şükela:  tümü | bugün
  • uzun metrajlı fazla filmi olmayan bay erice, filmleri kadar adları da ışıklı filmler yapar. herkes bir yaratıcıdır, her film seyredildiğinde yaratılır.
    (bkz: the quince tree sun)(bkz: the spirit of the beehive) (bkz: the south) deşelemek isteyenlere..
    http://www.sensesofcinema.com/…ectors/03/erice.html
  • yengeç burcu 64 ya$ında yönetmen..
    1973-1983-1992 ve 2002'de yani (önceden de belirtildiği gibi) yakla$ık 10 yılda bir film çekiyor.

    el espíritu de la colmena facisından sonra, prensiplerini deği$tirmesi için mail attım kendisine..
    umarım tavsiyemi dinler de 2012 yerine film çekme tarihini 2085'e falan erteler.*
  • artık bildiğim tüm filmlerini gördüğüme göre birkaç kelam etme vaktidir.. erice, filmlerinde sade, az diyaloglu, duygu yoğun bir sinema oluşturmayı tercih ediyor. ne söylediğini bilen, tavrı net bir kamera dili var. sembolik, dingin bir anlatımdan yana. sinemaya sorular soruyor, cevaplar veriyor. saf sinemayı arıyor.
    özellikle son filmi el sol del membrilloda ulaştığı yetkinlik hayranlık uyandırıcı..
    (bkz: los dosafios)
    (bkz: el espíritu de la colmena)
    (bkz: el sur)
    (bkz: el sol del membrillo)
  • 2010 cannes film festivali'nin jüri üyesi. bana kalsa jüri başkanı olmalıydı ama olsun kalbimdeki yeri her zaman en üstlerdedir.
  • güzel dönem filmleri vardır. hicivsel tarzı güzeldir. (bkz: ispanyol sineması)
  • el espíritu de la colmena ve el sur, gibi iki muhteşem filmi çekmiş, yengeç burcu yönetmen. "yengeç burcu, ne alaka", diyenlere tek bir cevabım var; yengeç burcunu severim. basit ama öyle.
    [(bkz: #28106210) ]
  • bkz: http://alihasar.blogspot.com.tr/…ice-roportaji.html victor erice, söyleşi, cannes'dan

    ne tür sinemayı seviyorsunuz?

    milli olmayan, evrensel bir dili olan kaliteli sinemayı. çocukluğumun sineması kuzey amerika sineması’ydı, çünkü bugün olduğu gibi o dönemlerde de müthiş bir amerikan filmleri furyası vardı. 1940’lı yılların filmlerini izlemeye gittim ilk olarak. john ford, howard hawks, michael curtis, victor fleming… kim olduklarını bilmiyordum, oyuncular için gidiyordum, yönetmenler için değil. bilirsiniz, bunlar her zaman bir çocuğun tercihleridir. o dönemlerde, sinemayla tanışmak halkın bildiği, gördüğü bir şeydi. bugünse, çocuklar evlerinde, televizyonlarda sinemayı görüyorlar, bu da böylelikle genelden ziyade daha özele inmiş oluyor. sanırım aradaki farkı oluşturan bu.
  • benim için ispanyol sinemasının zirve noktasıdır. el sur izlediğim zamanki hal hala üzerimdedir. ispanyol sinemasının aile ile olan uğraşı, politik yönü ve sarımtırak van gogh havası ile dünya sineması içinde başka bir yerdedir. franco ve iç savaş nedeni ile geç gelişen bir sinema olmasına karşı italyan yenigerçekciği ile kendine ayrı bir ses bulan ispanyol sineması içinde en değerli yönetmenlerden biridir victor erice. belkide çocukluk filmleri yapmasından ötürü olsa gerek bütün duyguları en saf hali ile gösteriyor gibi gelir bana. sanki bir çocuk oyunu içinde kendi tecrübi zamanımızda dans ediyoruzdur. tuttuğu şeyi öyle naif okşuyor ki sanki ayasofya daki deesis mozaiğindeki vaftizci yahya 'nın bakışının bir imgesi gibi gelir sineması. ayrıca bir sinema oburu değil yani aklına gelen her hikayeyi "aaa bunu çekerim" diyerek ve bizdeki bazı yönetmenler gibi ben ne yapsam zaten yerler tarzında düşünen biri değil. sinemaya ne kadar şiirsel yaklaştığını buradan anlayabiliriz. çektiği bütün filmleri ile gönlümde ayrı bir yeri vardır.
  • bu kadar saf ve doğal filmler yapmak gerçekten kolay değil. başrol için seçilen çocuklardan daha iyisini düşünemiyorsun. çocuklardan böyle bir performans almak için onların dünyasını çok iyi bilmeli bir yönetmen, onlarla kusursuz iletişim kurabilmeli istediklerini ekrana yansıtmaları için. bunu başardığını görüyoruz ve anlıyoruz ki, victor erice özel bir insan.