şükela:  tümü | bugün
  • antidepresan niyetine izlediğim filmlerin 'etken maddesi' olarak gördüğüm aktör. içinde bulunduğu herhangi bir yapımın benim için kötü olma ihtimali yok nitekim ışıl ışıl parlayan gözlerini görmek bile bana çok keyif veriyor.
  • iyileşecek tabi. dünyanın en tanınmış, en çok kazanan aktörlerinden birini numune hastanesi koğuşuna yatıracak değillerdi. erken tanı koyuldu, en iyi doktorlar tarafından en ciddi tedavi uygulandı ve bitti. yaşı 63, altta yatan çok ciddi bir rahatsızlığı yoksa zaten aşırı risk taşıyan bir yaşta da değil.

    yakınlarınız ve kendiniz için endişe edin, ispanya kralına, kanada başbakanına falan bir şey olmayacak elbette..
  • ne hikmetse hastalığını açıkladıktan bir kaç gün sonra iyileşmiş aktör.

    aklıma bu filmi getirmiştir..
    2012

    "herif aktörün teki, durmadan senaryo okuyor."
  • herkes ne çok üzülmüştü tom hanks beye. ayyy virüs kapmış, ayyy karantinaya alınmış falan. yazıldığı gibi başka mühim bir hastalığı yoksa tabii ki iyileşecekti. nitekim iyileşip evine gitti hemen. adam milyoner. dolayısıyla bir haftada iyileştirdiler adamı. sen burada "ayyy tom da mı hastalandı, umarım bir şey olmaz :(" diye tüvitler at daha. biraz sınıf bilinci olmalı. yani evet, filmlerini, oyunculuğunu, karakterini sevebiliriz ama neticede herif zengin kesimden. idris elba'ydı, olga kurylenko'ydu, tom hanks'ti bunlara bu kadar parayla bir şey olmaz (en azından tedavi edilebilen bir hastalıktan olmaz, başka ek bir hastalık vs yoksa). insan önce kendisi ve yakınları için endişelenmeli. misal aynı yaştaki amcalarım için daha çok endişeliyim, tom beye de kusura bakmasın hiç endişelenmedim, o milyonlarla bu hastalığı 5 günde yiyip bitireceği dünden belliydi. ne biçim bakmışlardır adama... tabii ki tom, olga, idris atlatacak. demem o ki bu zengin kesime çok endişelenmemeli. ha kaza geçirir, yoğun bakıma alınır, o zaman endişelenirsin, ama virüs kaptı diye endişelenmeye gerek yok. tam tersi, geçen günlerde bu zengin kesim milyon kare büyüklüğündeki evlerindeki hayvanat bahçesi büyüklüğündeki bahçelerinde imagine şarkısını söylediler ya, nasıl da sinir bastı anlatamam. zaten şarkıyı da katletmişler, abv.
  • oynadığı her filmi izlemedim ama şimdiye dek izlediklerimde tek bir kötü oyunculuğuna denk gelmediğim aktör.
    bir filmini izleyip oyunculuğunun zirvesi diyorsun, sonra hop başka bir filmi geliyor aklına.

    bir de ayrıca kendisine ve ailesine geçmiş olsun, umarım en kısa zamanda atlatırlar.
  • korona kapmadığı iddia edilen, operasyon kurbanı olan oyuncu. amerikaya indikten sonra federaller karşılamıştır. pedofili dedikodusu internet ortamında yayılıyor.
  • bir gün ölürse çok üzülürüm dediğim oyuncu
    oğlu olduğunu öğrenince araştırmıştım... benzerliği çok çok şaşırtmıştı bir yandan da mutlu etmişti
    eğer ölürse ve ben onu çok özlersem oğlu var diye kendimi bir küçük kandırmıştım...
    hala ölürse diye korkuyorum içten içe
  • çok başka bi adam... oyuncu diyemeyeceğim, dilim varmıyor. uzaylı falan bence!

    evet evet, oyuncu taklidi yapan bi uzaylı. dünyalı birinin bu kadar yetenekli olmasını aklım almıyor çünkü. (uzaylı da olsa özellikle şu korona günlerinde kendisine ve ailesine sağlık diliyorum. uzaylı da olsa koronaya yakalanabiliyor :( umarım risk faktörlerinden ötürü bir daha tekrarlamaz.)

    müthiş filmlerinin yanı sıra bok gibi filmleri de vardır elbette. ama film ne kadar kötü olursa olsun, filmin içindeki tom o filmi izlenir kılıyor yine de. laptopun kapağını filmin yarısında kapatamıyorsun.

    girdiği bir rolü, önceki hayatında yaşamış da dna'sındaki bu kodlanmış bilgiyi henüz açığa çıkarmış gibi oynuyor bu adam. bizdeki "oynamıyor, yaşıyor" tabir edilen cinsten.

    sevindiği veya heyecanlandığı bir anını, kalbiniz pıt pıt ederek izlemeniz normal. çünkü izleyen insana dibine kadar hissettiriyor kendi mutluluğunu.

    veya olumsuz sahneler... onlar da öyle.

    the green mile'deki çişini yaparken canının acıması mesela. ulan ben neden kasım kasım kasılıyorum sen kasıklarını tutarken, acıdan terlerken!?!? prostat mıdır her ne haltsa, sen bu hissi bana nasıl geçirebiliyorsun? sonra mahkumla sonlara doğru el sıkışma sahnesi... var mıydı tom'la birlikte gözleri dolmayanınız, tom'la birlikte içi daralmayanınız?

    captain phillips'in son sahnesini şuraya bırakmak istiyorum... canım abicim, çok sevgili tom'cuğum, hayatınızda kaç kere somalili korsanlar tarafından kaçırıldınız da, önünüzde insanlar vurulup öldürüldü de siz bu şekilde bir şoka girebildiniz? cidden merak ediyorum. abi insan adam akıllı iki kelimeyi bir araya getirmediği bir sahnede nasıl olur da izleyen insanı hüngür hüngür ağlatabilir? cidden merak ediyorum, hayatınızda ciddi bir travma yaşayıp şoka girmiş olmalısınız ki bu sahneyi bu şekilde "gerçek" oynayabildiniz... (ki bu sahne için replik olmaması, gerçek bir navy doktoruyla doğaçlama oynandığını falan da biliyorsanız, dikkat edin de allah diye tapmaya çalışmayın, çarpılırsınız. )

    cast away'de kaç dakika vardı kesintisiz bir şekilde asla konuşmadığı? yukarıda da dediğim gibi ben konuşmadan oynayabilen oyunculara ayrı bir hastayım. konuşmazsanız elinizden bir enstrümanınız alınmış gibisiniz. manevra alanınız kısıtlanıyor gibi. ama siz o halde bile en mükemmeli çıkarmayı başarabiliyorsanız, ben size diyecek bir şey bulamıyorum. tahta ile uğraşırken elini keser, refleks ile elini geri çeker, siz de ekranın önünde elinizi çekersiniz. çünkü oyunculuğu sizi sarıp sarmalıyor. etrafa kaçmanıza asla izin vermiyor. oyunculuk anlamında en etkilendiğim sahne wilson'ın arkasından ağlaması ve eve geri döndüğünde bir basışla açıp kapayabildiği çakmağa/gece lambasına bakmasıydı. sadece bakması evet. yahu bir insan bir voleybol topu ile karşılıklı oynayabilir mi? tom ise oynar...

    forrest gump'a girersem hiç çıkamam, belki ayrı bir entry konusu olur o. tek bir sahne yeterli zaten. küçük forrest için, akıllı mı yoksa...? diye soruşu. tek bir cümledeki yüzündeki duygu geçişi bu adamın bütün kariyerini özetler.

    galiba ağırlıklı ya konuşmadığı ya da az konuştuğu sahnelerden yazdım ama, konuşursa daha beter.
    çünkü ne ve nasıl konuşursa inanıyorsunuz. tereddüt bile ettirmiyor sizi. the terminal'de viktor karakterini oynayan bu adamı hiç tanımıyor olsaydınız, rus olduğundan tereddüt edecek kaç kişi var ki? dediğim gibi, konuşursa daha beter inandırıyor insanı...
  • iki kez oscar ödülü almış,müthiş filmlerde oynamış hatta birçoğunda başrol olmuş çağımızın en başarılı oyuncularından.umarım daha nice filmlerde oynar ve izleriz.
  • daktilo aşığı bir aktör ..

    1978 yılında bir gün, plastik gövdeli (yeni jenerasyon olivetti) arızalı daktilosunu onarım için cleveland’da daktilo tamircisine götürüyor tom hanks .. ama tamirci burun kıvırıyor ve hanks’in plastik gövdeli daktilosuna ‘işe yaramaz bir oyuncak bu’ diyor ve sonra da arkasında duran raftaki çelik gövdeli daktiloları gösteriyor tom hanks’e ‘işte gerçek daktilo böyle olur’ der gibi .. tom hanks etkilenerek daktilosunun onarımından vazgeçiyor ve tamirciyle bir ‘hermes 2000’ için pazarlık yaparak $45’a daktiloyu satın alıyor görsel .. o daktilo, tom hanks’in bugün neredeyse 100 adedi aşan daktilo koleksiyonunun ilki oluyor .. zaman içinde o kadar fazla sayıda makineye sahip oluyor ki kimini, koyacak yeri olmadığından ya satıyor ya da hediye ediyor .. görsel

    bu arada koleksiyonuna kattığı daktilolardan birinin ilginç bir hikayesi var .. hem websiteleri hem de youtube kanalları üzerinden popüler kültür, sinema, video oyunları vb. hakkında gündem üreten ‘nerdist’in kurucusu chris hardwick, bir sürpriz yaparak tom hanks’e bir ‘1934 smith corona silent’ı hediye olarak gönderiyor (1934 yılı yapımı ve o dönemin teknolojisine göre yeni nesil sayılabilecek özel pedi sayesinde görece sessiz çalışan tuş takımına sahip bir daktilo) görsel .. bir de mektup ulaşıyor daktiloyla birlikte .. tom hanks’i internette yayımlanacak programlarına davet ediyor hardwick ve ekibi .. hanks de hediye ‘smith corona’yı kullanarak yazdığı kendi mektubuyla yanıtlıyor onları, yine kendine has esprili diliyle ve ‘rüşveti’ kabul ettiğini belirtir şekilde .. görsel

    daktilo tutkusu onu yazarlığa da itiyor .. 17 kısa hikayeden oluşan 2017 yılı basımı ‘uncommon type’ adlı bir kitabı da var .. fakat daktilo aşkı bundan ibaret değil .. hitcents tarafından ama tümüyle tom hanks ile işbirliği içinde geliştirilmiş bir ‘apple’ aplikasyonu da mevcut : ‘hanx writer’ .. telefonunuzda veya tabletinizde daktilo keyfini sürmenizi sağlıyor ..

    new york times için kaleme aldığı makalesinde, eski tip manuel daktilolara olan tutkusunu 3 nedene bağlıyor : daktilonun kendine has tuş sesi, yazıyı fiziki olarak üretebilmenin verdiği saf haz, ve tuş takımının oda duvarlarında yankılanan müthiş ritmini bizzat parmaklarla kontrol edebilmek ..

    kaynaklar : nytimes.com, insider.com, americanhistory.si.edu, typewriterdatabase.com, goodreads, the new yorker, typewriters.com (türkçe kaynak kullanılmadı – çapraz çeviriler bana ait) görsellerle alakalı olarak; özellikle incelememe ve dikkat etmeme karşın copyright engeli göremedim ama yanıldığım bir görsel varsa ve kaldırmam gerektiği konusunda eminseniz lütfen bildiriniz .. görsellerin kullanımında maksadı aşan kasıt veya maddi kazanç amacı yoktur ..

hesabın var mı? giriş yap