şükela:  tümü | bugün
  • benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
    öylesine sıkıcı ki, dayılar stüdyoda takılmışlar sanırım.
    2 parça** dışında gerisi jenerik metal.
    yani ticari bir albüm bile değil.
    bu kadar zamana ve emeğe yazık olmuş.
    bu albümde herhangi bir hedef olduğunu sanmıyorum.
    ticari, devrimci, duygusal, içe dönük, kişisel, ateşli, avant-garde, play it safe, traditional, basmakalıp, deneysel, türler arası, mistik, gizemci, içrek vs. bile değil. herhangi bir şey denenmemiş bile.
    resmen uzay boşluğuna sallanmış kişiliksiz şarkılar.
    iron maiden'in zamanı geçmiş olarak kabul edemem ama adamların maneviyatı taşa dönüşmüş.
    yeni fikirler, yeni patlamalar, büyük yıkımlar, yangınlar ya da fırtınalar yok yaşamlarında. heykelleşmişler.
  • bu yaz kendilerini canlı dinleyeceğim ve bu albümdeki şarkıları canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum. bu kadar beklemeye değmiş bir şaheser. tek tek incelemeye gerek yok, kulaklığınızı takın ve belki de son kez bu güzel insanlarla beraber çıktığınız yolculuğun tadını çıkarın!
  • iron maiden fanı değilim, hiç olmadım. elbet benim de sevdiğim gruplardan oldular her zaman. ancak buradaki pek çok fanın aksine özel olarak bir duygusal bağım hiç olmadı grupla. albümü iki gündür işe gelip giderken dinliyorum - hafta sonu evde kulaklığımla evde tam bir mesai harcayacağım. albümün bende uyandırdığı ilk hissiyatın ışığında bazı arkadaşlara sormak isterim; yine neyini beğenmediniz lan albümün?

    bu sabah the parchment'ı sonuna kadar dinleyebilmek için işe gelirken arabayla yolumu uzattım. muazzam şarkı olmuş. lost in a lost world zira yine acayip yükseldiğim bir diğer beste. çoğvu iron maiden fanının burun kıvırdığı, benimse çok sevdiğim the x factor zamanlarını hatırlattı bazı şarkılar bana. yayınlanan ilk tekli olan the writing on the wall bende pek heyecan uyandırmamış, albüme dair fazla bir beklenti içerisine sokmamışken albüm şimdilik beklentilerimin çok üzerinde bir etki yarattı bende. hafta sonu daha detaylı bir şekilde evirir çevirir dinlerim artık.

    70'ine merdiven dayamış adamlardan beklentiniz ne abi?

    edit: album güzel. sorun sizde.
  • son albümleri olacak ise, ki bruce'un sesine ve harris'in yazabildiklerine bakarak bunu söylemek mümkün, grubun kendi kariyerine bunu yakıştırıp çıkarabildiğine şaşırdım açıkçası.

    "bu yaşta ancak böyle albüm çıkarabilirler" tezini black sabbath 13 ile yerle yeksan ettiğinden beri, yaş mefhumunu bu tür grupların mazereti olarak görmüyorum. demek ki bir grup, hangi yaşta olursa olsun, kariyerinin en görkemli yıllarının denginde albüm çıkarabiliyormuş.

    son 1-2 albümdür harris'in düsturu olan "niteliği yakalayamıyorsak nicelikten yürüyüp göz boyayalım" taktiği senjutsu'da da karşımıza çıkıyor. sırf şarkı sayısını arttırmak ve şarkı sürelerini uzatmak için eklektik parçalar kaydetmişler. şarkıların bir bütünlüğü yok.

    mesela hell on earth diye bir şarkı var. albümde eli ayağı düzgün az sayıda şarkıdan biri. fakat steve harris öyle kaçak güreşmiş ve dinleyiciyi şarkının kendisiyle değil de süresi ile etkilemeye öyle çabalamış ki, şarkının başındaki 2 dakikalık intro ve sonundaki 1,5 dakikalık outronun şarkıyı baltalamaktan başka bir işlevi yok.

    dinlemeye başladığınızda o kadar sıkılıyosunuz ki, "aynı tempoda aynı melodi ile 2 dakika intro mu olur? 30 saniye yeterdi" diyorsunuz. sonra şarkı başlıyor ve o şarkı ile yakından uzaktan alakası olmayan intronun 30 saniyesinin bile gereksiz olacağına kanaat getiriyorsunuz. sanki müşteri hizmetlerini aramnışsınız da, temsilciye bağlanana kadar şirketin size çıngıl dinletişi hissiyatı sarıyor bünyeyi.

    hele cd'de plakta dinlerken imkan yok bu zaman kaybına tahammül edemem. bir elim değerse oraları kesip öyle dinlerim dinlersem bundan sonra.

    yine time machine'de de ilk dörtlüğün sonunda bitmesi gereken introyu bir yarım kıta daha uzaratak sündürüyorlar.

    onun dışında bu kadar üstün körü ve özensiz solo atılan başka bir maiden albümü hatırlamıyorum.

    sonuç olarak maiden diskografisinin efsane 5 albümünün ya da çok iyi başka 5 albümünün arasına giremeyecekse de; dance of death, the final frontier ya da no prayer for the dying gibi rezilliklerin üzerinde yer alır sıralamada.

    tekrar başa dönersek; eğer maiden'ın bu son albümü ise keşke beatles'ın let it be'yi kaydettikten sonra fark ettiği "bu bize yakışmaz" hissiyatı ile bunu bir kenara koyup yenisini, kendi "abbey road"larını kaydetselerdi.

    üstelik bunun gibi konserler arasında aceleye gelmiş de olmayacaktı o. pandemi sürecinde sakin sakin, üzerinde düşünerek, ortaya nitelikli bir iş koymuş olacaklardı.
  • dinledikçe seveceğiz umarım.
  • ilk bir kaç dinlemenin ardından, neredeyse her parçanın başındaki uzun introları anlamsız bulduğum albüm. bu kısımlsrı genelde geçme ihtiyacı hissediyorum. bunun haricinde beğendiğim bir albüm, hatta oldukça sevdim diyebilirim. en çok dikkatimi çeken parça "death of the celts" oldu.
  • 3-4 tur dinledim , ilk dikkatimi çeken şarkılar the wiriting on the wall dışında özellikle the parchment ve hell on earth süper olmuş
  • bence brawe new world sonrası çıkan en güzel maiden albümü.

    2000 yılında brawe new world albümü çıktığında 12 yaşındaydım. müzik markette maiden kaseti görmenin verdiği şaşkınlık ve heyecanla hemen almak istedim ama param yetmemişti.
    hemen eve dönüp en iyi video oyunlarımdan iki tanesini alıp ikinci el oyun ticareti yapan bir dükkana satıp parayı denkleştirerek albümü almıştım. yani konu iron maiden olduğunda benim objektif olmam mümkün değil.

    bu kadar çok sevmeme rağmen oturup baştan sona severek dance of death'i toplamda herhalde 10 dan fazla dinlememişimdir. a matter of life and death'i ise daha da az. hele the final frontier'i baştan sona 2 kez bile dinlememişimdir.
    bu albümler arasında bir tek the book of souls da ki empire of the clouds en sevdiğim maiden şarkıları arasına girebilmiştir.

    rime of the ancient mariner'ı number of the beast'ten daha çok seven benim gibi bir insansanız bu albümdeki bir çok şarkıyı çok sevebilirsiniz.
    gereksiz uzun intro eleştirisine katılıyorum ama benim için keyif kaçıracak kadar ciddi bir şey de değil.

    maiden son albümlerinde yapmak istediği şeyi bu albümde tam olarak yapabilmiş bence. "klasik heavy metal'i" bir üst seviyeye taşıdıklarını bile söyleyebilirim. albümdeki ensturman zenginlği gerçekten üst seviyede.

    ikinci bir the trooper beklentisine girerek albümü baltalamayın, keza artık the trooper gibi parçalar yapamaz ve bana soracak olursanız yapmak da istemezler.

    edit; imla.
  • iron ve maiden ve orta çağ japonya'sını çok severim. yani albüme öyle bir isim seçelim ki sinan mutlu olsun deseler ancak ortaya böyle bir şey çıkardı. bu nedenle samurai eddie'yi gördüğümden beri albümü iple çeker oldum. ayrıca iron maiden gibi dev bir grubun albüm yayınlaması zaten başlı başına bir olay o nedenle lafı çok da uzatmadan incelemeye geçmek istiyorum.

    --- spoiler ---

    1) senjutsu

    iron maiden şarkılarında benim en sevdiğim noktalardan biri melodik intro'lardır. bu şarkı ise albümü farklı bir şey deneyerek açıyor. daha kendini tekrar eden ancak sözü çok uzatmadan sadede gelen bir tavrı var açılışın. burada belki şikayet edebilirdim ama bateriyi ön plana aldıkları için çok da mutsuz değilim bu tercihten. çünkü maiden şarkılarında evet bateri kütür kütür duyulur ama genelde daha geri plandadır. bu şarkıda ise bateri ana riff'le diyalog halinde. o nedenle noob bir baterist olarak şarkıdan keyif aldım diyebilirim.

    senjutsu'nun asıl parlayan noktası ise soloların ve vokalin tavrı. iron maiden'ın savaşlar, zaferler ve yenilgiler gibi konularla ilgilendiğini zaten biliyoruz. bu şarkı da mesela the trooper'la benzer konulardan bahsediyor ancak melodinin hissiyatı tamamen farklı. senjutsu olayları sözlerden ziyade gitarlar ve vokalin tonuyla anlatmayı tercih etmiş. ve şarkı size tamamen pirus zaferi hissiyatı yaşatıyor. kazanılan ya da kaybedilen bir şey var ama sonucun değişmeyeceği özellikle bruce dickinson'un inişli çıkışlı söylediği kısımlarda hissettiriliyor.

    2) stratego

    bir önceki şarkıda intro meselesinden bahsetmiştik. bu şarkıda ise o bölüme özel bestelenen intro fikrini komple çıkarmışlar. şarkının genel akışı da çok sade yazılmış. hem bateri hem gitar kısmını kolay bir şekilde çözebiliyorsunuz, yine de şarkının çok akılda kalıcı olduğunu söyleyemem.

    ancak şarkının hissiyatı güzel. açılışı yapan senjutsu'da mücadele konusunda daha nihilist bir tavır olduğundan bahsetmiştik. bu şarkıya ise yenildik ama mücadeleye devam ediyoruz havası hakim. özellikle bruce dickinson'ın vokalleri bu havayı çok güzel şekilde yansıtıyor. solo kısmına gelecek olursak da burada yapılan çalışmanın ne kadar etkili olduğu tartışmalı. çünkü şarkının geneline yayılan akılda kalıcı olamama durumu burası için de geçerli.

    3) writing on the wall

    bu şarkı hakkında daha önce yazmıştım. uzun versiyonu burada. (bkz: #126521844) kısaca bahsetmek gerekirse de şarkının irlanda kökenli melodisini sevdim diyebilirim.

    bir de single'ı ilk dinlediğimde nasıl bir albüm geleceğinden çok emin olamamıştım ama bu entry'i yazarken şarkıyı tekrar dinliyorum da gerçekten giriş, gelişme, tema ve uyum olarak muhteşem bir parça bence bu.

    4) lost in a lost world

    bu şarkının cidden ilginç bir akışı var. çok sakin yaptığı girişten sonra fazla sert bir riff'le devam ediyor. bateriye kulak verdiğimizde de şarkının daha çok albüm için kaydedildiğini anlayabiliyoruz. çünkü fark edeceğiniz üzere ritim kısmı biraz ters ve konserde falan çalarsanız insanların eşlik etmesi çok kolay değil. bu da başlarda beni şarkıdan uzaklaştıran noktalardan biri oldu açıkçası.

    ancak yaklaşık dördüncü dakika civarında başlayan riff tam anlamıyla iron maiden karakteristiğine sahip diyebiliriz. keşke bu şekilde de devam etselermiş ama riff'in arasına ekledikleri bateri kısımları uyumu çok bozmuş. bir de solonun net söylediği bir şey yok. o nedenle bu şarkıda grubun farklı katmanları bir araya getirmeyi denediğini ancak bölümler arasında uyumu yakalayamadığını söyleyebiliriz.

    5) days of the future past

    şimdi grup üyeleri 70'ine merdiven dayamış durumda. o nedenle belli bir oranda performans düşmesi bekliyor insan. ki bundan önceki 4 şarkıda bruce dickinson eski haline göre daha sakin bir tarz benimsemiş ama bu şarkıda o yukarı çıkışlarını ve ses inceltmelerini kullanıyor bire bir. şarkının geneli ise diğer örneklere göre daha kısa. ancak albümün ilk yarısına göre başından sonuna kadar maiden imzası taşıyan hoş bir kayıt olduğunu söyleyebiliriz.

    6) the time machine

    grubun ikonik introlarında şöyle bir mantık var. normalde burada gitar riff'leri ön plana çıkar, vokal de atmosfere katkı sağlamak için eşlik eder gidişe. bu şarkıda ise öne çıkan vokaller oluyor ve gitarlar onu takip ediyor. bu nedenle grubun denediği farklılıklar ortaya çıkıyor.

    intro'nun bitişinden sonra başlayan bölümde gördüğümüz üzere bu şarkıya da eşlik etmek falan çok kolay değil. mesela bunu büyük bir kalabalık önünde çalarsanız insanlar neye göre headbang yapacak neye göre hareket edecekler anlayamazlar. yine de bu durum kısa sürüyor ve bu sefer lost world'ün aksine geçişler daha uyumlu geliyor kulağa. hatta şarkının yarısından itibaren enerjisi yüksek vokaller ile birlikte kayıt, eski maiden kayıtlarını andıran bir havaya bürünüyor.

    7) darkest hour

    iron maiden gerçekten depresif şarkı yazmayı iyi biliyor. darkest hour için de bu albümdeki en ağır atmosfere sahip şarkı diyebiliriz rahatlıkla. her ne kadar introsu daha yükselecekmiş gibi başlasa da sözlerin başlamasıyla birlikte kaydın niyetini anlayabiliyorsunuz.

    şarkının bi ilginç yönü de şu; ben bu yazıyı yazarken bi yandan şarkıları üst üste dinliyorum haliyle ve darkest hour'a bu şekilde girince insanı cidden duman edebiliyor. yine de mesela koca bir alanda 20bin kişiyle bu şarkıyı söylemek aşırı güzel olurdu. onu da fark edebiliyorsunuz. bir de daha önceki şarkılar için soloların pek akılda kalıcı olmadığından ya da şarkıların bölümleri arasında genel bir uyum sorunu olduğundan bahsettik ancak bu darkest hour'da geçerli değil kesinlikle. özellikle bitime yakın gitarların ve vokalin beraber gittiği kısım dehşet iyi şekilde düzenlenmiş.

    8) death of the celts

    bu şarkı da albüm karakterine uygun şekilde görece mütevazi ve aynı notların tekrar ettiği bir intro ile açılıyor. ancak şarkının kendine has şahane bir tarzı var. o da sözlerin başladığı bölümde ortaya çıkıyor. bu kısımda şarkının ana melodisi ve vokallerin iniş çıkışları orta çağ balad'larını andırıyor ancak maiden aynı yapı içinde metal esintileri ekliyor. bu tabi ki daha önce yapılmamış bir şey değil ancak yine de şarkıya farklı bir atmosfer kattığını da belirtmek lazım.

    yine de şarkıda bazı uyumsuzlukların olduğunu da görebiliyoruz. evet farklı atmosfer iyi hoş da şarkının ortasında kendisini tekrar eden kısım bir nebze can sıkıcı. yani uzun bir partisyon devam etse anlarım ama geçiş kısmı olacak ufacık bir bölümün tekrar tekrar çalınması bence dinleyiciyi bir nebze eksiltiyor burada.

    9) the parchement

    bu şarkının başlangıcındaki tehditkar atmosfer çok hoş. bir an için bu yapılan tekrar can sıkıcı gibi görünüyor aslında ama o atmosfer vokallerde devam edince şarkı kendi karakterini bulmuş oluyor.

    bir de bu şarkıya normal bir kayıt olarak bakmamak lazım. burada amaç düz bir şarkı yazalım değil tamamen altyapıyı kurup üzerine fanların beklediği uzun solaları yapıştırmak. ki şarkının yaklaşık yarısı falan gitar solo. o nedenle şarkıyı dinlerken bol bol air guitar yapıyorsunz zaten.

    10) hell on earth

    benim albümdeki favori şarkım en sona kalmış. neden favorin bu şarkı diye soracak olursanız, derim ki tamam değişiklik iyi hoş ama iron maiden deyince insan ister istemez eski albümlerin tadını arıyor. senjutsu'da diğer albümlere koysanız sırıtmayacak tek kayıt da bu heralde. mesela diğer şarkıların sürekli tekrar eden kısımları görece sönüktü. bu şarkıda tekrar eden kısım yok mu? var ama davulundan gitarına tüm enstrümanlar kütür kütür aktığı için bunu çok kafaya takmıyorsunuz.

    solo kısmına gelecek olursak yalnız o biraz sıkıntılı. çünkü şarkının genel akışı çok yüksek. mesela elinize iki tane kalem alın soloya gelen kısma kadar ritme eşlik edin yorulursunuz. buna rağmen ilk soloya başladıklarında hız giderek düşüyor. ki daha şarkının ortasındayız, normalde yükseliyor olmanız lazım. belki kaydı 11 dakika 19 saniye yaptık dinleyen adam yorulmasın diye düşünmüş olabilirler ama bundan önceki albümlerde şarkı uzun da olsa nasıl başlarsa öyle gidiyordu gayet de. bir de şarkının ikinci solosu tam uyumlu aslında. belki ilk soloyu hiç eklemeden devam etmek ya da madem hız düşecek birinci soloyla ikinci solonun yerini değiştirmek daha mı mantıklı olurdu sanırım.

    --- spoiler ---

    benim albüm hakkında notlarım bu kadar. albümde yapılan bazı tercihler canımı sıksa da sonuçta iron maiden albümüdür yani. hiç yayınlamayabilirlerdi de. bi de öyle bakmak lazım. ayrıca grup için artık bir hallowed be thy name, the trooper, dream of mirrors beklemek çok da mantıklı olmayabilir çünkü yani geldiler artık kaç yaşına. ayrıca beklenti yüksek olduğu için başta albüm biraz geride kalmış gibi görünse de şarkıları tekrar tekrar dinleyince güzellikleri ortaya çıkıyor. bu nedenle ben genel olarak senjutsu'yu beğendim diyebilirim.
  • ilk iron maiden albümünü 29 yıl önce satın almış, neredeyse 30 yıldır iron maiden dinleyen, blaze’li kadrosuyla dahil 6 kez canlı izlemiş bir iron maiden fanıyım.
    bugün yazılanlara bakınca içimin rahatladığı albümdür. 2 gündür eksi sözlük denen güngören esenyurt gençliğinin cirit attığı sanal kıraathenede bu albüm bu kadar beğenilmiş olamaz bu işte bir yanlışlık var demiştim.

    meğer bizim keko tayfa albümü 1 gün geç keşfetmiş ve bok atmaya bugün başlamış. 10 sene önce sözlük kaliteli insanların fikirlerini yazdığı bir yerdi, şimdi ise kanzuk’un san fransisco’daki hayatını sponsor edebilmek için özkardeşler kıraathanesine dönüştü.

    kaliteli olan herşeyin burada yerilmesi ve boktan herşeyin de övülmesi klasik hale geldi. örnek olarak ezhel/killa hakan benzeri müptezellerin yaptıkları şarkı adı verilen sıçmıklara kaç entry yazıldığına bakabilirsiniz.

    üstteki yazarın da dediği gibi brave new world’den sonra yapılmış en iyi iron maiden albümüdür.

hesabın var mı? giriş yap