şükela:  tümü | bugün
  • majestelerinin basketbolu ilk bıraktığı dönemde takımı sırtlamış giderken bulls'un galibiyeti garantilediği bir maçta etrafı izlemektedir, kameranın yakın çekimde kendisini çektiğini görünce birden ayakkabısının altını gösterir; air jordan 'ın altında tüm haşmeti ile beliren jordan figürünü de kameraya gösterdikten sonra yüzüne yayılan geniş gülümseme eşliğinde ekselanslarının dönmesini ne kadar çok istediğini belli eden bir üslupla "gel" işaretini de yapar ve kendisiyle ne kadar barışık olduğunu, egonun nasıl yenilebileeceğini herkese ispatlar. çok ama çok büyük basketbolcudur.
  • yanılmıyorsam reggie miller, zamanında bu adam hakkında, "bir maçta yalnızca dört sayı atarak o maçı domine edebilecek tek oyuncu." demişti..
  • bu sezon bir boston celtics maçında dip çizgiden top çıkarırken kendisini savunan paul pierce sırtını dönüp pasın gideceği oyuncuya double team yapmaya kalkınca, topu pierce'ın sırtına atmış, sonra sahaya girip sırttan seken topu alarak smaçlamış, arada izleyenlerin* akıllarını almış, bir defa daha takdirleri toplamıştır*
  • o bohem, o siklemez tavirli bakislari ve bu bakislara mutekaib gelistirdigi sakiz cigneme tarziyla jordanli bulls donemlerinin efsane insaniydi.. hatta ikinci adamcilarin ugrak noktasiydi. emekcilerin pa$asiydi.. iktidardakilere her zaman semi-sempati beslemis olanlar basarida hep ikinci adam arayanlarin ugrak adresiydi.. savunma insaniydi, en derin duygularin insaniydi skati abimiz.
  • nba de en sevdiğim basketbolcu
    bi basketbolcuda (hatta sporcuda) olması gereken bütün özellikler mevcut kendisinde (fizik, akıl, kıvraklık, çeviklik, soğukkanlılık)
  • michael jordan'dan sonra bir basketbol sahasında oynayışını izlemeyi en çok özlediğim insan. ismi her zikredilişinde geçmişe gidip çocukluk yıllarımı, basketbolu ilk oynadığım ve bu oyunu tanıdığım zamanları, nba ile ilgilenmeye başladığım yılları, chicago bulls'da kazanılan her başarının ardından micheal jordan'ın ilk ona sarılışını hatırlarım..

    bugün hala nba'i takip etme alışkanlığından kopmuş değilim, ama hiç bir şey bana o zamanlardaki gibi zevk vermiyor. pippen'i basketbol oynarken son kez izlediğim günlerde bir play-off maçında diz sakatlığından dolayı sahaya giremediğini ve saha kenarından kaslarının ısınması ve esnekliğini kazanması için sürekli bisiklet çevirişini anımsıyorum, keşke demiştim oyuna girse de izlesem; bu kez bulls forması giymeyecek (blazers'taydı), yanında jordan olmayacak, belki asla o efsanevi basketbolunu oynayamayacak (bkz: michael jordan scottie pippen ikilisi), ama sonuçta basketbolu bilerek ve hakettiği şekilde oynayacak bir süper star olacak sahada diye düşünmüştüm.

    pippen o günden sonra son sezonu için eve* döndü. takıma abilik yapması için, babybulls'u büyütmek için, ancak yorgun dizleri onu taşımadı ve sezonu çok az sahaya çıkarak tamamladı ve emekli oldu. 33 numaralı forması geçen ay emekli edilerek, bulls'un şanlı tarihinde, united center tavanına çekildi.

    bütün bunları neden yazıyorum? çünkü az önce onun nba.com'da kobe bryant'ın 81 sayılık performansı ve onun majesteleriyle kıyaslanması hakkındaki yazısını bir daha okudum. neden bilmiyorum ama bu yazıyı (bkz: http://www.nba.com/blog/blog30.html) okurken gözlerim doluyor benim. bu yazıyı bir çok bulls ve jordan nefretine sahip insan tarafından jordan'ın ikinci plana attığı, ondan hoşlaşmadığı, onun hakkını yediği şeklinde tasavvur ettiği scottie pippen yazmış. o hepimizden daha çok biliyor nba'i de, bu oyunu da, savunma anlayışlarını, oyun farklılıklarını da; elbette michael jordan'ı da, ve son olarak lakers'da asistanlık yaptığı üzere kobe bryant'ı da. dediklerinin üzerine yorum yapmaya gerek bile yok.

    benim söylemek istediğim sadece, ben pippen'ı özledim, sahada rakiplerin ona korkuyla bakmasını, önceki hücumda yapılan bir top kaybını, bir anda savunmada bitip rakibe hücum faul yaptırarak telafi edişini özledim, jordan 50 sayı atarken bile kenarda ben burdayım deyişini ve hiç bir zaman bulls dynasty'de bir one man show izlettirmeyişini özledim. ben scottie pippen'ı izleyerek onun oyununa müteakiben michael jordan'ın gelmiş geçmiş en iyi oyuncu mertebesine yükselişini özledim. ben michael jordan'ın kendisine ölümüne savunma yapılırken, yaka paça ve zaman zaman yumruk, dirsek ve darbelerle durdurulmaya çalışılmasını* özledim, michael jordan'ın 40 derece ateşle çıktığı nba final maçında (utah jazz'e karşı) takımına galibiyeti getirdikten sonra scottie pippen'ın kollarında bayılmasını görmeyi özledim. jordan ve pippen'ın o altın basketbol topunu* bulls formasıyla havaya kaldırışını özledim... kobe 81 sayı atmış, ne önemi var?
  • bulls'da oynadığı dönemlerde ara ara ulen bu herif galiba michael jordandan iyi... diye düşündürten. chicago'da tüm zamanlarda en çok top çalan oyuncu ünvanını alan. yanılmıyorsam iki kez de deffensive player of the year seçilen adam.
  • bir chicago bulls - utah jazz nba finalinde utah jazz'in ''postaci'' lakapli forveti karl malone'ye serbest atislar oncesi ''postacilar pazar gunu calismaz'' diyerek malone'nin iki atisi da kacirmasina sebep olup!, sampiyonlugu kendi takimina hediye etmesiyle de ayriyeten unlu olan oyuncu.
  • kukoc henuz bulls'a gelmeden evvel, hirvat hakkindaki soylentiler ve ovguler oldukca artmi$ti windy city perimetresinde. olimpiyatlarda abd takiminin bir macinda kukoc'u "bu adam benimle kar$ila$tirilamaz" dercesine savundu. fakat toni sonradan bulls'a geldi ve arkada$ da oldular zaman icerisinde. bu oyku de burda bittii kuzucuklarim.
  • scottie pippen'ı keşfeden insan onu şu sözlerle anlatmıştır:
    "maçta topu kaptı. gitti ve sağ eliyle süper bir smaç bastı. hemen ardından yine top kaptı ve bu sefer sol eliyle yine süper bir smaç bastı. işte o zaman bu adamın yeteneğini anladım"