şükela:  tümü | bugün
  • sanırım teyzesi kronik, anneside (şu an için bunu diyorum çünkü annemin bağışıklık kazanma riski var) tedavi edilmişimsi bir varlık olarak olaya bakılmamış bir açıdan baksam fena olmaz. şizofreni şudur budur gibi yapabiliceğim bir çok açıklama yapılmış onun için kasmıyıp ben olayın içini anlatıyım.

    en iyi tanıdığınız insan (annem oluyo bu kişi) yavaş yavaş saçmalamaya başlıyo siz olayın ne olduğunu anlamıyorsunuz çünkü psikoloji yada psikiyatriyle hiç bir alakanız yok (12 yaşında saçma zaten) bu arada saçmalamak günlük hayatta arkadaşlarınıza saçmalama yaaa dediğiniz gibi ve aynı anda değilde. olmasının sebebi birden bire konudan çok alakasız bir şey söylüyor bunu garip karşılamıyorsunuz sadece saçmalama gibi bir cümle kuruyorsunuz tabii siz hastalık başlanğıcı olduğunu bilmediğiniz için bunu kişinin yüzüne öyle bir söylüyorsunuz ki kişi zaten zayıf ruhsal durumun üstüne bi de stress yüklüyo kendine bunun acısını sonra çekiyorsunuz. saçmalamanın günlük hayatta karşılaşılmayan kesimi ise şudur bir konu hakkında öyle bir çıkarsama yapar ki siz çıkarsamanın yanlış olduğunu bilirsiniz ama ses tonu, mimikleri ve yoruma karşı inancı öyle bir şekildedir ki ambel gibi bakar kalırsınız tabii bu ikinci hatadır yanlış bir şey olduğunu anlar bu yanlışın kendisinde olduğunuda anlar ama sebebi bulmaz bu da ikinci stress faktörü olur. ve işin en kötü yanı işin sonlarıdır artık. siz bir sorun olduğunu anlamaya başlarsınız doktor yardımı alırsınız ama kişi rahatsız olduğunu kabul etmez ve bi de çalışıyorsa aman tanrım şu cümleyi duyarsınız hani şu ünlü şizofren geyiği vardır ya "ben hasta değilim" bakın bu cümle nasıl geliyor
    "yaa bakın kendimi iyi hissediyorum sizce nasılım?" işin aslı iyidir ve siz psikiyatrist olmadığınız için
    "iyisin ama ilaçların zamanı bitmedi alsan daha iyi" ve işte bi bomba daha
    "ama bu ilaçlar beni çok sersemleştiriyor bunları kullanınca çalışamıyorum eczane noolcak"
    "hallederiz kalfa var başında"
    "aaa kalfa tek başına halledemez"
    bunun sonuçu mu ne size ilaçı alıyom diyip ilaç filan almaz ve çalışmaya başlar veee...

    bir ay sonra artık normal davranış sergileme oranı %20 ye düşmüştür. fiziksel değişimler başlamıştır. olmamış olayların tartışmaları yaşanmaktadır. siz 12-13 yaşınızda annenizin neyi yapıp neyi yapamıyacağını söylemeye çalışırsınız tabii siklemez. bundan sonra toplum dışlaması başlar bu zaten kötü olan hastayı dahada içinden çıkılmaz bir duruma sürükler tam yeri bir örnek sunuyum anlaşılsın

    balık yemeye allahın siktir ettiği bir yere gittik balıklar söylendi yemek yendi o da ne annem balığına hiç dokunmamış öyle put gibi duruyor "anne?" meşgul çalıo galiba "nur?" hala meşgul "anne?" bu arada biraz sarsmışızdır sanırım hatlarda bir sorun var (bu arada bunu böyle anlattığım için duyarsız olduğum düşünülmesin monitör karşısında aglamak hoş olmaz) neyse bir kaç deneme daha yapılır sorun şu anda da anlaşılabileceği gibi hezeyan geçirmektedir. kardeşim ve ben arabaya yollanırız annem kucaklanır ve ikinci bomba kitlenmiş birini (ki bunun ot kitlenmesiyle benzeyen bir yanı yok çok kötü bi şii) asla hareket ettirmeye çalışma annem bütün gücüyle karşı koymaktadır. zorla götürülür iğneler zırtlar pırtlar ertesi gün hareket kabiliyeti yerine gelmiştir.

    artık çözüm kalmamıştır. agır ilaç tedavisi. bunun anlamını o zamana kadar bilmiyordum. 10 çeşit ilaç 3 çeşit iğne vitamin ot bok .... bu iki üç ay sürdü tabii annemim fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar etkilendiğini tahmin edemezsiniz eger bunu yaşamadıysanız.

    sonuç hiç değilse bi sonuça ulaşıldı ancak ne fiziksel nede ruhsal olarak asla eskisi gibi olmadı başka biri oldu ama hiç değilse anlaşılabilecek birisi oldu. başlangıcı 1990'dı ve 4 sene sürdü annemin düzelmesi. şimdi birileri "siktir git atıyo ibne 4 seneden sonra düzelemez" diyebilir bu onun bilgisizliğidir desem sanırım yerinde olur. bazen bir şeyleri çok taktığı zaman yine sınıra geliyor ama artık o zamanki salaklar değiliz hemen destek alıyoruz bir ay içinde normal bir hale getirebiliyoruz yada muhteşem biçimde bizi kandırıyor.

    bir de unutmadan söyliyim annem hayatının sonuna kadar 15 günde bir clopixol adında bir ilaç kullanmak zorunda bu bir sene önce kullandığı ilacın daha hafifi bünyesi daha güçlü ilaca bağışıklık kazanmasın die verildi yinede yeterli bir ilaç annem asla mükemmel olamayacak ama ihtiyaçım olan mükemmel bir anne değil bir anne...

    bu konuşmanın daha iyimserini bir toplantıda yapmıştım
  • sultanahmet'ten sirkeci tarafına doğru inerken; aileme, dövme yaptırmayı düşündüğümü ve akıllarına gelen bir şekil olup olmadığını sordum. dövmeden hoşlanan insanlar değildi, ben de yaptıracak değildim zaten. oralı bile olmadılar, gereksiz yere endişe verme çabam boşa gidince ikinci denemede bulundum: "bende şizofreni başlangıcı var". yalnız yaşadığım zamanlarda, muhabbetime ortak olup rakıma olmasın, sinemaya yalnız gitmeyeyim ama aynı zamanda iki kişilik bilet almayayım diye kafamdan uydurduğum karakterler en az benim kadar gerçekti, anne tarafından ispanyol asıllı sadık hizmetkarım esteban ara sıra gerçek olmadığımı iddia edecek kadar kendisini gerçek hissediyordu. hemen 20 metre arkamızdan eli kolu çanta dolu esteban gelirken, annem "nasıl mesela?" diye sordu.

    "eğer siz gerçekten istanbul'a geldiyseniz, 3 gündür dağ bayır demeden dolaşıyorsak, camisinden kilisesine, sergisinden müzesine dur durak bilmeden yürüyorsak sorun yok. ama ben bu kadar serüveni tek başıma yaşıyor, yemek yerken 3 porsiyon söylüyor, yanımda başka birileri varmış gibi ayasofya'nın efsanelerini sesli anlatıyorsam işte o zaman başım belada anne" dedim. dalga geçtiğimi anlamışlardı, babam güldü geçti. bizim durakladığımızı gören esteban da geride durmuş, çok isteyip de alamadığım lenslere bakıyordu. yolumuza devam ettik, tramvay hızla yanımızdan geçerken " ya gerçekten gelmemişlerse, ben akşama kadar deli tavuklar gibi oradan oraya gidiyor ve akşamları bilgisayar açacak gücü bile bulamıyorsam" diye içimden geçirdim. fotoğraf makinem doğruyu söylerdi, "gülümseyin" deyip deklanşöre bastım. canon yanılmamıştı, annem ve babam beni görmeye gerçekten gelmişlerdi ve gülümsüyorlardı. yaz boyu deniz kenarında olduklarından kapkara olmuşlardı.

    eminönü'ne inip yoldan karşıya geçtik. galata kulesi, yanaşan bir vapur, köprü, açıktan geçen tankerler, dalgaların üzerinde rodeo yapan bir balık ekmek teknesi ve kaosuyla sıradan bir istanbul zamanıydı. telefonum çalmaya başladı, arayan babamdı. babama telefonu gösterip güldüm, o benden daha fazla güldü. tuhaf şeyler oluyordu ve elimden bir şey gelmiyordu.

    olimpos'a gitmişler de "keşke burada olsaydın" demek için aramışlar. "siz de keşke burada olsaydınız, istanbul bugün çok güzel" deyip telefonu kapattım. bir vapur daha yanaştı iskeleye, üç balık daha oltaya yakalandı.
  • nasılsın editi: iyiyim. askerlikten muafiyet verdiler. psikotik durum kalmasa da şüphecilik, detaycılık tanrının armağanı ya da cezası olarak kaldı. bunla yaşamayı öğrendim.

    pençesinden kurtulduğum, kurtulmakta olduğum hastalık. entry'de şizofreni, paranoyak şizofreniye refer eder.

    iş bu entry'de, şizofreninin ne olduğu, neden olduğu, tedavisinin nasıl olduğu gibi yarım saatte ve 350 liraya satın aldığım bilgileri bulacağınız gibi; bundan çok daha kıymetli bir hayat hikayesine tanıklık edeceksiniz. ayrıca şizofreninin ne olmadığını, ilaçlar hakkında yanlış bilgileri de anlatacağım. eğer obsesyonlarınız, psikolojik rahatsızlık korkularınız varsa, lütfen bu entry'yi okuyun. belki hayatınızı bile kurtarabilir bu entry. bilgileri aldığım doktorun adını vermicem, reklam sanılır, samimiyeti kaçar belki. ancak gerçekten ihtiyacı olan olursa, lütfen mesaj atsın.

    obsesyon, psikoz, şizofreni, tedavisi:
    şizofreni bir akıl hastalığı, psikolojik rahatsızlık, psikoz. şimdi efendim, her iki kişinin birinde farklı derecelerde takıntılar yani obsesyonlar oluyor. obsesyon, karar verme mekanizmasının bozulmasıyla ortaya çıkıyor. düşünceler dönüyor dönüyor ve sona ulaşmıyor. elini defalarca yıkayan, çizgilere basmadan yürüyen, gazı on kere kontrol eden insanlarda obsesyon var. obsesif kompülsif bozukluk diye geçiyor ve aşırı yaygın. obsesyonu obsesyon yapan, kişinin gerçek hayattan kopmamış olması ve bu yaptıklarının aslında saçma olduğunu bilmesi. işte bu düşünceler rayından çıkıp, yaptığının saçma olmadığını düşünüyor, bir şekilde tanrıdan, bir kişiden vs. emir ya da mesaj olarak görüyorsa, buna psikoz deniyor. şizofreni başlangıcından ağır şizofrenik hastalığa kadar tamamı psikoza giriyor. bunda çoğunlukla genetik faktörler etkili oluyor. beyindeki dopamin hormonunun artması, gerçekle ilişkiyi zayıflatıp, aslında var olmayan ilişkiler kurduruyor. esrar ya da spacecake gibi maddeleri alınca da beyinde dopamin patlaması yaşanıyor ve hayaller görülüyor. işte şizofreni de tam bir kafa hali denebilir.
    şizofreni tamamen kimyasal bir bozukluk ve erken teşhiste tamamen yok edilebiliyor. anti-psikotik ilaçlar dopamin seviyesini düşürüyor ve anti-depresant ilaçlar serotonin seviyesini yükseltiyor. erken teşhiste başarı şansı çoook çook yüksek. kilit nokta, ilaçları düzenli kullanmak. tedavinin ilk adımı da, hastanın hasta olduğunu kabul etmesi.
    tedavide geç kalınır, şizofreni güçlenirse, çok ağırlaşmışsa, kurtulmak mümkün olmuyor. en fazla hasta olduğunu kabul edip, hayallerini bastırmaya çalışarak yaşıyor hastalar. john nash'in hayat hikayesinin anlatıldığı a beautiful mind filminde gördüğümüz, ağır bir şizofren hastasının maksimum tedavisini gösteriyor. hasta olduğunu kabul edip, hayallerini gözardı etmeye çalışarak hayatına devam ediyor. yani, erken teşhis hayat kurtarıyor.
    psikolojik tedavi nerdeyse hiç rol oynamıyor, biyolojik tedavi, yani ilaçlar, şart.

    şizofren insan:
    paranoyak şizofren sağlıklı bir insandan ayırt edilemeyebiliyor. hayatlarına normal bir şekilde devam edebiliyorlar. kendine zarar verme eğilimi var. çevreye çok daha az. sağlıklı bir insandan daha az belki. korkuyor çünkü bu insanlar. paranoya yapmak var ya, işte hayatı bu. ya şöyleyse, ya böyleyse? dopamin seviyesi artınca hayallerin yanında gerçek dışı ilişkiler de kurmaya başlıyor. şüpheciliği artıyor. zararı kendine yani efendim.

    şizofreni ne değildir, ilaçlar hakkında yanlış bilgi:
    şizofrenler oraya buraya saldıran adamlar değildir. zararları daha çok kendilerine dokunur. bir de, kimler şizofren değildir, biliyor musunuz? şizofrenim diyenler. "ben bebeklerle konuşuyorum.", "köpeklerle iletişimim var, dünyayı ele geçirecekler." saçma sapan laflardır efendim. gerçek bir şizofren hastası öncelikle şizofren olduğunu asla kabul etmez. ancak tedavi sürecine girmiş ve hasta olduğunu kabul etmiş yani şizofreniyi aşmış veya aşma yolundaysa kabul edebilir. diğer türlü şizofren adam üstün yeteneği olduğunu düşünüyor, nasıl buna hastalık yakıştırması yapar? ah bu holywood..
    diğer bir önemli nokta ise ilaçlar hakkında yanlış bilgi. "amaan her gidene aynı ilacı yazıyorlar.","ya bunlar da uyuşturuyor bırak gitsin." yanlış efendim. akıl hastalıklarının, psikolojik rahatsızlıkların %90'ı kimyasal ve biyolojik tedavi istiyor. bu yüzden o 11 sene tıp okumuş doktora biraz güvenip dediklerini dinlemek, ilaçları almak lazım. ilaç olmazsa olmazı tedavinin.

    hayat hikayem: bu bölümde hastalığın gelişim sürecini de görmüş olacaksınız. birden bire ortaya çıkan bir durum değil zira. öncülleri var. erken tedavi için yol uzun.

    kendimi bildiğimden beri obsesyonlarım vardı. 5. sınıfta tuhaf mimikler yapma, ortaokulda yine küçük, çoğu kişinin sahip olduğu takıntılar filan. lise 3 civarı bunlar artmaya başladı. sınavlarda çok takıntı yapmaya başladım. testlerde kitapçıklara düzenli yazıyordum, işaretlememi düzgün yapıyordum. hata yaptığım zaman, içime sinmediği zaman silip silip defalarca tekrar işaretliyordum aynı şıkkı. üniversiteye geçince biraz daha arttı. bazı şeyleri yapmazsam, basit şeyler, mesela kitapta bir sayfayı atlamak, ceza çekeceğimi düşünmeye başladım. zaman geçtikçe bunlar artık tanrıdan direk mesajlara dönüşmeye başladı. tanrıdan, sayılar yoluyla, özellikle saatle, mesajlar alıyordum. bazı sayılar iyidir, bazıları kötü. tanrı bir şeyi yapmamı isteyip istemediğini sayılarla bana bildiriyordu. bazen de direk emirler doğuruyordu içime, sayılarla confirm edip uyguluyordum. seçeceğim derslerden, arkadaşlarımla ilişkilerime; izleyeceğim video'dan, dinleyeceğim müziğe artık her alana girmeye başladı.

    bunu kimseyle paylaşamadım önceleri, iki ilişkim olan insan dışında. daha sonra sevgilime anlatmaya başladım. ve bana aileme ve arkadaşlarıma açılmam gerektiğini, dostlarım yanımda olursa daha rahat atlatabileceğimi düşündüğünü söyledi. mantıklı geldi, en yakın iki dostuma açıkladım. bundan iki gün sonra, yaptığım bazı hatalardan dolayı tanrı kendimi cezalandırmamı istedi. kendimi pencereden atarken oda arkadaşım beni tuttu, resmen dışardan çekti ve yere yuvarlandık. daha sonra aynı gece hap aldım. ölmek istemiyordum ancak biraz acı çekerecek cezalandırılmam gerektiğini düşünüyordum. hastaneye kaldırıldım. sabaha il dışında olan sevgilim ve annem geldi. anneme de her şeyi anlattım. beni zar zor ikna edip zorlayarak psikiyatriste götürmeye karar verdiler. teyzem ve dedem de şizofren olup intihar ettikleri için annem bu konuda çok hassastı ve bu yüzden onu kıramadım. "oo ben on dakikada normal olduğuma ikna ederim onları, gidelim." dedim. "ben insan üstü bazı yeteneklere sahip bir insanım. psikiyatri ve psikoloji, üstün insanları normal düzeye çekmeye çalışıyor sadece." diyordum. her neyse gittik. önce bir özel klinikte görüşme yaptım. hastalığımın şizofreni başlangıcı olduğunu, psikoza geçtiğini, ve asla burda durmayacağını, mutlaka ilerleyeceğini, yataklı tedaviye ihtiyacım olduğunu söyleyen doktor beni, 21 yaşındaki adamı, hüngüür hüngür ağlattı. çok korkmuştum. her neyse, annemin daha güvendiği ve teyzemi de tedavi ettirdiği doktora gittik. yukarda anlattıklarımı anlattı bana ve şizofreninin ne olduğunu, nasıl kolay geçebileceğini, aslında ne kadar da tehlikeli olduğunu anlattı kitaplardan referans vere vere. hem korkmuştum tekrar, ama umutlanmıştım da. öncelikle, en önemlisi, hasta olduğumu kabullendim, tedavi istediğimi söyledim. neyse efendim ilaçlarla tedaviye başladık. ve bunlar olalı sadece 3 hafta oldu. şimdi ne durumdayım biliyor musunuz? iyiyim lan, gayet iyiyim. mantıklı ve iradeli bir insanım sanırım, ilk günden bile mantığımı kullanarak tanrıyı göz ardı etmeyi başardım. yine mesajlar alıyordum, halen, şu an bile, alıyorum ancak bunları göz ardı ediyorum, dikkate almıyorum. doktorların söylediğine göre çok erken, ilk döneminde yakaladığımız için de birkaç ay, en fazla bir yıl içinde tamamen körelecek bu düşüncelerim. mutluyum sözlük.

    bir önemli nokta, dostlarınızı tanımış oluyorsunuz. en yakın arkadaşım dediğim insana, hastanelik oldum, kendime zarar verdim, şizofreni başlangıcı var, dediğimde "valla hiç sorun dinleyemicem" dedi. ve o ekşisözlük'te yazar. aranızda. halen seviyorum ama dostum değil artık. lafta. iyi gün arkadaşı. eğlenirim o kadar.

    evet efendim ve, hepsinden daha önemlisi, sevgilimin hep yanımda olmuş olması. arkadaşlarıma ve aileme açılmamı o sağladı, aileme açılmamla tedaviye başlamama o yardımcı oldu. doktorlara gittiğimde hep yanımda oldu. sorunlar yaşadık "benle bunları çekmek zorunda değilsin, huzurlu bir hayat seçebilirsin" dememe rağmen "seninle olmak istiyorum, bir sene daha bunlara katlanmaya hazırım senin için" dedi. psikozun getirdiği bazı kişilik sorunları, anksiyete bozukluğu gibi problemlerime bile katlanmaya hazır olduğunu söyledi. şimdi benim yanımda. ve hep öyle olacak. hayatımı ona borçluyum.

    şizofreni için reçete: ilaç tedavisi, güzel bir insan.
  • bir hastalığa önyargı ve kulaktan dolma bilgiyle nasıl yaklaşılır derseniz, (gerçi demeyeceğiniz biliyorum ben) işte tüm örneklerini bu başlık altında ve sözlüğün muhtelif yerlerinde ufaklıkların ağzına sakız olmuş biçimde bulmanız mümkün.

    şizofreni kişilik bölünmesi falan değildir, multipl skleroz gibi bir beyin hastalığıdır. sebebi tam olarak bilinmese de beyindeki kimyasal, yapısal değişiklikler ve genlerle ilgili olduğu bilinir. uzun süreli stres ve yoğun üzüntüden sonra da ortaya çıkabilir. şizofrenisi olan kişilerde beyindedopaminin aracılık ettiği haberleşmede bir bozukluk olduğu bilinir. bu hastalık alevlenme ve yatışma dönemleri ile seyreder, alevlenme döneminde fark edilirse daha iyi tedavi edilebilir. genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki negatif etkisi o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır. şizofrenler nadiren başkalarına zarar verirler, bunlar da genelde nöbet esnasında olur, tedavisi başlayan bir şizofreni hastasının size zarar verme olasılığı çevrenizdeki tüm "normal" insanlardan daha azdır. tedavi gören hemen her şizofreni hastası normal yaşantısına devam edebilir, hepimizin yaptığı günlük işleri yapabilir.

    sanıldığı gibi ender bir hastalık olmayıp her 100 kişiden birinde görülür, türkiye'de 600 bin kayıtlı şizofreni vakası vardır. kesin olmayan rakamlara göre şizofreni hastalığı olan her 10 kişiden birinin yakınlarından birinde aynı hastalık vardır. ebeveynlerinden biri şizofreni hastası olan çocuklarda kalıtım riski %10'dur. evlenmemeleri, evli iseler boşanmalarının tavisye edilmesi gibi saçmasapan bir öneriyi hiçbir doktor yapmaz. nazi sempatizanıysa bilemiyorum.

    türleri de var:

    paranoyak şizofreni: hastalığın normal insanlardan ayırdedilmesi oldukça zordur. çünkü kişilerdehezeyanları doğrultusunda zaman zaman yapabilecekleri davranış dışında etrafa garip gelebilecek çok fazla belirti yoktur. bazen onlarınsanrılarına inananlar bile bulunur, bütün bir ömrünü bu tip şizofreni ile geçiren ve fark edimeyen insanlar vardır. paranoyak ve şizofren kelimeleri bir araya gelince kimbilir neler sandınız ama her paranoyak şizofren ben isayım diye gezmiyor ortalıkta.

    desorganize ( dağılmış) tip şizofreni: bu hastalar da dağılmış konuşma ve dağılmış davranışlar görülebilir. yani saçma sapan konuşmalar yada etrafa saçma gelen davranışlar yaparlar. yani ağlanacak şeye gülebilirler, gülünecek şeye ağlayabilirler. yada duygulanım ifadeleri anlamsız yere sık sık değişir.

    katatonik tip şizofreni: şizofreninin bu tipinde hastalarda uzun süre (saatler, günler) aynı pozda duruşlar ve aşırı hareketsizlikler, amaçsız olarak yapılan ve dış uyaranlardan etkilenmeyen aşırı hareketler olabilir. en tehlikeli ruh hastaları arasında yer almadıkları gibi şizofreni tipleri içinde zarar verme ihtimali en düşük gruba dahildirler, katatonik adı üstünde duruyor kalıyor nereye seri cinayet işteyecek?

    farklılaşmamış tip şizofreni: hasta muyene edildiğinde şizofreni tanısı konur ancak yukarıdaki tiplerden hiçbirisi tam olarak ayırdedilemez.

    genel olarak bunlar türleri. ama her tipe giren aynı belirtileri gösterecek diye bir şey yok. her bireyde hastalık farklı seyrediyor.

    tedavisi ise öncelikle ilaç tedavisidir. şizofreninin tedavisinde yeni ilaçlarla büyük ilerlemeler sağlamıştır, bu ilaçların bazen yıllarca toplumdan kaçmış hastalara bile faydalı olduğu görülmektedir. tedavide ilaçlar ilk sırada gelir. psikoterapilerin yeri neredeyse yok gibidir.

    bu arada şizofreni teşhisi konulan her insan aynı semptomları göstermez, hastalığı aynı biçimde yaşamaz. bndan dolayı, çoğu psiko-hastalık gibi genellemelerden en uzak tutulması gereken hastalıklardan biridir bu. şizofreni hastaları da önyargıya en az ihtiyaç duyan insanlardır.

    çoğu şizofren genelde "ben şizofren değilim" diye girer olaya, muayneden, teşhisten sonra.
  • sunları bir araya toplayayım. "bir güzel muhabbet ederiz" diye düşündüm.
    mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, bayağı uğraştım.
    hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
    bayağı da para gitti.
    birinin yediğini öteki yemez. ötekinin içtiğini beriki içmez...
    dört kişilik sofra kurdum. mumları da yaktım.
    hatırladım... hepsi eric satie severdi.
    müziği de ayarladım.
    geldiler.
    yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
    kırk yaşımın karşısına da ben geçtim.
    yirmi yaşım, otuzbeş yaşımı tutucu buldu.
    kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
    yatıştırayım dedim, "sen karışma moruk" dediler.
    büyük hır çıktı.
    komşular alttan üsten duvarlara vurdular..
    yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı..
    evin içine de ettiler..
    bende kabahat.
    ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.

    ali poyrazoğlu
  • birçok ergen ve ergen kafalı tarafından istediğin zaman içine girip çıkılabilecek bir hayal dünyası zannedilen bir hastalık.

    şizofreni bugüne kadar sebebi kesin olarak belirlenebilmiş bir hastalık değil. genelde genetik yatkınlık ve çevre faktörlerinin bileşimiyle 16-25 yaşları arasında kendini gösteriyor. şizofreni genelde dopamin miktarının dengesizliğiyle ilişkilendiriliyor. bu nedenle kullanılan ilaçların çoğu bu işe yarıyor. ilaç tedavisi olmadan hastanın kontrol altında kalabilmesi ve istikrarlı davranabilmesi görebildiğim kadarıyla mümkün değil. terapinin etkisi yok denecek kadar az kabul ediliyor.

    benim ablam yaklaşık 25 yıldır şizofreni hastası. son gittiğimiz doktorun verdiği bilgiye göre artık hastalığı kronikleşmiş. bir fili devirecek kadar ilaç kullanmasına rağmen kullandığı ilaçların beklenen etkiyi göstermediğini söyledi. dediğine göre hastalık ilk baş gösterdiğinde çok iyi bir tedavi yapılabilirse kronikleşme engellenebiliyormuş. bizde maalesef böyle olmadı. yılda birkaç defa alevlenme dönemleri yaşıyor. bu dönemlerde çevresiyle ilişkisi kopma noktasına geliyor ve tamamen içe kapanarak duyduğu seslerin dünyasında yaşıyor. alevlenme dönemlerinin dışında da ses duyma tamamıyla kesilmiyor. sadece sesler hafifliyor.

    allah kimseye göstermesin. çok korkunç bir hastalık. kesin tedavisinin olmaması hem hasta, hem de yakınları için çok yıpratıcı, yıkıcı.
  • çok hassas dengeleri olan bir tür psikolojik hastalık
  • yıl olmuş 2012, bu hastalığı hala ''çift kişilikli olma durumu'' zannedenler var. sayıları da milyonları geçiyor... yahu arkadaşım, siz hastalıkları filmlerden fight clublardan mı öğreniyorsunuz?

    neyin ne olduğunu okumaktan, bilmekten; araştırmaktan aciz. geliyor burada: yok ''ben şizofren değiliz'', ''eskiden şizofrendim ama artık iyileştik'' gibi sikko espriler. bir siktirin gidin yahu, bi siktirin...
  • birden tüm dünyanızı darma duman edebilen bir hastalıkmış. sanırım annem artık bir şizofren. bir hafta önce üniversite tatile girdi ve ben bir kaç gün de olsa dinlebilmek ve hasret giderebilmek için ailemin yanına geldim( bi kaç gün dedim çünkü kazıya gidecektim) geldim, mutlu ilgili bi anne bekliyordum karşımda her zaman ki gibi. ama o her zamanki gibi değildi. ( işten ayrılmış ben gelmeden bi hafta önce, genetik zaten bu meret anne tarafında) bi garipti. anlatılanları dinlemiyordu, dinlemiyor, radyo dinliyor sürekli, şarkılarla birinin kendisine bi mesaj verdiğini söylüyor, radyo programları onun için yapılıyormuş. ha bir de evin çatısına alıcı yerleştirilmiş evi dinliyorlarmış, telefonlarını dinliyorlarmış, evden çıkması yasakmış, çıkmaması gerekiyormuş.... muş, mış, miş... daha bi dolu şey işte böyle.. anne doktora gidelim dedim ama dinler mi, hasta değil o çünkü anlamıyoruz biz onu... kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. bi bilen varsa ne yapmam gerektiğini anlatsın birileri bana... lütfen...

    edit : düzenli bir ilaç tedavisi sonucunda çok çok iyi şimdi..
  • karizmatikmiş. karizmasını sktiğimin hastalığı. ne çocukluğumu yaşattı ne şuan gençliğimi yaşatıyor. hayır rahatsız olan ben değilim. babam.

    kişiden çok çevresine daha çok zarar verdirten bir rahatsızlık. görüştüğüm doktorlar dahi "belli bir raddeden sonra hastayı kaybetmiş sayarız, çevresindekileri kurtarmaya çalışırız, en az zararla kurtulabilmeleri için" diyor. "babam kaybedilmiş mi?" diyorum. atak evresi diyorlar, tedavi görmesi gerekiyor diyorlar, hastaneye yatırılacak diyorlar. ablam bir şehirde, ben bir şehirde, babam apayrı bir şehirde. polis geliyor almak için "ben rahatsız değilim, buyrun kızımı oğlumu arayın, birinci derece yakınlarımdan biri müsama göstermeden alamazsınız" diyor. arıyorlar, babanız size güvenmiş, orada sizin ağzınızdan çıkacak 2 kelimeye bakıyor herşey, kim diyebilir "evet öyle" diye. "bizim böyle bir talebimiz yok" çıkıyor illaki ağızdan. iyilik mi yaptınız kötülük mü bilmiyorsunuz. heh işte tam da burada "en az zararı görmeleri için çevresindekileri kurtarmaya çalışırız" durumu ortaya çıkıyor. o zarar hiçbir zaman olmadı ki bu defa da fiziksel birşey olsun. psikolojinizi siker.

    kendi doğruları olur her zaman. bu doğruları yüzünden kendi tarafındaki hiçbir yakını ile görüşmez zaten. anne-abla-abi hepsi. yüzlerini görmek dahi istemez. babası? babasının fotoğrafını görünce ağlar durur. çocukluğunda kaybetmiş. birileriyle arkadaş olur, dost olur, samimi olur. daha sonra "bunlar bana komplo kuruyor" olur. insanın babasını devamlı yalnız görmesi de koyuyor insana pek tabi.

    24 saat olucak, ne telefonuna ulaşıyorum ne de başka bir yoldan kendisine. yatırıldı bu defa herhalde. bana yine yollar göründü.