şükela:  tümü | bugün
  • tarık tufan'ın yeni kitabının adı. bugün facebook hesabından duyurdu.
  • tarık tufan'ın ilk romanıdır. kendisi için ön sipariş verilmiş, tekrar tekrar okumak için bütün hafta sonu boşaltılmıştır.
  • tarık tufan'ın gün itibari ile satışa çıkan romanı.

    http://www.kitapyurdu.com/…&filter_name=tarık tufan

    kitapyurdu'nda ise ilk 100 kitabı 5 tl'ye satıyorlar, sevenlerinin kaçırmamasını dilerim.

    ben de aldım, okuduktan sonra burayı editlerim artık.

    edit:

    kitabı okuyalı bir süre oldu, gecenin vakti gezinirken de rastladım. öyle ağam şağam aman aman bir eser değil ama sonu dışında hoş, çok ani bitirilmiş olaylar, hikaye tam olarak kendini final babında bitirememiş, biraz eksik kalmış gibi.

    gerçi her hikaye, her insan da biraz eksik değil midir ?

    bir mahalleden olan, diğerine aşık olur. ve sonra her şey yavaş yavaş tepetaklak olmaya başlar.
  • dili akıcı olan ancak yer yer bir yerlere atıfta bulunacağım ve insanlar farkedip "oo burdan şuraya atıf yaptı, adama bak be" desinler diye yazmış hissiyatına kapıldım ki bu hissiyatı esasında en üst seviyesinde yaşatan murat menteş ten bahsemeden geçemedim. murat menteş ten benzerliğinden bahsetmişken tasvirlerindeki devrik yapılar ve aşırı zorlamaları daortak noktalarından. ama hakkını vermek lazım tarık tufan daha kontrollü.

    eleştiriler sonrasında "hiç mi beğenmedin?" sorusuna cevabım şöyle olur; dili akıcı (291 sayfalık kitap bir günde bitiriliyor), hikayesi farklı ve klişe olmayan bir son.

    --- spoiler ---

    "bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok." (s.13)

    "sokakta ille de bir şey olur. biz, bir şeylerin ansızın olabildiği yere sokak diyoruz çünkü." (s. 22)

    "insanın en iyi gizlenme yolu, gizlenmek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır." (s. 25)

    "gerçeklik aklımla oynayacak kadar beni hafife alacaksa bu kadarı nefsime ağır gelir." (s. 31)

    "derdi olanın, cümlesini tamamlamaya nefesi yetmez." (s. 33)

    "annenin ölümünün dilbilgisi, grameri olmuyor ki eda. insanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu." (s. 47)

    "geçmişten söz etmek, bende kaybolma hissi uyandırıyor. bir daha asla yolunu bulamama endişesiyle dolu kaybolma hissi." (s. 48)

    "bir şeyin zamanında konuşulması en az içeriği kadar önemliydi." (s. 70)

    "kadınların ağladıklarına sık sık şahit olabilirsiniz ama gerçekte ne için ağladıklarını sadece kendileri bilir."
    (s. 128)

    "yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçtıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir." (s. 233)

    --- spoiler ---
  • aşkım mı efendim mi ikilemine girmiştir. okudukça yeşillendireceğim.
    not: çok beğendim.
  • tarık turan'ın alınıp okunası romanı. özellikle muhafazakar bir ortamda yetiştiyseniz eğer; kafanızda yer yer bir takım sorular, ikilimler oluşur. işte tarık tufan bunu kitabında çok iyi yansıtmış. bazı monologlar gereksiz uzatılmış ama kitabın bütününe baktığınızda bu çok da fazla göze bakmıyor, kitabın akıcılığı sayesinde hissedilmiyor.
  • muhafazakar bir ailede büyümüş biri olarak içimde yaşadığım kısır döngüleri en yalın haliyle özetleyen tarık tufan'ın son romanı. muhafazakar ortamda birçok davranış iyi-kötüden ziyade daha çok günah-sevap şeklinde yorumlanır, haliyle hep ikilemde kalırsınız. iyilik yaptığınızı düşünürken bir anda, ulan bu günahtı ama diye kalırsınız, sonra da içinizde bir kısır döngü başlar. bu kitapta o kısır döngüleri çok net bir şekilde gözlemleyebilirsiniz.
  • biri çıksın devamı gelecekmiş haberin yok mu senin desin ve bitsin içimdeki bu yarım kalmışlık hissi. --- spoiler ---

    okurken çok etkilendiğim ve bir sonraki bölümde belki bununla ilgili bir şeyler çıkar diye hiç durmadan okumama sebep olan noktalara değinmeden bitirivermiş. ya da ben fazla esrarengiz olaylar bekledim. halil coşkun'un ölümü olsun, baki semih'in savaş'ı nasıl etkisiz hale getirdiği olsun ne bileyim işte insan bir şeyler bekliyor.
    --- spoiler ---
  • kitap hakkında dağınık notlar;

    - sonu çabucak bitirilmiş bir roman algısı oluştu bende. bir röportajında "üzerinde çalıştığım kitabı(şanzelize düğün salonunu kast ederek) bitirmeye çalışıyorum ama çok uzun yazamıyorum. bu da benim aşmam gereken seyr u süluk herhalde " demiş olması nedeniyle böyle düşünmüş olabilirim, bilmiyorum.

    - ihsan oktay anar'ı kızı mutlu etmek amacıyla izmir'e gidip söyleşi için davet ettiği bölüm kendisi olmasa bile bir arkadaşının başından geçen gerçek bir olay bence.

    - romanının temel sürükleyicisi olan gönül meselesi muhafazakar gençlerin güdüleriyle inançları arasında oluşan çelişkinin neden olduğu gerilimden başka bir şey değil ve yazarın da dahil olduğu güruh bunun farkında değil zannımca. bütün o beraber ölelim, ah o saçların güzellemeleri tamamen baş karakterin kızla halvet olamamasından kaynaklı. tarık tufan'ın ot dergisi'ndeki bir yazısını hatırladım tam burada. penye sattığı dükkana gelen bir kızın unuttuğu tişörtü koklayan islamcı genç daha önce güdülerini pratiğe dökse tişörtten romantizm karmaya kalkışmayacaktı mesela.

    - kimsesi kalmayanlarla sohbet edecek insanlar temin eden şirket örneği giorgos lanthimosun alpeis filminde işlediği konunun farklı versiyonu gibi. merak edenler izleyebilir. (bkz: bunu alan bunu da aldı)
  • vedaların ve gidişlerin çelişkilerine, tercüman olmuş gibi bazı satırlarında:

    ...gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. oysa zaten bir şey unutmak için gider insan. giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok daha büyük bir şeyi unutmak için gider. geride kalanların ne anlamı olabilir ki?

    ...yol, insanın araf duygusunu en çok hissettiği yer sanırım; bir yerden bir yere giderken aslında hiçbir yerde olamamak halini yaşıyorum. iki mekan arasındaki hiçlik, iki hal arasıdaki yokluk. iki menzil arasındaki zaman boşluğu.