şükela:  tümü | bugün
  • final cut albümünden güzel bir parça.the final cut'la geçişi güzeldir.müzikalite zayıf olsa bile sözleri önemsenmeyecek gibi değildir..

    they disembarked in 45
    and no-one spoke and no-one smiled
    there were to many spaces in the line.
    gathered at the cenotaph
    all agreed with the hand on heart
    to sheath the sacrificial knifes.
    but now
    she stands upon southampton dock
    with her handkerchief
    and her summer frock clings
    to her wet body in the rain.
    in quiet desperation knuckles
    white upon the slippery reins
    she bravely waves the boys goodbye again.

    and still the dark stain spreads between
    his shoulder blades.
    a mute reminder of the poppy fields and graves.
    and when the fight was over
    we spent what they had made.
    but in the bottom of our hearts
    we felt the final cut.
  • turkce cevirisi:
    karaya ciktilar 45'de
    ve ne bir konu$an ne de bir gulen oldu
    cok sayida bo$luk vardi sirada
    toplandilar cenotaph'ta
    hep birlikte kabul ettiler ellerini kalplerine koyarak
    kinlarina sokmayi kurbanlik bicaklarini
    ama $imdi
    duruyor ustunde southampton rihtimi'nin
    elinde mendili ile
    ve yazlik robu yapi$iyor
    yagmurdan islanmi$ bedeninin ustune
    sessiz bir caresizlik icinde, parmak bogumlari
    bembeyaz kesilmi$ kaygan dizginlerin ustunde
    cesurca mendilini salliyor cocuklari ugurlarken yeniden
    ve hala o koyu leke yayiliyor arasinda
    onun kurek kemiklerinin
    suskun bir hatirlaticisi olarak gelincik tarlalari ve mezarlarin
    ve sava$ bittiginde
    tukettik onlarin yapmi$ olduklarini
    ama kalplerimizin en derininde
    hissettik o darbeyi
  • 6 haziran 1944'de normandiya kiyilarina cikmak icin hareket ettikleri limanlardan biri
  • ingiltere'nin güney sahilinde yer alan southampton şehrinin limanıdır southampton dock. 1800'ün başlarında ilk temelleri atılan bu liman son iki yüz yıllık tarihin önemli olaylarında hep rol aldı. bunun da ötesinde, pek çok insanın dönüşü olmayan yolculuklara başladığı, yolcu edilen insanların yüzlerinin ise geride kalanların hafızalarına son kez kazındığı yerdir bu liman.

    liman açıldığı günden itibaren yeni dünya ile yapılan ticaret trafiğinin yanı sıra göçmen trafiğinin de merkezi haline geldi. işte bu yüzden amerika, kanada, avustralya, yeni zelanda gibi yerlere göçüp yeni hayatlar peşinde koşan insanların belki de geride bıraktıkları yakınlarına son kez baktığı yerdir southampton dock.

    1912 yılında titanik 1513 kişi ile karanlık buzlu suların dibine batmadan önce southampton dock'tan yola çıkmıştı. böylelikle ölen bu kişilerin ayak bastığı son kara parçası olarak hazin tarihteki yerini aldı southampton dock.

    insanları ölüme taşıyan gemiler sadece titanik ile sınırlı kalmadı ne yazık ki. southampton dock, başka ölüm gemilerinin de kalkış noktası oldu zamanla. 1854 yılında kırım savaşına giden ingiliz savaş gemileri ve binlerce asker southampton dock'tan uğurlandı. hiç bilmedikleri topraklarda, karadeniz'in azgın sularında ölüme gittiler.

    [play > pink floyd_finalcut_southampton_dock]

    ikinci dünya savaşında ise southampton dock 1942'de abd deniz kuvvetlerinin merkezi haline getirildikten sonra, 1944 yılında normandiya çıkarması* öncesinde yine binlerce askeri uğurladı. savaşın ardından ise yine gemilerden southampton limanına indi sessiz, solgun ve yaşadığına sevinemeyen askerler.

    "they disembarked in 45
    and no-one spoke and no-one smiled
    there were to many spaces in the line.
    gathered at the cenotaph
    all agreed with the hand on heart
    to sheath the sacrificial knifes. "

    ikinci dünya savaşının bitmesinden 37 yıl sonra bu kez de demir ladynin emriyle yine southampton dock'ta savaş gemilerine bindi denizciler. arkalarında gözü yaşlı sevdiklerini bırakarak sömürge döneminden kalma, binlerce mil uzaklıktaki falkland adaları'nı arjantin'den korumak için yola çıktılar.

    "but now
    she stands upon southampton dock
    with her handkerchief
    and her summer frock clings
    to her wet body in the rain.
    in quiet desperation knuckles
    white upon the slippery reins
    she bravely waves the boys goodbye again."

    gridir southampton dock. koca koca vinçler okyanusun bittiği yerden yükselir beton dalga kıranların ardında. yağmurlu havalarda gri gök ile karışır bu koca limanın pis griliği. küllerin ve acı hatıraların rengine bürünür. uzakta bir yerlerdeki gelincik tarlaları aklına gelir insanın, tarihten ders çıkaramadığımız... çocuklar ölmeye devam eder ve ne yazık ki, her yeni ölümde biz o acı son darbeyi hissederiz içimizde.

    "and still the dark stain spreads between
    his shoulder blades.
    a mute reminder of the poppy fields and graves.
    and when the fight was over
    we spent what they had made.
    but in the bottom of our hearts
    we felt the final cut."
  • ayrica fransa veya hollanda'ya gitmeye calisan john lennon ve yoko ono'nun yolculuklarina baslamaya calistiklari yerdir.

    (bkz: the ballad of john and yoko)
  • the fletcher memorial home ve when the tigers broke free ile birlikte dinlendiğinde insanın içine işlememesi mümkün değildir.
  • tüyleri yalnızca müziğiyle değil sözleriyle de diken diken eden parça...

    üzerine bir şeyler söylemeyi çok uzun süre erteledim. bunun çeşitli sebepleri vardı, örneğin insan hayatının her döneminde her an pink floyd dinleyemiyor, evet, bunu pink floyd'u hastalıklı bir şekilde seven bir kişi olarak söylüyorum. pink floyd dinlemenin zamanı vardır. bir sabah uyanırsınız ve kafanızın içinde dönüp duran ezgilerin size bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edersiniz, bu sürecin sonunda da yaklaşık 1 hafta beredeyse hiç durmadan ve yalnızca pink floyd dinlersiniz.

    final cut dönerken, sıra southampton dock'a geldiğinde fak edersiniz ki, bir şey eksiktir şarkıda, çok geçmeden anlarsınız ne olduğunu, cd/mp3 ya da söz konuzu başka bir medyayı değiştirir ve kendinizi roger waters/in the flesh live albümünü çalmaya başlarken bulurusunuz, çünkü waters bu albümünde şarkının bütün eksiklerini tamamlamış, onu mükemmelleştirmiştir.

    bununla beraber yüzünüzde hafifçe uçuşan bir rüzgar hissedersiniz, aynı anda bir kaç yerde olabilmenin mümkün olduğu zamandır bu işte, o anda hem 20 haziran'da kuruçeşme arenadasınızdır, hem southampton limanında üzerinizdeki beyaz sabahlık ıyağmurun verdiği ıslaklıkla üzerinize yapışmaktayken babanızı/eşinizi/abinizi savaşa uğurlamaktasınızdır, ama en önemlisi adada, britanyada bir trende londra-manchester arasındaki yolu kat ediyorsunuzdur, üzerinde atom heart mother inekleri otlayan yeşil tarlalar arasından. özgürlüğün son noktasındasınızdır.

    şarkıyı nerede dinlediğinize çok dikkat etmeniz gerekir. çünkü gitmek istersiniz/bağırmak istersiniz/koşmak istersiniz. oysa çoğu zaman dinlediğiniz yerde bunların hiçbirini yapmak mümkün değildir, gözlerinizden bir kaç damla yaş düşmeye çalışır, onları elinizin tersiyle siler, işinizin başına dönersiniz.

    (but in the bottom of our hearts we felt the final cut)

    korkmayın, her şey normale dönecektir...
  • southampton'da deniz kenari namina oturup bolca kahve sigara tuketebilinen tek yer.

    (bkz: mayflower park)
  • roger waters'ın normandiya çıkartmasını dokunaklı bir biçimde betimlediği pink floyd şarkısı. the fletcher memorial home ile albüme ismini veren iki önemli şarkının arasını başarılı bir şekilde doldurmaktadır.
  • enfes enfes... böyle anlamlı sözleri yazabilecek kabiliyet kaç kişide var?