şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • jodie foster'ı yine daha önceki rollerinden çok da farklı olmayan sert kadın rolüyle izlediğimiz film. ama bu sefer durum biraz daha farklı. bu kez sert kadın yaşadıklarından sonra sert olmak zorunda kalan kadın hikayesiyle vücut buluyor. foster'ın filmdeki performansını ve başarısını anlatmak artık abesle iştigal. hayranlarının kesinlikle kaçırmaması gereken bir film olmuş.

    neil jordan yönetmen olarak hikaye anlatmadaki ustalığını yıllar önce vampirle görüşme ve the end of affairadlı filmleriyle bizlere göstermişti. bu filmde de artan ustalığının izlerini bulmak mümkün.

    filmin içeriğine gelince; film büyük şehirde yaşayan, * şehrini çok seven ve hatta bu şehirden fazlasıyla beslenen bir radyo programcısının dramatik hikayesi aslında, ama hikaye büyük şehrin güzellikleriyle devam edemiyor. şehrin zenginlikleri hayatının bir yanını beslerken diğer yanını yokediyor.

    --- spoiler ---
    evlenmek üzere olduğu sevgilisiyle sıradan bir akşam geçiren erica parkta dolaşırken new yorkdaki suç icracılarından latin kökenli sıkı çocukların saldırısına uğruyor. özellikle bu sahnede şiddetin bireylere uygulanışı, ve cep telefonu kamerasıyla ölümsüzleştirilişi seyirciye öyle bir sunuluyor ki, hani ağzınıza bile sürmek istemeyeceğiniz berbat bir yemeği afiyetle yemiş bulunuyorsunuz. görüntüler, ses efektleri, konuşmalar adeta yaşanan şiddetin travmasını beyninizde hissetmenizi sağlıyor. bu duygu filmin geri kalanı için gerekli ve siz bunu fazlasıyla hissediyorsunuz.
    --- spoiler ---

    sonrası erica'nın durumuna düşen herkesin yapmak isteyecekleri ve travmayı atlatmaya çalışma süreci, filmin bu bölümü de öyle usta bir anlatımla sunuluyor ki seyirciye, dozu biraz aşırıya kaçsa veya eksik kalsa filmin bütün ciddiyeti ortadan kalkabilir ama jordan ve foster -ve ayrıca dedektif mercer rolündeki terrence howardın da hakkını yememek lazım- filmi ustalıkla sürüklüyorlar.

    filmin dramatik sonu hakkında spoiler içinde bile spoiler vermek istemiyorum ama yakın zamanda benzeri şeyleri yaşamış bir insan olarak, herşeyin ve her ayrıntının kurbanların danışmanlığında şekillendirildiği hissine kapıldım.

    sonuç olarak sadece üçüncü sayfalarda okuduğunuz haberler, ne kadar mantıklı, iyi, doğru, dürüst, -kendini beladan uzak tuttuğunuz zanneden- bir insan olursanız olun, sizin de başınıza gelebilir. ve sonrasında hiçbirşey eskisi gibi olmaz diyor bu film. ben de öyle diyorum.
  • jodie foster'in uzun zamandir en cok gurur duydugu filmmis. ya da letterman'a palavra sikmis da olabilir. kendisine monsieur pouce est dans sa maison diyorum, dedim.
  • amerika'nin bireysel silahlanma politikasini hakli cikarmaya yeltenen baska bir film iste. bok gibi bir sey. her gun bir yenisi cekiliyor. para falan veriyorlar bunlara herhalde. "ee, essegin siki" demek icin bir film sonuna kadar izlenir mi hic.
31 entry daha