şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • evlerden ırak kimsenin başına gelmesin de gelirse de kadın şöförle gelmesin. dün yolda giderken yan sokaktan çıkan bir araç bodoslama daldı benim araca. sol çamurluk ve kapıyı 8 şekline getirdi. neyse kimse de bir şey yok, arabada çoluk çocuk da var ama kimsenin burnu bile kanamadı, sadece korktular. benim tarafın kapısı yamulduğu için inemiyorum araçtan, koca götüm ve göbeğimle tıslaya tıslaya yan koltuğa geçip indim araçtan ki ne durumdayız bakalım, o da ne çarpan araç ortada yok! nerede bu araba diye bakınırken gördüm ki araç geri geri 20- 30 metre gitmiş, içinde bir hanımefendi direksiyona yapışmış benim ne yapacağımı gözlüyor. ne yapayım cana gelmesin mala gelsin diyerek gittim yanına, cama tıkladım açtı. geçmiş olsun bacım dedim, bir şeyiniz var mı diye sordum. demek ki benden böyle sakin bir tepki beklemiyordu ki o sinmiş kadın bir anda kızgın kaplan kesildi. bağırıp çağırıyor, suçun bende olduğunu, kendisinin yolun yarısına kadar çıkmış olduğunu benim kendisine çarptığımı iddia ediyor. bak bacım dedim senin arabanın ön tarafı haşat benim arabanın yanı gitmiş. ben arabayı yan yan sürüp sana çarpamayacağıma göre sen bana çarptın. hem suç senin benim demenin bir alemi de yok, tutalım kaza tutanağını işimize gücümüze bakalım. mümkün değil laf söz anlamıyor, indi araçtan bas bas bağırıyor. bu arada meraklılar da başımıza toplanmış, her kafadan bir ses çıkıyor. son bir defa daha anlattım, suçlu suçsuz meselesini geç, tutanak tutup gidelim diye, yok anlamıyor. polis gelsin diye bağırmaya başladı, hay hay gelsin dedim aradım 155'i. bu arada o da birilerini aramış biraz sonra yaşlıca bir adamcağız geldi, yakınıymış. o da bakınca anladı ki suç kendi adamında alttan alıp polise gerek yok anlaşın, herkes kendi zararını karşılasın falan demeye başladı. niye zararı karşılayayım kardeşim, benim sigortam var karşı tarafında var ne diye cebimizden yaptıralım, tutanak tutulsun sigorta yaptırır diyorum ama kadın kesinlikle kabul etmiyor, sen bana çarptın benim arabamı sen yaptıracaksın diye kıyameti koparıyor. bu yaşıma kadar öğrendiğim en önemli şey bu tip bir durumda bir kadınla asla tartışmayacaksın. sesimi çıkarmadım, geçtim kenara bekliyorum. neyse polis ekibi geldi, yaralı kaplan gibi atıldı ablam ortaya, ağlıyor, bağırıyor polislere benim kendisine çarptığımı anlatıyor. polisler olay yerine bakınca anladı zaten kazanın oluş şeklini de onlarda kadının şerrinden tırsmış vaziyette ne yapacağız diye düşünüyor. yaşlıca olan bir polis kadına sizin arabayı neden kaza yerinden ayırdınız, bu kaza yerini terk demektir, size ceza yazacağız deyince bizimkinde şafak attı. o bas bas bağıran kadın bir anda kuzu kesildi, yav gerek yok biz aramızda anlaşırız falan demeye başladı, allah allah. bu arada kadının yakını tekrar devreye girdi ve tamam memur bey biz halledeceğiz falan dedi, polisler işlem yapmadan gittiler. neyse bir yerlerden kaza tutanağı bulduk doldurduk, kroki falan çizdik sıra geldi tarafların ağzından olayı anlatma kısımına. hanımefendi yazdırdı, ben yolun yarısına kadar çıktım, geldi bana çarptı şeklinde bir ifade verdi yazıldı tutanağa. ben de araç yan yoldan çıkıp bana vurdu şeklinde yazdırmak istedim hanımefendi tekrar celallendi. öyle yazamazsınız, sen de benim söylediğim gibi anlatacaksın, sen bana gelip çarptın bu şekilde yazacaksınız diye tutturdu. ulan hanımefendi, siz manyak mısınız demem lazım ama bana nasıl olduysa bir peygamber sabrı geldi ya da fena tırstım tam bilemiyorum gene sesimi çıkarmadım. neyse etraftakiler anlattı, burada yazılanlar önemli değil kararı eksper verecek falan diye güç bela ikna ettiler. benim ifadem de söylediğim şekilde yazıldı, tutanağı imzaladık, evrakların fotokopileri çekildi, araçların fotoğrafları çekildi, bitti eziyetimiz. ben arabayı servise çektim, eksper geldi, 5 bin lira hasar yazdı evrakları alıp gitti. ertesi gün sabahın köründe telefon ile uyandım. tanımadığım bir numara, açtım ki bizim hanımefendi. alo der demez bağırmaya başladı, sen beni kandırdın, tutanağı senin söylediğin şekilde yazdık, ben servise gösterdim bu tutanağa göre ben suçlu çıkarmışım, hemen sende ki suretini al buraya gel yeniden tutanak tutacağız, benim dediğim gibi yazacaksın diye basbas bağırıyor. benim de sabır taşım çatladı telefonda buna ağzıma geleni söylemeye başladım. bu sefer telefonda ağlamaya başladı, sen bir bayanla nasıl böyle konuşursun, terbiyesiz, ahlaksız saydırıyor. ben de gereken cevapları verdim, beni mahkemeye vereceğini söyleyip suratıma kapattı telefonu. uzun lafın kısası siz siz olun sakın bir kadın sürücünün kullandığı araçla kazaya karışmayın. erkek olsa laf anlarsa anlar, anlamazsa bir şekilde anlamasını sağlarsın ama kadın milleti ile hiç uğraşılmaz yeminle. 2 gündür sinir stres sahibi oldum yav.
  • şimdi aldığımız bir haberi aktarıyorum sayın izleyiciler;

    bir trafik kazası anında özel ya da devlet hastanesine gittiğinizde/götürüldüğünüzde hiçbir tedavi ücreti vermenize gerek yoktur aman diyeyim tek kuruş bile ödemeden tüm tedavinizi yaptırabilirsiniz:

    "herhangi bir trafik kazası sonrasında, bir hastaneye (özel veya devlet) gittiğinizde veya getirildiğinizde, size veya yakınlarınıza (2918 no'lu yasayı bilmediğiniz zannedilerek) :

    'yapılacak müdahele ve tedavi ücretlerini ödeyeceğinize dair şu belgeyi imzalayınız' teklifi ile karşılaşabilirsiniz.

    ancak, siz:

    'bu formun altına, bu belgeyi imzalamazsam, bana müdahele edemeyeceğinizi ve tedavimin yapılamayacağını yazın ve imzalayın!' dediğiz anda…

    hastanenin bütün imkânlari sizin için seferber olacaklar

    trafik kazası sonucu yaralanan ve hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan kazazedelerin, 2918 sayılı kanuna göre tedavi için hiçbir ücret ödememesi gerekiyor (madde: 98 ve madde: 108).

    yönetmeliğe göre, 'hastane acil servisi' kendisine gelen kazazedenin maddî durumuna, sosyal güvencesi olup olmadığına ve hastanın özelliklerine bakmadan gereken tedaviyi ve müdahaleyi herhangi bir ücret talep etmeden, yapmak zorunda. bu tedavi sonucu oluşan masraflar, 't.c. sağlık bakanlığı karayolları döner sermaye işletmesi' tarafından karşılanmaktadır (madde: 08).

    hastanelerin bu maddelerden bi habermiş gibi vatandaştan para talep etmeye haklari yoktur!"

    trafik mağdurlari yardimlaşma ve dayanişma derneği'nin açıklamasıdır.
  • bir cumartesi gecesi yaza veda partisi sonrası 17 yaşındaki meleğimizin karşıdan karşıya geçerken başına gelen olay. 4. günün sona ermesine rağmen komadan çıkmayı başaramamış, bütün kemikleri paramparça, bir hastanenin yoğun bakım ünitesinde can çekişmektedir. bu noktada; alt geçitlerin uyuşturucu, tinerci pazarına dönmesine göz yuman emniyet teşkilatına mı, aynı noktada gerçekleşen onlarca kazaya aldırmayıp bir üst geçit yapmayı beceremeyen karayollarına mı, kör kütük sarhoş bir halde 180km hızla iki yavrunun üstünden geçip 150mt sürüklenen bedenlerine aldırmayıp yola devam eden bir adama mı, polisin olay anında tuttuğu tutanağın sabaha tamamen değişmiş bir halde yeniden düzenlenmesini sağlayan savcıya mı, kime lanet edebiliriz ki... bu ülkede trafik terörü bütün felaketlerin üstünde can almaktadır ve bu teröristler cinayetle yargılanmamaktadır.
  • bugün yolcu indirdikten sonra önündeki minibüsün hareket etmesini beklemek yerine sola bakmadan hızla sol şeride fırlayan bir minibüs nedeniyle yaşadığımdır. arabayı kullanırken olanlara dikkat etmekten öte olacakları da hesaplayarak gitmeme, en ufak ihtimalde korna uyarısından çekinmememe rağmen o nasıl ve hangi hızla sola çıkıştı ki bir anda yok sonraki anda var olan o minibüs sağımdan belirdi anlayamadım, elim kornaya bile gidemedi.
    minibüsü görüp çarpışmanın kaçınılmaz olduğunu anlamamla direksiyonu sola kırdım ve solda devam edecek yol olmadığı için de frenledim, refüje çıkarak kazayı sağ ön çamurlukta ufak bir ezikle atlatabildim bu şekilde, bana hiçbir zarar gelmedi. tuhaf bir şekilde korkmadım, belki her şey çok çabuk ve nispeten hafif atlatıldığı için ama çok öfkelendim önce. minibüsün tekrar gaza basarak yürümeye kalkmasıyla öfkem daha da arttı. mecburen kaza mahalli bozuldu, ben de hareket ettim ve önüne kırarak durdurdum minibüsü. sonrası ise bildik şeyler. karşılıklı tartıştık. tabii ki nasıl o şekilde çıktığı sorusuydu ilk isyanım. ikincisi ise daha iki taksidini ödediğim arabam içindi. ilk arabamı beş yıl tek çizik olmadan kullanıp, beni çok mutlu eden yeni arabamı almanın heyecanını yaşıyordum haliyle iki aydır. daha üç yıl taksidim var ödenecek.
    minibüsçünün olaydan sıyrılma çabası karşısında kaza tutanağını o şekilde düzenlemeyi reddedip önce polisi, ardından da eşimi ve arkadaşımı aradım. bu sırada minibüsçünün çöken çamurluğa bakarak bir şey olmadığını söylemekte olması beni delirtiyordu.
    aracın içine geçip bekledim eşim, arkadaşım ve polisi. tutanağın düzenlenmesi için tacizleri de iki kez bertaraf ettim. eşim ve arkadaşım geldiğinde de hala, bana zarar gelmemesinin ardından içime oturan yeni arabaya gelen zarardan bahsederken şöförün "arabanın iki aylık olması" sözlerini benim kadın olmamla birleştirip "iki aylık şöför olduğumun belli olmasına" dönüştürmesine isyan ettim. yine de şükürler olsun, paniklemedim, minimum zarar görecek manevrayla hafif atlattım. şimdi servis ve sigorta uğraşı süreci başlayacak.
    gelen memurlar da sağolsunlar yardımcı oldular, kendi başımıza düzenlenecek tutanak yeterli olmayacaktı. bugün de yaşanacak bu varmış yaşadım. umarım ilk ve son olur.
  • insanın psikolojisini bozan, düşündükçe gözlerinin dolmasını sağlayan, en sevmediğim insanın bile yaşamasını istemeyeceğim olaylardan birisi bu.

    birkaç ay önce ailemle beraber kendi arabamızda şehirlerarası yolculuk yapmaktaydık. arabayı babam kullanıyor, ben öndeydim, annemse arka koltukta. yolda bir şeyler almak için, yol üzerindeki bir alışveriş merkezine girdik. alışveriş tamamlandı. sabahın erken saatleri olmasından mütevellit uyku modundayım hala. anneme uyumak istediğimi, arkaya geçeceğimi söyledim. yer değiştirdik. ben uyudum. takribi yarım saat sonra annemin sesi ve arabanın sarsıntısıyla uyandım. babam öndeki arabaya çarpmamak için direksiyonu kırmıştı ve yerdeki mıcırlardan ötürü araba savruldu. karşı şeride geçtik, babam direksiyon hakimiyetini kaybetti, şarampole yuvarlandık ve defalarca takla attık. o kaza anında -ki toplasan bütün olay 10-15 saniye sürmüştür belki ama bana saatler gibi geldi- ölebileceğiniz bile sonradan geliyor aklınıza. önce olayı algılamaya çalışıyor, sonra "ne zaman bitecek bu taklalar" diyorsunuz. ben arkada olduğum için kemerim takılı değildi ve koltuğa tutunmaya çalıştım. taklalar bittiğinde -ki maalesef tekerlekler yukarıda kalmıştı- annem ve babam adımı söylüyorlardı;

    - elmayraaaa!
    + elmayraaaaa! iyi misin?
    - & + kızıııım iyi misin?
    * ben iyiyim

    diyebildim sadece. patlayan camdan sürünerek dışarı çıktım, insanlar arabaya doğru koşuyorlardı. iki kişi kollarıma girip beni ayağa kaldırdılar. benim gözlerim doldu (evet ağlayamadım bile) ve hayatımda hiç yaşamadığım bir şekilde titremeye başladım. resmen -istem dışı- öne ve geriye doğru çok şiddetli şekilde sarsılıyordum. bir kadının sırtımı arabaya doğru vererek (sanırım bizimkilere bir şey oldu sanarak arabayı görmemi engellemeye çalıştı) bana su içirmeye kalktığını hatırlıyorum.

    * içmeyeceğim, anneme bakacağım. babam nerede?

    falan diye geveledim. kadın kollarımdan tutup sarstı beni. "suyu iç" dedi. içtim. o arada annemle babam arabadan çıktılar. çantamdaki eşyalar etrafa savrulmuştu. sadece cüzdanımı görüp aldım. iğrenç bir psikolojide olduğumdan arabaya bir daha yaklaşamadım.

    o hengamede birisi gayet uyduruk ve takoz olan 6-7 yıllık cep telefonumu çalmış. kulaklarını çok pis şekilde çınlattık sonradan. neyse ki annemin ve babamın telefonları çok işe yaradı.

    ambulans ve jandarma geldi. hastanede çekilen filmler, yapılan pansumanlar, doktor gözetimi altındayken jandarmanın tuttuğu tutanaklar, benim kaburgalarımın ve omuriliğimin ağrısından hareket edememem falan tam bir kaos. benim kafam, babamın alnı kanadı. hepimizdeki vücut ağrılarıyla morlukları, babamın boynunun tutulması, benim kolumla dizimi incitmem ve bacaklarımdaki cam sıyrıkları dışında bir şeyimiz yoktu. buna karşın haftalarca ağrıdan ötürü uykularımdan uyanıp inleyerek ağlıyordum. işin psikolojik boyutu bir tarafa içtiğim onca ağrı kesiciye karşın iğrenç ağrılar çektim. üstelik griptim ve öksürüklerle boğuşmak zorundaydım, her öksürdüğümde ağrım çok daha artıyordu. ben eziklerle dayanamadım, insanlar kaburga / omurga kırıklarına nasıl dayanıyorlar merak ediyorum.

    bu arada biraz kafamı toplayınca ilk düşündüğüm şeylerden birisi de "iyi ki annem ön koltuğa geçip emniyet kemerini takmış" oldu çünkü onlardansa ben ağrı çekmeye razıydım. bir diğer düşünce de yardıma gelenlere teşekkür bile edememiş olmak.

    ağrılarım neredeyse tamamen bitti ama o psikolojiyi hala tam olarak atlatamadım. üstelik otobüsle şehirlerarası yolculuk yapmak zorunda kaldım. dolmuşlara, taksilere bindim. hala bir vasıtaya binince kasılıyorum. sanırım kendimi toparlamam epey zaman alacak, hele ki o direksiyon başına geçmem için epey sonra olacak. (bir iki gün içinde yine yapmam gereken şehirlerarası yolculuk yine geriyor beni ve erteledikçe erteliyorum.)
  • bbc horizon'ın son bölümünden öğrendiğim kadarıyla dünyada yılda bir milyon kadar insan trafik kazalarında ölüyormuş. belgeseldeki uzmanlardan biri, "bu kadar kaybı bir savaşta ya da doğal bir afette versek müthiş bir tepki olur ama insanlar trafik kazalarında ölünce kabulleniyoruz" diyor.

    kaybettiğim çok arkadaşım oldu şimdiye dek. ikisi dışında hepsi trafik kazasından gitti. iki ayrı arkadaşım da uzun yıllar önce karıştıkları trafik kazalarıyla toplam 8 kişinin ölümüne sebep oldular. gençler arasında belki de en yaygın ölüm nedenidir. ailesinde ölümlü ya da ağır yaralanmalı bir trafik kazasına karışmış biri olmayanımız herhalde yoktur. türkiye'de sadece son on yılda 100.000 kişi trafik kazasından ölmüş. sadece 2005 senesinde 120.000'den fazla insanımız trafik kazalarında yaralanmış. buradaki haberden daha bir sürü rakama ulaşılabilir.

    benim aklımın gittiği nokta da bu işte. bütün bunları bilmemize rağmen seri katil gibi sürmeye devam ediyoruz. altımızdaki arabaların güvenliği arttıkça gaza daha bir iştahla basıyoruz sanki. otomobillerin bizleri koruyabilecekleri maksimum süratlerin iki - üç katı hızlarda dolaşıyoruz.

    biraz daha sakin, biraz daha dikkatli sürün. en azından koşulların izin verdiği derecede yavaş gidin ki arabanın aktif ve pasif güvenlik sistemlerinin, frenlerinin işe yarayacağı, lastiklerin virajda yola tutunabileceği limitlerde daha uzun süre kalın. 90'la gitmek varken 95'le gitmeyin, o 5 km fark blok frende arabanın nerede duracağını 5-10 metre etkiliyor. hele 100 km ile giderken sadece tehlikeyi algılayıp frene basana kadar geçen sürede tam 20 metre ilerlemiş oluyoruz. aradaki fark, bir kamyona arkadan girmek, bir yayayı altına alıp metrelerce sürüklemek, yoldan çıkıp dereye - göle uçmak anlamına gelebilir. istatistiklere göre türkiye'de günde 25-30 kere böyle anlamlara geliyor zaten.
  • 24 ekim tarihinde başıma gelen hadise. hayatımın dönüm noktası belkide...
    o gece barda sabahlara kadar eğlenmek amacıyla 10 gibi dışarı çıkmıştım. aslında hiç içimden gelmiyordu, arkadaşların gazına geldim. kendimize güzel bir mekan bulduk, oturduk, başladık eğlenmeye. kendime bir viski söyledim. aslında fazla durmak da istemiyordum ama onu görünce değişti herşey. çalıştığım bankaya devamlı gelen hatun... doğumgünüymüş. arkadaşlarıyla kutluyordu. biraz kendime geleyim dedim, bir kaç duble viski daha içtim. sonra bir fırsat yarattım ve gittim yanına. 2 saat kadar konuştuk. sonra arkadaşlarıyla gitti. bi mutluluk, bi gaza gelmeler... 3 tane tequila de cilası olsun dedim. nasıl olsa serkan içmiyordu. arabayı o kullanırdı...
    ama öyle olmadı. o içkilerden sonra kendimi kaybetmişim. serkan'a bile s.ktiri çekmiş, direksiyon başına geçmişim. nasıl yol aldığımı şu an bile hatırlamıyorum. en son hatırladığım şey, virajda gözlerimi açıp direksiyonu aniden sağa kırdığım... sonrasında sağdaki şarampole yuvarlanmam, şans eseri arabanın dört ayak üzerine düşmesi ve gözlerimi açtığımda sol kolumun kırılmış olduğunu hissetmem... durumun farkına varamamış olacağım ki hala kontak çevirmeye çalışıyorum. elimi sağa sola atıp telefon arıyorum, o da yok. cekete bakıyorum yok, zaten kol kırık fazla da hareket edemiyorum.
    sabahın beşi olduğu için zifiri karanlıkta nereye, ne tarafa bile düştüğümü bile bilmiyorum -karadenizin yollarını aklınıza getirin. çünkü olay batı karadenizin bir sahil şehirinde vuku buldu- ve o halde arabadan çıkmaya cesaret edemeyip günün ağarmasını beklemeye karar veriyorum ve tekrar dalıyorum. havanın soğuk olması beni kendime getiriyor.etrafıma bakıyorum ve yaklaşık 25 metre yukarıda bir arabayı geçerken görüyorum. tamam oğlum inti hadi artık dışarı diyerekten kapıyı tekmeleyip açıyorum. kolumu tutarak yukarı çıkıyorum. bir kaç araba geçiyor. durdurmak istiyorum, durmuyorlar. ne tarafa gideceğimi düşünürken, ileride ışık görüyorum ve başlıyorum oraya yürümeye. yaklaşık iki km yürüdükten sonra bir şantiyeye varıyorum. açıyor işçi abilerim kapıyı sonuna kadar, ağlamaya başlıyorum.
    sonrasında hastane günlerim başlıyor. köprücük kemiğim kırılmış. yan omuz kemiğimde de parçalı kırık vardı. biri 7 cm diğeri 11 cm olmak üzere iki farklı yere iki platin takıldı. kolumdaki ağır sinir zedelenmeleri nedeniyle, parmaklarımı tam olarak kullanamıyorum. işaret ve baş parmaklarım bükülmüyor. bu satırları bilr tek elle yazıyorum. sinirsel ağrılar yüzünden geceleri uyuyamıyorum. 24 ekimden beri raporluyum. işim aksadı. spk lisanslama sınavına ve kpds'ye giremedim. son 10 gündür kovulmaktan korkuyorum. aileme yaşattığım sıkıntılarsa bonusu...
    araba pert oldu, ben gazi oldum, aile perişan...
    buradan çıkarılacak dersi, sözün özünü söylemeye gerek bile duymuyorum. anladınız siz onu..

    eklemeyi unutmuşum şimdi farkettim: emniyet kemeri hayat kurtarıyormuş!!!
  • öğle saatlerinde gerede yakınlarında bir mevkide bir araç takla atmış. hemen yanaştık. biri ağır dört yaralı. yerde yatan kadının yanına koştum. gökyüzüne bakıyor acı çekiyordu. korkma ablacım dedim allah yardım edecek. elini tuttum elime yapıştı sıktı elimi. sanki uzun yıllardır beni tanıyormuş gibi. gözleriyle gözlerimden yardım istiyordu. unutamayacağım o anı.

    ambulans geldi. yaralıları alıp gitti. insanoğlunda büyük bir mana gizli. o mana çok aciz bir duruma düştüğümüzde hemen gizlendiği yerden çıkıyor. gözlerimiz bizi ele veriyor öyle anlarda. o korku o endişe.
  • az önce, malkara ilçesinde 4 kişilik bir ailenin ölüm raporunu verdim. isimleri önemsiz. isimleri değersiz. bizim ülkede ortak bir isimle çağırılıyorlar. istatistik. bayram boyunca 106'da 4.

    düğünden geliyorlarmış. durumları iyi olmamasına rağmen hazırlıklarını güzelce yapmışlar. altınlar takılmış. süsler yapılmış.

    şoförün bir anlık uykusu sonucunda olmuş her şey.

    emniyet kemerleri takılı.

    bütün kemikleri kırık 4 kişi. kolları bacakları ayrı yerde.

    ölümün belkide en kötü şekli.

    yakınları bir türlü inanmıyor. daha 2 saat önce beraberdik diyor. mümkün değil diyor.

    gelelim ana meseleye; sadece şoför suçlu mu derseniz? bence hayır.

    yeni model dacia sandero marka bir arabaya biniyorlarmış. belki alacakları daha güvenli bir araba yerine bu markanın yeni aracını seçtiler. araba değil kağıt araba.

    çok ağır bir kaza olmamasına rağmen aile paramparçaydı.

    şimdi gidin pahalı bir araba alın diyemem ama ucuz etin yahnisi hayatınıza mal olabilir.

    lütfen daha düşük model ancak daha güvenlikli bir araba alın. binmeyin şöyle arabaya.
  • dün akşam saat 2130da karşıyaka yeni girnede iki aracın sarı ışıkta geçmesi sonucu kafa kafaya girmesiyle oluşmuş kötü olaydır. öncelikle kırmızı yanacak diye yanan sarı ışık bizim ülkemizde "acele edersen geçersin" anlamına gelmektedir. yeşil yanacak diye yanan sarı ışıksa "çabuk gazı kökle arkadakiler kornaya basacak" anlamına gelmektedir. işte bu salakça anlayış yüzünden dün akşam bir renault broadway sürücüsü emniyet kemerini de takmamış olması nedeniyle aracın ön camından fırlayıp karşıdan gelen ford transitin kaportasına çarpıp orta şeritte kalmıştır.

    tesadüfen olayı karşıdaki apartmanın balkonundan gördüm hemen 112yi aradım olanlar şöyle.

    112 meşguldü 30 sn kadar bekledikten sonra durumu izah ettim ve hemen ambulans göndereceklerini bildirdiler. bilgi için yazıyorum olayın olduğu yere 300 metre mesafede medical park hastanesi ve 1 km mesafede karşıyaka devlet hastanesi var.

    21:32 de 4 adet çekici birbiriyle yarışarak olay yerine geldi.
    21:37 de 1 ambulans
    21:38 de 1 ambulans daha
    21:40 ta polis geldi.

    gelen çekiciler vahşiydi resmen , yerde yatan adamın ayaklarının dibinden dönüp araçları çekmek için pozisyon aldılar.
    trafiği olay yerinde toplanan yaklaşık 100 kişi çorbaya çevirdi
    bağırış çağırış karmaşa...
    adam ölmedi ama uzun süre toparlanabileceğini sanmıyorum.

    emniyet kemerini bakkala giderken bile takın , ben yavaş gidiyorum demeyin. sarı ışıkta durun sadece durun. bırakın biri önünüze geçsin , bırakın o kazansın abilik sizde kalsın. 10 dakikalık yolda bile gaza basıp sarı ışıkta geçerek kazanacağınız 10 saniye size birşey kazandırmaz. insan 1 saniyede ölür.