şükela:  tümü | bugün
  • hayatımda duyduğum en acı replik.

    1 seneyi geçkin bir süre önce, "malatya yetimevinde çocuklara yapılan işkence" başlığında incelenmiş olan iğrenç olayları hepinizin hatırladığını biliyorum. hatta birçoğunuz günün başlıkları içinde bunu görünce hatırladınız. hatırladınız öyle değil mi? ne kötü. çünkü hatırlamak için unutmanız gerekir.

    ufacık kimsesiz çocuklar. başlı başına bir üzüntü kaynağı. ailevi sorunları olan insanları bilirsiniz, biz sözlük yazarlarının en büyük ortak paydası da bu belki de. düşünün ki sorunlu da olsa aileleri olan insanlarız çoğunluğumuz. yine de psikolojimiz pek düzgün değil. bu çocukların para karşılığı annesiymiş gibi davranan insanlara anneleriymişçesine uyum sağlamaya çalışmaları yeterince büyük bir sorun değilmiş gibi; ufaklıklar bir de "anne" dedikleri defolu insanlar tarafından işkenceye maruz kaldılar. kafa kafaya tokuşturulan çocukların ağlarken yüzlerinde beliren acıyla karışık travmatik ifade çıkmaz aklımdan; o sızıyı ben de hissederim belki burnumda ama.

    kızlı erkekli sürü halinde banyoya sokuldular ağlayarak; hiçbir zaman bilemeyeceğiz haşlanmadan önce üşüdüklerinden mi, korktuklarından mı, yoksa her ikisi yüzünden mi titrediler. hayatımda yemediğim ve atmadığım kadar dayağa bir haber programında tanık oldum; "dayanamaz bir bünye bu kadarına, sinirlerine ne olmuş bu gariplerin?" dedim kendi kendime. duymadıkları hakaret kalmadı; anlamlarını birkaç sene sonra öğrenebilecekleri küfürler belleklerine kazındı. biliyorum sırf türkiye'nin değil, dünyanın birçok yerinde var şiddet. ah, biz ve bizim ruhsal dinamiklerimiz diyelim değil mi...

    hadi "ilkellik içimizden geliyor n'apalım" dedik, bunun arkasında sığındık sefil ve rezil bir şekilde; ya devamındaki iğrençlikler silsilesine ne uyduracağız?

    bir sürü anne çıktı bu skandal patladığı sırada, gönüllü annelikten bahsettiler, bilinçlenmeden bahsettiler, bir "anne"nin ne olduğunu, ne olması gerektiğini anlattılar. sonra ne yaptılar? hiç. amaç neydi? "bizler öyle anneler değiliz" demek. onlarca dernek basın toplantısı yaptı, "kovalayacağız olmaz böyle şey" dedi. sonra ne yaptılar? hiç. amaç neydi? "böyle bir dernek var bakın kayıtsız kalmıyoruz duyarlıyız da..." demek. devlet ibişleri ulusa seslendiler, "gereği yapılacak" diye zihniyeti değiştirmek yerine birkaç kişiyi uçuracaklarını duyurdular. sonra ne yaptılar? hiç. amacı söylemeye gerek yok. insanımız her yerde bunu tartıştı, küfürler etti; erkeklerimiz "sabahlara kadar şey edeceksin bunları", kadınlarımız "saçlarını başlarını yolacaksın" dedi. ne yaptılar peki? hiç. amaç neydi? içlerindeki o çakma ebeveyni bastırmak ve yapmacık empatiyle karma polisini kandırmaya çalışmak. deşifre, "yılın habercilik olayı" dedi. "işkence edilen çocukları utanarak yayınlıyoruz" demek yerine bu olayın gerçekleşmesinin üstünden bir başarı yakaladıkları için sevindiler. sevgili malatya halkının çoğunluğu da, illerinde bir genel ev olmamasından yakınan duyarlı insanlardan oluşmakta. ne güzel bir tablo.

    ne zaman tiksineceğiz kendimizden, lütfen? ne zaman anlayacağız değişmesi gereken asıl zihniyeti? ne zaman kurtulacağız bu orlon yumağından? ne zaman sırf sızlanmamış olmamak için sızlanmayı keseceğiz? ne zaman o çocukların topluma kazandırılmasının çok zor olduğunu kabullenip en azından yenilerinin olmaması için bir şeyler yapacağız? ne zaman başkalarının hatalarını telafi etmenin değil tekrarlanmamasını sağlamanın önemli olduğunu fark edeceğiz? toplumun üzüntü ve kaygısının asıl sebebinin o çocukların büyüyüp kapkaççı, yankesici, katil çıkıp ucunun kendilerine dokunmasından korkmak olduğunu; bizim, o yetişmesinden endişe duyduğumuz nesilden beter olduğumuzu söyleyebileceğiz? bu kokuşmuş sentetik empatiye karşı daha ne kadar tutacağız burnumuzdaki mandalları? hiç mi acımıyor, nasır mı tuttu yoksa? bu sanrılardan ne zaman sıyrılacağız.

    o bıdıksa kim bilir ne yapıyor şimdi. iskeletor gibi insanların arasında büyüdü(!) ama o "sevsene beni" diyor hala. sanki birisi bi' kere sevmiş zamanında da, tadı damağında kalmış, "hadi sev beni" diyor. susuz kalmış balık gibi kıvranıyor bunu derken. aslında siz de sevmediniz o çocuğu; acıdınız ve gelecekten korktunuz. o'nu iteleyen kadından bir farkınız yok esasen. gerçek olmanızı beklemiyorum da; en azından gerçekçi olmayı deneyin. teletabilerle dalga geçmeyin, bırakın da sarılsınlar sıkı sıkı.
  • bazen yalnızlıktan çıldıracak hale gelen bir insanın karşı cinse kurduğu cümle de olabilir. sevilmek ve yalnızlığını noklatalamak ister artık o kişi.
  • ınsanin en dipteyken kurabilecegi cumle. baska turlu nasi aciklanir ki bu muhtaclik...
  • (bkz: öpsene beni)
  • olmayınca olmuyor diye de cevap verilebilecek cümle.
  • canima kiymadan sevsene beni dizesiyle on plana cikan , orta anadolu ezgileriyle bezenmis bir güllü sarkisi .

    içimden geçeni gözümden anla
    ben sana demeden canım bilsene beni
    dumansız yangın bu yürekte yanar
    kül olup gitmeden görsene beni

    mevsimsiz açıldı
    sevda güllerim
    incitip kırmadan
    dersene beni hangi çılgınlıgı iste yapayım
    hangi imkansızı sana sunayım
    ugrunda kölemi söyle kulun olayım
    canıma kıymadan sevsene beni

    elde değil sevdim seni
    ister hor gör ister deli
    bu kalbimi sana verdim sevsene beni canım
    çok sevdim seni..

    bir bakış bir kalbe daha ne söyler
    bir bakış aşkını söyle başka nasıl der
    yanıyorum işte gel artık yeter
    tükenip gitmeden duysana ben
  • yedinci ev sarkisi

    kalbinde dolasmadan, "benim" diyemezsin bana
    ruhuma karismadan, "canim" diyemezsin bana

    tabii ki sen bana cok goruyorsun,
    benden cok biliyorsun ya
    nasil sevilir ay ay ay
    ruyalarla yasiyorum ben askini
    ama bak sen seviliyorsun,
    bense bekliyorum

    elinden geliyorsa azcik sevsene beni
    icinden geliyorsa tutup opsene beni
  • yağmurlu bir günde,hafif de melankoli ile çok da derine dalmadan,insanın ruhunda efil efil serinliklere yol açan yedinci ev parçası.
  • ısminden kaybetmiştir.

    (bkz: küçük emrah)
  • ulan tam diyorum ki unutucam. yarın farklı olacak. her gün aklımda onla uyanmama rağmen gün içinde "olsa ya, ne güzel olur, ehi" ve"bırak bu boş hayalleri sene sonunda o yanında olmayınca depresif modun ve hayal kırıklığın şimdikinden de fazla olacak" arasında milyon kez gidip geliyorum. sonra bi şarkı çıkıyor ve gününün nasıl devam edeceği belli oluyor.

    tanım: derdi olan için durduk yere adamın amına koyan şarkılara 1. sıradan girecek şarkı.

    elinden geliyorsa azcık sevsene beni ya... hı?