şükela:  tümü | bugün
  • 1980'lerin başında senaryosunu clair noto'nun yazdığı, yaratık dizaynları efsanevi h r giger tarafından yapılan ama 20 yılı aşkın bir süredir hala filme çekilemeyen sci-fi/korku projesi.

    konusuna gelince; manhattan'da yaşayan üst düzey yönetici grace ripley, aslında insanların arasında yaşamını sürdüren şekil değiştirmiş uzaylı bir yaratıktır. insan kılığındaki başka bir uzaylı olan frogner, bir gün bir toplantı sırasında şans eseri grace'in de kendilerinden olduğunu anlar ve durumu harry sloane'a anlatır. sloane, görünüşte "manhattan grief clinic" adı altında faaliyet gösteren ama aslında uzaylıların insanlardan saklanarak gözlerden uzak yaşadığı, "koridor" denilen yerin başıdır. sloane'ın tek amacı grace gibi bu uzaylı gruptan ayrı olarak yaşayan john taiga adındaki diğer bir yaratığı bulmaktır. john taiga'nın bu gezegenden kurtulmanın bir yolunu bulduğu söylenmektedir. bir şekilde dünyada kapana kısılıp kendi köşelerinde ölmeyi bekleyen bu yaratıklar için korku, endişe, huzursuzluk gibi duygular ölümcüldür. ancak sex yapmak onları bu morfolojik tükenme sürecinden kurtarabilmektedir.

    casting aşamasında o zamanlar grace ripley rolü için kim basinger, theresa russel, sharon stone, michelle pfeiffer, kathleen turner ve hatta madonna düşünülmüş.

    projedeki en heyecan verici şey kuşkusuz h r giger'ın yaratık dizaynları. özellikle vajinayı çağrıştıran ağızlar, bir kez daha giger pornografisini ön plana çıkarıyor.

    daha detaylı bilgi ve özellikle çizimleri görmek için: http://www.hrgiger.com/
  • ayrıca geçtiğimiz günlerde konser veren st germain'in albümünün adı. rose rouge inanılmaz!
  • kapanış parçasıdır. insanın içine yavaşlamam lazım diye bir kural atar. sakinleşir insan.
  • hayatı agır cekimde oynatan radiohead parcası. bu parcayı dinlerken, sozlerine kole olursunuz. thom slow down dedikce yavaslar, mayısırsınız. idiot dediginde buzusur. battaniyelerin arkasına sıgınırsınız. hey man dedikce kafanızı kaldırır, hayallere dalarsınız. sarkı bitince uyanır, etrafınıza bakarsınız. mayısıklıgınızı fark eder, toparlanmaya calısırsınız. kalkar, sarkıyı bastan acar, battaniyenin altına kendinizi saklayıp gunduz gozuyle siyah-beyaz ruyalara dalarsınız.
  • ok computer'da son sevilen, en zor alışılan, sevildiğinde ise kendine bağımlı kılan şarkıdır. kötü zamanlarda hep çalsın, daha fazla yerin dibine nasıl girerim diye sorulduğu vakit cevap olarak dinlenmek istenendir.
  • ok computer gibi bir albümde yer almış bir parça için bu saatten sonra "iyidir/kötüdür" değerlendirmesine girmek manasız olabilir. belki bu, the tourist'in, bir kapanış parçası olmasından ziyade, lucky ile birlikte albümde bulunması konusunda son ana kadar tereddütler yaşandığı için son ikide yer almasını da önemsizleştirir ama; the tourist'e alışırken çekilen zorluğun sebebi de aynı tereddütü hissetmek olabilir. albüm için basit kaçmış gibi.

    lucky sınıfı geçip gözbebeğim olmuşken; benim için de çok değerli bir parça değildi doğrusu the tourist. o kadar arsız partisyonların üstüne the tourist fazla minimalist ve soğuk geliyordu. ta ki, 1 nisan 2008 londra konserindeki canlı performansını dinleyene kadar. çalınan diğer 9 parçadan hiçbiri bu kadar mükemmel, sarsıcı, değerli değildi. dibim düştü resmen, günlerdir en çok dinlediğim radiohead parçası halini aldı bu performans kaydı. tüm zamanların en güzel radiohead konser performanslarından biri olduğunu düşündüm ama, parçanın albüm kaydıyla arasında önemli bir modifikasyon yoktu. merakımı yenemeyince klasörler arasında arama yaptırdım, sonuçlarda the tourist'i ilk olarak 24 haziran 1997 utrecht konserinde gördüm. tıkladım hemen dinledim ve iki konser arasındaki farkın "olgunluk" olduğunu gördüm.

    thom yorke'un vokalinde hiçbir çekincesi kalmamış ki bunun için sesini the eraser'da ekosuz (çıplak) bırakan nigel godrich'e teşekkür etmek gerekiyor. sesiyle yapabileceklerini 11 senede fazlasıyla öğrenmiş halde, bütün kendine güveniyle zamanı yavaşlatırcasına uzun uzun söylerken düzgün tek gözüyle gitarına da klasik bakışlarını attığını tasavvur edebiliyorum ben artık. jonny greenwood'un gitarı ise/bile hala aynı gitar fakat kalıpların dışına çıkmak için, farklı olmak için, deli olmak için çabalamıyor bu sefer. bir marka olarak, tertemiz bir solo atıyor. ed o'brien, gitarını arka plana attığı yaklaşık 5 senenin üstüne paslanmadığını, in rainbows'la birlikte yapılan "ed'i yeniden gitar çalarken görmek güzel" yorumlarının isabetini gösteriyor; vokaliyle de thom'u pekiştiriyor. colin greenwood kah basıyla, kah klavyesiyle olaya dahil olurken, phil selway her zamanki gibi grubun hiç aksamayan elemanı olarak görevini yerine getiriyor. phil selway demişken, geçen radyoda dinledim, sormuşlar "dünyanın en büyük grubunun bir üyesisiniz ama hep arka plandasınız, biraz pasif kalmıyor musunuz?" diye, o da "radiohead'in davulcusuyum, bu yeterli değil mi?" demiş. öyle bir adam.

    sonuçta ortaya gitarların tutkuyla seviştiği, yıllarca dinlenebilecek mükemmel bir performans çıkmış. belki de bir illüzyondur bu muazzamlık. ya parçanın kompozitörü jonny greenwood zamanın ötesinde bir adamdı ve the tourist'i anlamak için 11 sene geçmesi gerekiyordu, ya da the tourist'siz geçen her sene için 11 kez kafayı duvara vurmak gerekiyordur; içinden çıkılacak cinsten değil. bildiğim bir şey var: hani hamile kadınların yüzüne bi' duruluk gelir ya, radiohead'in olgunluğu da müziklerine aynen böyle yansıyor şimdilerde. (bkz: duvarı delip the tourist çaldı)
  • konser kaydini dinleyin, thom'un gozyaslarini gorun, bu inanilmaz vokali dinleyin dedigim parcadir.
  • johhny depp ile angelina jolie nin beraber oynadığı ilk film olacak sanırım. 2011 yılında vizyona girecekmiş.
  • tom cruise ve charlize theron başrolünde oynayacakken önce tom cruise sonra da charlize theron'un ayrılmasıyla johnny depp , angeline jolie ikilisine kalan film. salt filminde de tom cruise'un projeden ayrılmasıyla başrolü kapmıştı angelina. görevimiz tehlike'ye de el atacak mı merakla bekliyoruz.