırken açıkça belirttiği bir düşüncedir. bu yüzden pink floyd'un kendisi olmadan devam edemeyeceğini düşünmüş, ancak onun yokluğunda david gilmour yakın dostu olan müzisyenlere şarkı sözü yazdırarak a momentary lapse of reason'ı kaydederek yoluna devam etmiştir. tabii ortaya çıkanın yapay bir pink floyd albümü oluşu nedeniyle, roger waters bu konuda sert demeçler vermiştir. diğer yandan roger waters, radio kaos ve amused to death gibi başarılı solo albümler kaydetse bile, 70'li yıllardaki efsanevi pink floyd albümlerinin seviyesine ulaşamamıştır. roger waters olmadan grubun geri kalan üyeleri the division bell gibi başarılı bir pink floyd albümüne imza atmış olsalar bile dark side of the moon, wish you were here, animals ve the wall'un havası yakalanamamıştır.

    yani pink floyd'un roger waters'tan ibaret olduğunu söylemek pek doğru olmaz. ama david gilmour, nick mason ve rick wright üçlüsünün de beraber roger waters'ın yokluğunu hiçbir zaman aşamadıkları bir gerçek. en başarılı pink floyd albümleri daima bu dörtlünün roger waters'ın önderliğinde üzerinde beraber çalıştıkları zaman gerçekleşmiştir. bu bağlamda roger waters'ın grubun en önemli üyesi olduğunu, fakat özellikle david gilmour'un katkılarının da çok mühim olduğu sonucuna varabiliriz.

    zaten live 8'te roger waters'ın eski grup arkadaşlarıyla bir araya gelerek barışması ve biraz kendisinin de yumuşamasını sağlamıştır. o noktadan itibaren pink floyd'un sadece kendisinden ibaret olduğunu dair demeçler vermeyi bırakmıştır. hatta 2007 yılındaki bir röportajında ilk solo albümü the pros and cons of hitch hiking'in aslında bir pink floyd albümü olduğunu, sadece gitarda david gilmour yerine eric clapton'ın ve davulda nick mason yerine ray cooper'ın çaldığı şeklindeki demecinin hatırlatılması üzerine, "öyle mi demişim, çok provakatif olmuş" diyerek kendisinin bu sözünü tasvip etmediğini bile dile getirmiştir. nitekim 25 yıl aradan sonra çıkarmış olduğu ilk rock albümü is this the life we really want'ta grubun kendisinden ibaret olduğuna dair bir hırs görülmemekte.
  • türk toplumunun en büyük sorunlarından birine gönderme yapan baslik. aynı zamanda müzik alanında neden istikrarli guruplari da yaratamadigimizin nedenlerinden. yapilmaya calisilan bir ugrasin, bir isin arkasina surekli figuran bir "lider" yerlestirmek. pink floyd konusuna gelince grubun basarisinin nedeni (siki durun acikliyorum) grubun sinerjisidir (diğer her buyuk iste oldugu gibi). grubun sinerjisini yitirmesi ise bir kisinin "the wall" albumu cikarken grubun sinerjisini bozacak sekilde hareketlerinden dolayidir. (kim oldugunu biliyorsunuz) belki de zamani gelmisti. ha burda zit ornek olarak muzisyen degistiren bir cok grup gene basarili oldu denilebilir. ama cogu zaman o gruptaki her elemanın albume (sarkilari yazsin yazmasin, besteyi yapsin yapmasin) her daim katkisi vardir.

    gelelim bizim topluma ne zaman herkes "ben" olmayi birakip, biz olmaya daha cok ozen gosterirse daha basarili isler ortaya cikar. is hayatinda da boyledir bu, ben zirvede olmaliyim zihniyeti herkes tarafindan benimsendikce, o ekip mutlaka ya yerinde sayar ya da geriye gider.

    ilkokuldan beri bu kadar kollektif yapida bir eğitim, milliyetcilik asilanmasina ragmen is hayatina bu nasil yansimaz bunu hic bir zaman anlamadim.

    ozendigimiz avrupa medeniyetinin neredeyse her alanda basarili olmasinin nedeni bu bilince sahip olunmasidir(her ne kadar özel hayatta bireyselcilik on plana ciksa da, profesyonel yasamda bu tam tersi).

    muzige geri dönecek olursak misal camel. andy ward, latimer ve bardens varken olusan sinerji bambaska. ancak devami gene farkli bir yol.

    ozetle ne roger waters pink floyd'dur, ne john lennon beatles'dir, ne andrew latimer camel'dir. gruplara spesifik isim verilmesi de, bunu belirtmek icin sanıyorum.

    mis