şükela:  tümü | bugün
  • analizde batili cozumde filistinli aydin
  • tipik müstemleke aydını sendromundan mustarip olduğu da iddia edilir bu türk aydını denilen kitlenin.
  • okudugu bircok kitap ve iyi egitimi ile kenidisin yetistirmis, bu bilgisini, sagolsun, acık radyolarda ve televizyonlarda herkesle paylasan, ama tas üzerine tas koyma özürü olan, anlamsız konularda tartısabilecek, nereye gittigi belli olmayan kuru yuk gemisi...
  • " adamın eğitimi çok iyi, görgüsü, inceliği, zarafeti ondan da iyi. ingilizceyi en az aristokrat bir ingiliz kadar konuşuyor. türk kültürüne de vakıf, osmanlı'ya hiç yabancı değil. batı'yı bir batlı aydın kadar tanıyor, biliyor.
    görmüş geçirmiş biri emekli bir bürokrat. objektif ölçülere vurun : hiçbir eksi bulamazsınız. "kültürlü" bir türk insanı, donanımı çok iyi. konuşuyorsunuz, fikir alışverişinde bulunuyorsunuz bunu belki biraz da tatlı tarafından tartışıyorsunuz. bu türk "aydınında" birşeylerin "eksik" ve "yanlış" olduğunu görüyorsunuz. rahatsız eden birşey var. nezaketi ve zarafeti değil, bilgisi değil kültürü hiç değil. eksik olan ne, yanlışı nerede diye düşünmeye başlıyorsunuz. yanlışlar ve eksikler yavaş yavaş önünüze dökülüyor.

    aşırı bir "batı" hayranı. bu suç mu? hiç de değil. avrupa'ya bende bayılırım londra'yı, paris'i, brüksel'i dolaşmayı bende çok severim. o zaman ters olan ne?

    türkçe konuşurken bile ingilizce, fransızca düşündüğünü anlıyorsunuz. kendini bu toprakların insanı gibi değil de beyni orada kalmış, boğaz'a da turist olarak gelmiş bir "avrupalı" olarak görüyor.

    peki bunun neresi yanlış? çok açık değil mi; türkiye'nin sorunlarına bakarken, içerden biri gibi değil, dışardan biri gibi düşünüyor; türkiye avrupa ilişkilerini değerlendirirken bir ingilizden, bir almandan farksız değerlendirmeler yapıyor. ve bunu avrupalılık sanıyor. bir ingiliz aydınının ingiltere'de olayları nasıl algıladığı, bir fransız düşünürünün ayaklarının fransa'da nasıl yere bastığını anlamamış, görememiş. bir fransız aydını bir ingiliz gibi düşünmeye çaba gösterirse ne avrupalı bir aydın, ne de bir fransız aydını olamayacağını anlamıyor.

    eksikliğinin, yanlışlığın bu noktada odaklandığını anlıyorum. hem de büyük bir yanlış. türkiye'de olayları değerlendirirken bütün bilgisine karşın olaylara "yanlış baktığını" görüyorum. nedeni ise çok açık. bu toplumun bir insanı olmasına rağmen kendi toplumuna "yabancı ve uzak". ömrünün çoğu burada geçmiş, ailesi, akrabaları burada, ekmeğini burdan kazanmış, ama hala bir yabancı gibi.

    kendini soyutlamış. kafasıyla düşünce yapısıyla dışarda. adeta istanbul'da yaşayan bir yabancı ülke vatandaşı gibi. kendi toplumunu "sadece" eleştiriyor. eleştirirken de adeta "gizli bir zevk" duyar gibi. avrupa'yı her konuda savunuyor. ona göre avrupa tokat atsa, kamçı vursa da haklı. bir avrupalının duyup da "şaşıracağı"
    kadar savunuyor. avrupalıdan fazla avrupalı olan bir "aydın".

    evet bakıyorsunuz olması gereken herşey var, hemde eksiksiz. bu nesnel şeyler yetmiyor. kendi toplumuna "kafa olarak yabancı", "katıksız avrupa hayranı" bir insanla karşılaştığınızı anlıyorsunuz. aynen osmanlı'nın çöküş dönemindeki birçok istanbullu aydın gibi.

    karşımda duran o nazik, zarif, bilgili insan aslında "devşirilmiş aydın tipinin" belirgin bir örneği. keşke gidip avrupa'da "gerçek bir aydın" olabilseydi.

    işin ilginç yanı, bu satırlar yüz yıl önce de yazılmış olsa geçerliliğini yine de korurdu sanıyorum.

    erol manisalı
    devşirilmiş aydın tipinin anatomisi "
  • günümüzde, halkımızın türk aydınından tüm beklentilerini karşılayan model için; (bkz: kuşum aydın)
  • türk aydını;
    otuzunda devrimci
    kırkında kuvvacı
    ellisinde ittihatçı
    altmışında sübyancı
    *yetmişinde dinci
    ama her zaman akşamcıdır.
  • (bkz: aydın üzerine tezler)
    ayrıca daha değişik bir referans için: (bkz: aydınlanma üzerine bir derkenar)
  • bircok ornekte goruldugu uzere (maalesef) dibine isik vermeyen mumdur turk aydini.
  • kendi başına ışık kaynağı olmak yerine, gelen ışığı yansıtma yolu ile aydınlatmak istediğinden, ancak bu kadar olabilmiş entelektüel erbab.