şükela:  tümü | bugün
  • sevdikler ve dostlarla yenen son yemek.
  • (bkz: the last supper)..
  • (bkz: son yemek)
  • michel tournier'in öykülerden oluşan -edebi metinler dersime girmiş ve "vandal bu 11 sosyal a" cümlesiyle lise tarihimizde yerini bulmuş- 'mustafa balel' tarafından çevrilmiş, fikrimce pek başarılı olmayan, ayrıntı yayınlarından çıkmış kitabı. içindeki "resmin efsanesi" isimli öyküsü çok güzeldir ve yanılmıyorsam kara kitap'ta da bu öyküye -efsaneye- gönderme vardır.
  • michel tournier'nin balıkçı bir adamla felsefeci bir kadının evliliğini ve çiftin ayrılmaya karar verdiğinde, veda yemeğine çağırdıkları dostlarından dinledikleri öyküleri anlattığı kitabı...

    erkek: balıkçı. denizden ve balıklardan anlıyor. kadını "morina balığı gibi güzelsin" diyerek seviyor. kendi kendini yetiştirmiş biri.

    kadın: felsefeci. leibniz, kant, hegel ve heidegger okuyor. aptal erkekleri bir bakışta anlıyor. dul. gözlüklü.

    evlenirler. her şey çok güzeldir. erkek balığa çıkmakta, kadın istekle onu beklemektedir. birbirlerine anlatacakları hikayeleri ve dinleme istekleri vardır... zamanla büyü bozulur... tutku önce suskunluğa/saygıya sonra da sabra dönüşür.^

    ...

    gecenin sonunda kadın şöyle der: "gerçekte bizde eksik olan, birlikte oturacağımız sözcüklerden yapılmış bir evdi"

    adamsa: "gündelik yaşamın balçığına gömülmüş iki sazan balığını andırıyorduk. bundan böyle dağdan kopup gelen sel sularında yan yana titreşen iki alabalık gibi olacağız"
  • (bkz: veda busesi)
  • sonu ayrılık olduğundan birlikte yenen en buruk yemektir.
  • kuşların ve tavukların sıcaktan ağızlarını kapatamadıkları, ağustos böceklerinin hayatlarının kadınıyla çiftleşebilmek için yırtınırcasına öttükleri bir günün akşamında veda yemeği yapılacakmış, ben de tayini çıkan bir meslektaşa plaket verecekmişim. halbuki mesaiden sonra gönlümce yüzüp "akdeniz'in ufka doğru mora çalan mavisi"ne bakarak dalıp gitmeyi kurmuştum sabahtan beri. 'kısa yoldan mutsuzluğa ulaşmanın formülü: hayatta önem ve değer verdiğiniz şeylerle eylemlerinizin (o veya bu sebepten) birbirini tutmaması'

    halbuki arayan ben olsaydım, "veda yemekleri hakkında ne düşünüyorsunuz" derdim önce, o zaman, sigara izmaritini küllüğe bastırırkenki başarıya ulaşma duygusu veya her sabah işyerinin kapısını açarkenki aldatıcı umut hissi belirirdi içimde, sonra "yemekler her zaman güzeldir" derdi birisi ya da "vedaları sevmem" derdi bir başkası. oysa aranan bendim, veda yemeğine davetliydim, üstelik bir meslektaşa plaket vermem bekleniyordu. söz hakkım yoktu ve telefonu kapatıp işime dönmem gerekiyordu. (keşke hâlâ çekirdek satıyor olsaydım)

    idam mahkumuna son arzusu sorulurmuş eskiden. (sezai karakoç'tan muazzez akkaya'yı nasıl sevdiğini anlatmasını dilerdim) şimdilerde cinayet ve hakaret sanıklarına son sözleri soruluyor (sövmek elbette suç ve savcılar mesailerinin yarısından çoğunu kimin kime sövdüğünü araştırmakla geçiriyorlar) ve şeftalilerin doğru dürüst çekirdeği bile yok.

    madem öyleydi, madem o akşam lanet vücudumu akdeniz'in tuzlu suyuna sokup her şeyi unutamayacak ve peşinden içeceğim iki soğuk birayla her şeyi tek tek en baştan hatırlayamayacaktım, madem suç işlememiş olmama rağmen hakkımda tutuklama emri düzenlenmişti, bunun hesabını onlara ödetecektim.

    işten gelip bir şişe şarabı bitirmem yarım saatimi aldı, ikinci şişenin yarısına geldiğimde biraz başım dönmüş, yemek saati gelmişti. 38 derece sıcaklıkta hiç kimse benden takım elbise giymemi bekleyemezdi. deniz şortumu ve en salaş tişörtümü giyip dışarı attım kendimi. yürüyor muydum yoksa olmayan karımın ölüm haberini almış, karısıyla ortak facebook hesabı olan zavallı, dul bir adamdım da kaza yerine mi çekiliyordum polisin uzattığı iple, bilmiyordum.

    hayatımın bütün vedaları, tüm ayrılıklarım bir bir geçiyordu aklımdan: o karlar ve kalderalar şehrini 'beni şiirlerimle yargılayın' diyerek terk edişim, çocukluğumun geçtiği mahalleden taşınırken bir ağustos akşamı arkadaşımın omzuna kimselere göstermeden usulca bırakıverdiğim bir damla gözyaşı, tren yolculukları, bebekken babamdan, çocukken annemden koparılışım, kiraz ağaçları, munzur çayı'nın serçeleri ve külüstür arabam ve sevgilim, ah sevgilim. aslında bunların hepsini şimdi düşündüm, yemeğe giderken aklımda hiçbir şey yoktu. dedim ya, birileri yola ekmek atmıştı, ben de bu ekmekleri takip ederek yemeğin yapılacağı yere gidiyordum.

    nihayet mekana ulaştım ve en yakındaki masaya zor bela attım kendimi. davetlilerin hepsi en şık ve gösterişli elbisesini kuşanmıştı. masadaki şarap kadehlerinden asaletle su içiyorlar fakat asla önlerindeki yemeklere el sürmüyorlardı. her sabah günaydın diyen insanlar ('onların birer kırba hepsi') bana hırlı mı hırsız mı olduğu anlaşılmayan bir köpek gibi bakıyorlardı. birisi gelip başımı okşamadığına göre hırlı olmalıydım. sonra vakit geçti, yemekler yendi, tayini çıkan meslektaşların ne kadar çalışkan ve arzulu olduklarına dair konuşmalar yapıldı. sonra adımı işittim ve plaket vereceğim meslektaşımın adını. kalkarken sandalyeyi yere düşürdüm. ihtiyar, zengin ve çirkin bir kadının çantasını kapar gibi aldım mikrofonu bol makyajlı kadından. aşağı yukarı şöyle dedim sanırım:

    "siz her yerde olduğu gibi burda da size ayrılan süre içinde sistemin uşaklığını yaptınız. çocuğunuzu özel okula göndermek ve arabanızın modelini yükseltmek için aylarca işe yaramaz işlerle uğraştınız. daha acısı, yaptığınız işin önemli olduğuna kendinizi inandırdınız ve kendinizce daha önemli yerlere gelmek için dilencilik ve soytarılık yaptınız. keşke dilenciler kadar onurunuz olabilseydi. meslekten ihraç edilmemiş olmanız yeteri kadar utanç vericiyken kalkıp bir de veda yemeği yapıyor, birbirinize güzellemeler döşüyorsunuz. sizler sözde adaletin yılmaz neferleri değil hiçbir işe yaramayan aşağılık memurlarısınız. rilke, "yirmi sekizimdeyim ve başarılmış hiçbir şey yok, bir inceleme, bir dram ve mısralar..." demişken "ve insanlar karşılıklı nefretler içinde/ yatarken aynı yatakta yan yana/ akar, akar yalnızlık ırmaklarca" derken ve sizler birçoğunuz otuzunu aşmışken her boku başardığınızı, birlikte iyi işler çıkardığınızı nasıl söylersiniz? birlikte ancak inşaat yapılır, insanlar birlikte ancak denizleri kumla doldurup üstüne otel dikerler. şunu bilmenizi isterim ki insanların birlikteyken başarabilecekleri işe yarar hiçbir şey yoktur. artık yalnızlığınızın farkına varın ve yeni bir hayata başlayın. (bir kitap okuyun ve tüm lanet hayatınız değişsin) ben adalete inanmıyorum, bunu seçimlerde de söylemiştim, hepinizden tiksiniyorum, geceniz güzel olsun"

    sanırım ağlamıştım, sanırım bu konuşmayı hak etmeyen bir ya da iki kişi vardı içlerinde. ama sarhoştum ve o gün denize girememiştim. bir ya da iki kişinin alkışını işittim sonra. devirdiğim sandalyeyi yerinden kaldırmadan evin yolunu tuttum.

    yatağıma yattım ve anında uyudum.

    (bunu söylemek çok zor ama sabahleyin adalete inanan aşağılık bir memur olarak uyandım)
  • dostlarla anlamlı harika yemek.