şükela:  tümü | bugün
  • bogazici universitesinde yabanci ogrencilere htr yerine verilen ders.
  • feroz ahmad'ın osmanlı imparatorlugu'nun son döneminden başlayıp, türkiye cumhuriyeti'nin oluşumunu birçok yönden ele alarak, günümüz modern turkiyesinin oluşumunu ve yakın dönem tarihini inceleyen kitabıdır.

    kitap, statik bir kurum olan ordunun türkiye siyasetinde dinamik bir kurum olarak oynadığı roller üzerinden kurgulanmıştır. yazar, osmanlı’dan günümüze kadar türk tarihinde ve siyasetinde ordunun sahip olduğu önemden hiçbir şey yitirmediğini, süreç içindeki önemli tarihsel dönemeçlerde ordunun kritik rollere sahip olduğunu belirtmiştir. bu bakış açısıyla türk tarihine yaklaşarak, kitabın giriş kısmında sorduğu “türkiye askeri bir toplum mu?” sorusuna lineer bir tarih anlatımı çerçevesinde cevap aramış, kitabın genelinde de türkiye’nin modernleşme sürecini toplumsal, siyasal ve ekonomik yönleriyle incelemiştir.

    osmanlı tarihinden kısaca bahsettikten sonra jön türkler’in önderliğinde başlayan reform hareketlerinin, zamanla bir ulus devlet kurma mücadelesine dönüşümünü inceleyen ahmad, “her ulusun tarihinde süreklilik gösteren bir çizginin” bazı dönüm noktalarında geçmişten tam bir kopuş sergilediğini ve atatürk’ün kurduğu rejimin osmanlı devleti ile hiçbir ortak özellik taşımadığını, bu nedenle geçmişten tam bir kopuşu ifade ettiğini belirtmiştir. türkiye’nin modernleşme hedeflerindeki sürekliliğin ise 19. yüzyılda osmanlı imparatorluğu’nda başlayan ve günümüzde de devam eden, kapitalist dünya sistemi içerisinde yer edinme çabası olduğunu görüyoruz. osmanlı’nın 19. yüzyılda gerçekleştirmeye çalıştığı batılılaşmanın, türkiye’nin 20. yüzyıldaki modernleşme çabasından birçok yönden farklı olduğu açıktır. ancak kemalizm’in geçmişten tam anlamıyla bir kopma oluşu ahmad tarafından vurgulanmasına rağmen, tanzimat’tan beri varolan yenilikçi ve batı’ya dönük bazı fikirlerin kemalizm ile gerçekleştiği de kitapta yer almaktadır. bu durumda ahmad’ın savunduğu geçmişten tam anlamıyla kopuş düşüncesi çok net olmamaktadır.

    her ne kadar statik olarak tanımlanmış olsa da, ordunun toplumsal karakterinin 19. yüzyıldan itibaren değişmeye başladığı ve ordu içinde sosyal bölünmeler olduğu kitapta özellikle vurgulanmıştır. ordu ve bürokrasinin tabakalaştığı bir dönemde modern askeri okullarda eğitim görmüş "mektepli" profesyonellerle, sultana bağlı oldukları için yüksek mevkilere getirilen "alaylı" subaylar arasında ordu içinde bir bölünme olduğu ve bu nedenle ordunun çeşitli tarihsel süreçlerde birlik içinde hareket etmediği belirtilmiştir. ancak gözlenen en önemli değişim, hakim elitin siyasetlerini yansıtan ordunun, osmanlı’nın son dönemlerinde çöküş halindeki toplumun gerilimlerini yansıtmaya başlaması yönünde olmuştur.

    ahmad’ın tarih anlatımında sınıf temeline yapılan vurgu göze çarpmaktadır. 1908 devrimi’ne katılan jön türkler’in çoğunlukla alt-orta sınıfa mensup oldukları ve bu sınıfı iktidar konumuna getirmek için bir devrim tasarladıkları anlaşılıyor. ocak 1913’de iktidarı ele geçiren ittihatçılar’ın ise japonya’yı örnek alarak toplumsal sınıfları olan kapitalist bir sosyal yapıyı türkiye’de kurmayı planladıklarını öğreniyoruz. bu dönemden sonra ordu, ittihatçı siyaset için kullanılan bir araca dönüştürülerek eski siyasi rejim etkisiz hale getirilmiş, hükümetin ordu üzerinde tam bir denetim kurmasıyla hem ordu hem de hükümet türk alt-orta sınıfın eline geçmiştir. sosyal sınıflara yapılan bir diğer vurgu da mustafa kemal ve rakipleri arasındaki toplumsal gerilime yönelik olmuştur. mustafa kemal’in "taşra alt-orta" sınıfa mensup olduğu, bu sınıfın orduyu iş bulma ve yükselme aracı olarak kullandığı, ancak padişaha karşı bir sadakat duymadığı için bu sınıfın radikal reformlara açık yaklaştığı belirtilmiştir. mustafa kemal’in rakiplerinin ise padişah ile derin bağları bulunan "emperyal kentin üst" sınıflarından geldikleri, onların da imparatorluğun kurtarılması için reformlara sıcak baktıkları, ancak saltanatın ve geleneğin sürmesi taraftarı olmaları nedeniyle radikal değişimleri desteklemedikleri anlatılmıştır. ayrıca mustafa kemal’in faşizimden ve liberal demokrasiden çekindiği, ancak “sınıf ve sınıf mücadelesini temel alan toplum analiziyle marksizm’in” bir alternatif oluşturabileceğini düşündüğü vurgulanmıştır. kemalistler’in bir burjuva sınıfı yaratarak sınıf oluşumuna karşı çıkmadıkları, ancak sınıf mücadelesini reddettikleri de belirtilmiştir. ahmad, daha sonra gerçekleşen toplumsal değişimlere ve siyasal tercihlere de sınıf perspektifinden yaklaşmayı sürdürmüştür.

    kitapta ayrıca, dönemin faşist diktatörlükleri ile chp’nin parti diktatörlüğü olarak adlandırılan rejimi, dönemin yayınları ve dış politikası incelenerek objektif bir biçimde karşılaştırılmıştır. toplumsal dönüşüm açısından kitapta özellikle kadın ve mekan üzerindeki değişimden bahsedilmiş, yeni rejimin yaratmak istediği burjuvazinin sahip olması gereken özelliklerin parti tarafından dayatıldığı anlatılmıştır. bu değişimin en belirgin örnekleri olarak da kadınlar ve ankara gösterilmiştir. devlet eliyle yaratılan burjuvazinin toplumu yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye böldüğü ve bu iki grup arasında bir yabancılaşmanın varolduğu anlatılmıştır. kitapta bu ayrım şu şekilde özetlenmiştir; “artık iki kültür vardı: zayıf ama etkin bir azınlığın bürokrasiyle birlikte anılan, batılılaşmış, laik kültürü ve halk kitlelerinin islamla birlikte anılan yerli kültürü”. ahmad’ın bu yorumunun günümüzde de varolan durumu açıkladığını görmekteyiz.

    feroz ahmad, çok partili dönem sonrasını genel olarak sivil ve askeri kurumların birbiri ile ilişkisi şeklinde incelemiş, ordunun siyasete karıştığı dönemler çerçevesinde bir inceleme yapmıştır. buna bağlı olarak, tarihsel süreci 1960-1971, 1971-1980, 1980-1991 olarak üç döneme ayırmış, bu dönemlere damgasını vuran siyasi, ekonomik ve toplumsal olayların askeri müdahalelerle olan ilişkilerini ve etkileşimlerini araştırmıştır.

    sonuç olarak feroz ahmad, türkiye’de yaşanan toplumsal, ekonomik ve siyasal olaylar ile dönüşümleri ordu çerçevesinde incelemiş, bir kurum olarak ordunun türkiye’nin modernleşme sürecindeki farklı fonksiyonlarını dönemsel olarak ele almıştır.
  • feroz ahmad'in modern türkiye'nin kuruluşunda ve sonraki dönemlerde türk siyasetindeki ordunun "kaçınılmaz" rolünü vurgulayan kitabı.
  • ana başlıkları itibariyle ittihat ve terakki'den başlayıp, 1990'ların ortasına kadarki tüm siyasi olayları ana hatları ile inceleyen, bu zaman dilimi arasında geçen ve maalesef okullarımızda hiç okutulmayan her on yılda bir yaşadığımız darbeleri de öncesi, sırası ve sonrası ile kısa ve öz bir biçimde anlatan feroz ahmad kitabı.. okumakta ve okutmakta fayda var..
  • uğur ümit üngör'ün altbasligi nation and state in eastern anatolia 1913-1950 olan kitabi.
    ermeni soykirimi, kurtlerin goc ettirilmesi, asimilasyon cabalari ve toplumsal hafizanin kontrolu uzerinden itc ve chp'nin dogu anadolu ozelindeki nufus politikalarini inceleyen, nihai olcekte basariya ulasmamis toplumsal muhendislik projelerini ele alan kitap. 2011 oxford university press'ten cikti. fuat dündar'in modern türkiye'nin şifresi kitabıyla beraber enteresan bir araştırma.
  • özellikle 1960-1980 arasında türkiye'de neler olduğunu tarafsız bir tarihçiden okumak isteyenler için ideal bir feroz ahmad kitabı. her olayın derinine inmeyen, ama hiçbir olayı da kaçırmayan bir anlatım mevcut. türkiye'yi milliyetçi cephe hükümetlerin nasıl mahvettiğini detaylarıyla öğrenebilirsiniz.
  • 1938 yılında hindistan’da dünyaya gelen feroz ahmad ilk eğitimini burada tamamladı. daha sonra ingiltere’de eğitimine devam eden ahmad, “modern türkiye’nin doğuşu” adlı eserinin çalışmasını prof. bernard lewis ile birlikte yaptı. doktora eğitimini londra üniversitesi’nde tamamlayan ahmad, daha çok yakın çağ üzerine çalışmıştır. kitap, birçok yabancı kaynak ve makalenin incelenmesi sonucunda oluşmasına rağmen, ikincil kaynaklar yanında hem arşiv belgelerine (ingiliz askeri arşivleri), hem de gazete koleksiyonlarına dayalıdır. ahmad’ın söz konusu kaynakları sosyal bilimlerin ışığında sistematik bir şekilde taradığı fark edilmektedir. kitap ingiliz okuyucuların istifade edebilmesi için hazırlanmasına rağmen, kitabın türkçe’ye kazandırılmasından sonra ahmad kitabın referansını genişletmiş ve yeni bir düzenleme ile türk okuyucusunun beğenisine sunmuştur. feroz ahmad moderniteye giden yolda tarihi bir süreci incelerken çalışmasının kesin şu veya bu politik davranış ya da sosyal olayla başlatmayıp, oluşumun olgularını derinden getirip aktif siyasal alan içinde yatay ve dikey bir hareketlilik ve davranışsal erkleri de dikkate alarak olay örgüsünü biçimlendirmeye çalışmıştır. olaylar arasında karşılaştırmalı analitik bir yöntemle -daha iyi- nasıl anlamlandıracağımızı, siyasal aktörlerin kullandığı argümanların kaynak ve kullanım alanlarını ayrı ayrı değerlendirme konusu yaparak değerlendirme sonucunu ve kullanım konusunu, objektif ve üzerinde konsensüs sağlanacak şekilde çalışmasını sürdürmüştür. başta da ifade ettiğimiz gibi, yazar, siyasal olayları sadece belli olgulara dayanarak açıklama geleneğinden sıyrılarak, oluşturduğu etki bakımından yalnızca toplumsal düzeyde kalmayarak bazen bireylere kadar indirgemektedir. konusu bazen bir sultan olarak sahneye çıkan aktör olduğu gibi, bazen de patrona halil gibi bir reaya da olabilmektedir. yazar batılılaşma sürecini ııı. selim ile başlatıp tanzimat ve ittihat terakki ile sürdürüp, cumhuriyet döneminden sonra 1990’a kadarki dönemi uzun uzadıya tahlil etmektedir. aynı zamanda sosyal grupların, siyasal kurumların, nasıl bir değişim geçirdiklerini ve bu değişimin getirdiği sorunlar ve de değişim karşısında nasıl bir karşı duruşun oluştuğunu ve zıtlıkların beslendiği siyasal yapıları bütünsellik çerçevesine oturtmuştur. feroz ahmad, “çok değişik unsurları içinde barındıran osmanlı devleti daha sonra nasıl oldu da bu değişimin bir parçası haline geldi? değişimin dinamikleri nelerdir?” gibi konulara temas ederek, benzeri açıklamaları asker ya da kışla ağırlıklı bir açılımla olaylar örgüsünde tespitler çıkarmıştır. tabii ağırlık konusunu üniformalıların oluşturduğu bir incelemenin bilimsel çıkarsama açısından yetersiz olduğunu göz önünde tutmuş olmalı ki bunu ekonomi, dış güçler, ideolojiler ekseninde destekleme yoluna gitmiştir. cumhuriyetin kendinden önceki bütün dönemleri reddetmeye çalıştığını, ancak bu bütünden reddetmenin olamayacağını, çünkü cumhuriyetin daha önce yaşanmış olan sürecin doğal bir uzantısı olduğunu, bu dönemde sadece daha radikal adımların atıldığını işaret etmektedir. üç kıtada hakimiyet kurmuş olan, mutlak monarşiyle yönetilen, temel geçim kaynağı toprak olan bu devasa devletin (osmanlı devleti ), taşların yerli yerine oturmasıyla daha da güçlendiğini; fakat, zamanla kendisi aleyhine meydana gelen coğrafi keşiflerle sarsılan ekonomisinin sürekli olarak gerileme göstermesi ve buna paralel olarak kapitülasyonların verilmesi, bilimsel ve teknik gelişmelerin zamanında takip edilememesi ve sayısını arttırabileceğimiz bir çok nedenden dolayı imparatorluk zayıflarken diğer siyasal iktidarlar da sürekli olarak güçlenmekteydi. bunu izleyen askeri yenilgiler ve küçülme osmanlı devleti’nin sahip olduğu temel taşları oynatmış, siyasal sistem sarsıntı geçirmiş, toplumsal hizipler olgunluk kazanmıştır. yeniçeri ocağı’nın düşmanın karşısında yer alması gerekirken, sultanın karşısında yer alması ve diğer toplumsal tabakalardan aldığı destekle sultan değiştirmesi ve beğenilmeyenleri asması gibi olaylar meydana gelmiştir. işte bu noktadan hareketle yazar, toplumsal geleneğin bir gereği olarak da bu dönemi takiben askeri kanadın türkiye’de sürekli yönetimi ele geçirme ve yönetim değiştirme politikasının osmanlı’dan günümüze değin nasıl geldiğini inceleme konusu yapmıştır. diğer bir taraftan, katı merkeziyetçilik geleneğinin de osmanlı’dan bir miras olarak günümüze kadar ulaştığını ifade etmektedir. özellikle tanzimat’la birlikte bürokrasinin, merkezi devleti güçlendirmek amacıyla yaptığı batıdan ithal edilen lüks mallarla ne batılılaşılacağını ne de güçlü bir merkeziyetçilik anlayışının gelemeyeceğini anlamalarından itibaren kurumsal reformlar yapıldı. böylece önde gelen kişiler pasifize edilerek merkeziyetçilik sağlanabilecekti. işte bütün bu değişikliklerin nihayetinde yeni bir bürokrat sınıf meydana geldi. zaten döneme de bunlar damgasını vuracaktı. dönemin ekonomik gelişmeleri ve güç odaklarının kazanım mücadelesini ve aynı zamanda nasıl dönemi değiştirdiğini açıklamadaki başarısı yazarı takdir ettirecek niteliktedir. bir ulusal ekonomi yaratma süreci 1908 devrimi ile hız kazandı. ittihatçılar bundan sonra destekleme politikalarına hız verdiler. böylece ulusal burjuvazi gözlenebilir bir hüviyete ulaştı. devletçilik ekonomisiyle destekleme politikası 1930’a kadar bu sınıfın oluşumunda rol oynadı. 1950 burjuvazi sınıfının zaferiyle sonuçlandı. bu zahmetli yolda sadece cumhuriyetçileri ön plana çıkarmak doğru değildir. dönemin önde gelen askeri elitlerinin ittihat ve terakki geleneğinin bir uzantısı hatta birer üyesi durumunda bulunduğunu yeri geldikçe vurgulayan yazar, miras bırakılan çok şey olduğunu belirtmiştir. ahmad’ın türkiye’de askeri nizamın gelişim devresini kitabında oldukça özlü bir şekilde ortaya koyduğu görülmektedir. bu süreç kitabın ışığında siyasal bağlantıları ile beraber şu şekilde özetlenebilir; çok partili denemelerde yaşanan önemli olaylardan dolayı ordu siyasetten uzaklaştırıldı. ordu’ya rejimin garantörlüğü ve sistemin koruyuculuğu misyonu yüklendi. temel amaç ise, laik ve millet iradesine dayanan demokratik ve çağdaş bir ulus yaratmak hedefi olmuştur. tanzimat ve meşrutiyet döneminde olduğu gibi artan bir taleple değil, üst tabakanın isteğiyle reformist hareketler yapılmıştır. bu süreç ikinci dünya savaşı’nın bitimine kadar devam etmiş ve ardından oluşan yeni dünya düzenindeki yerini almak adına türkiye’yi yeni şeyler yapmaya zorlamıştır. en önemli gelişme olarak da çok partili sisteme geçiş gösterilebilir. işte bu dönemde demokrat parti; chp ve milli şef geleneğinden kurtulmak için büyük bir başarı göstererek meclisteki sandalyelerin çoğunluğunu elde etmiştir. demokrat parti, ne yazık ki olumlu geçen yıllardan sonra değişik kesimlerden tepki toplamıştır. demokrat partiyi sindirmek için baskı kurma girişiminde bulunmuşlar ve bu dönemde yaşanan ekonomik sorunlar askeriyede de kendini hissettirmiştir. yaşanan siyasal gelişmelerin nihayetinde de askeri darbe olmuştur. 27 mayıs darbesinden sonra hazırlanan 1961 anayasası’nda özgürlükler genişletilmiş ve güvence altına alınmıştır. meclisin keyfiliğini engellemek için anayasa mahkemesi kurulmuş ve çift meclis sistemine geçilmiştir. bütün bu gelişmeler bir önceki döneme tepki mahiyetinde idi. askerler oyak’ı kurarak ekonomik durumlarının düzeltilmesi yolunda atılımlar yaptılar. mgk’nın kurulmasıyla birlikte askerlerin doğrudan siyasetin içine girmesi sağlandı. bu hukuksal zemin, anayasal varlığını dönemsel olarak da güçlendirdi...

hesabın var mı? giriş yap